|
“Trakya’da lokomotif biziz”
Haberin Yayın Tarihi: 12 Aralık 2011 Pazartesi - 11:58
Kemal Şahin 56 yaşında, 4 kıtada faaliyet gösteren holdingin başında olan bir işadamı. Şahin başarılarını, hayatını, Trakya’daki yatırımlarını, yapmayı düşündüğü yeni yatırımları, Avrupa krizini, Arap Baharı’nı arkadaşımız Murat Savaş’a anlattı.
 Kemal Şahin 56 yaşında, 4 kıtada faaliyet gösteren holdingin başında olan bir işadamı. Şahin başarılarını, hayatını, Trakya’daki yatırımlarını, yapmayı düşündüğü yeni yatırımları, Avrupa krizini, Arap Baharı’nı arkadaşımız Murat Savaş’a anlattı.
- Toroslar’ın eteğindeki bir dağ köyünde doğup, neredeyse bütün dünyaya uzanan fabrika ve şirketler ağı kurdunuz. Köyünüz nasıl bir yerdi? Köyden çıkışınız nasıl oldu?
- Doğduğum Taşlıpınar Köyü, Konya Beyşehir’e bağlıydı. Şimdi Derebucak İlçesi’ne bağlı. Köyümüz Torosların eteğinde bin 500 metre yükseklikte kurulu bir dağ köyüydü. Biraz hayvancılık, biraz tarım yapılırdı; ama ancak insanların karınlarını doyuracakları kadar. Babam köyün hali vakti yerinde olanlarındandı ama, yine de beni okutacak parası yoktu. Devlet parasız yatılı sınavlarını kazanarak liseyi bitirdim. Sonra askeri okul sınavlarını kazandım. Ancak ben ODTÜ’de mühendislik okumaya karar verdim. Daha sonra da yurtdışı burs kazanarak Almanya’ya gittim.
“MÜHENDİS OLARAK ÇALIŞAMADIM”
- Mühendissiniz ama mühendislik yapmadınız.
- Almanya’da yüksek mühendis olarak mezun oldum ama, çalışma izni vermediler. Ben de bir stajda kazandığım 5 bin markla kendi işimi kurmaya karar verdim. 5 bin mark öyle büyük bir para değildi ama, ondan çok daha büyük bir kapitalim vardı; dürüstlük... Dürüstlüğün yanı sıra da elbette muazzam bir çalışma ve başarı azmim vardı. Önce bir hediyelik eşya dükkanı açtım. Altı ay sonra mühendis kadar maaş kazanmaya başlamıştım. Kendi kendime “dört – beş yıl boşuna uğraşmışız. Burada iyi bir kaynak var, devam edeyim. Diploma bir kenarda dursun” dedim. Sonra tekstil işi yapan arkadaşlarımın mallarını satmaya, hatta toptancılık yapmaya başladım. 1984 yılında kendi atölyemi kurdum. Çünkü insanlar, tekstildeki ürün basit olsa bile Avrupalı’nın ne istediğini bilmiyordu. Mesela basit bir tişört istiyorum. Yarısı defolu geliyor, ya da mal zamanında gelmiyordu. Bazen yüklenmeyen mal için bile “Abi çoktan yolladık” diyorlardı. Biz Almanya’da iş yapıyoruz ve müşteri bizden dürüst bir çalışma tarzı ve zamanında düzgün mal istiyor.
“BAŞARIMDA TÜRK – A LMAN SENTEZİ VAR”
- Başarınızın sırrı nedir?
- Almanya’da edindiğim disiplini ve dakikliği, Türk insanının esnekliği, yaratıcılığıyla sentezleyerek başarıyı yakaladım. Mesela Alman insanı çok disiplinlidir ama çok kuralcıdır. İşin servis kısmını Almanlar, Türkler kadar beceremez. Bizim insanımız son derece yaratıcı ve esnektir. İlk atölyemi kurunca, kendi yakınlarımı ve fakir yöremizin insanlarını yanıma aldım. “Gelin çalışın kimseye muhtaç olmaz dik durursunuz” dedim. Bir kısmını işe ortak da ettim. “Yanlış yaptığınızı da, doğru yaptığınızı da söyleyin” dedim. Yanlış üretilen malları da satacak pazarlar vardı, doğru üretim yapılanları da iyi müşterilere satıyordum zaten. Bu arada atölyeyi kurduktan kısa bir zaman sonra 2 ay sürecek olan kısa dönem askerliğimi yaptım. Askerden geldikten sonra işlerin ikiye katlandığını gördüm. Tabi pazarda büyük bir güven sağladık. Baktık ki mal yetiştiremiyoruz. Bir fabrika, iki fabrika, üç fabrika daha derken, 3 sene içinde Türkiye’nin en büyük tişört ihracatçısı olmuşum. Farkında değilim. TIR, TIR mal gidiyor. Dürüst, adil davranan, insana değer veren bir anlayışla hem Türk piyasasında, hem de Almanya’da güvenilir bir grup haline geldik. 2008’de yaşanan global krizde bile insanlara verdiğimiz sözleri tuttuk. Krizin getirdiği zor şartları çalışanlarımızla, tedarikçilerimizle ve müşterilerimizle açıkça paylaşarak başarıyla yönettik. Böylece grubu yeniden yapılandırarak krizi fırsata çevirdik. Başarılı olmamızda en büyük etken, Şahinler isminin güvenilirlikle özdeşleşmiş olmasıdır.
“HEMŞERİLERİMİ DE İŞE ALDIM”
- Sizin için “İşe yakınlarını, hemşerilerini alır” deniyor. Bunun doğruluk payı var mı?
- Almanya’da okurken, köyün gençlerini teşvik etmek için 100’er Mark burs gönderdim. Köylülerimi, hemşerilerimi işe alıyoruz. Geçmişte bazılarına, eğitimi olmamasına rağmen fazla yetki verdik. Bazı yanlışlar yapıldı. Hala bizim köyden birkaç arkadaş var. Ama yöneticilerin çoğu Konyalı değil. Çalışanlar arasında Konyalı bin kişi belki vardır. Ama geri kalan dokuz – on bin kişi ise başka başka şehirlerden , hatta ülkelerden. Konyalı öğrenciler de okulu bitirdikten sonra, bizim şirketlerimizde çalışmayı tercih ediyorlar. Bizde, yani Anadolu’da hemşehricilik güçlüyken, Türkiye’nin batısında ve Trakya’da biraz daha azdır. Baştan beri iş disiplini konusunda katıyım. Şirketlerimizden birinde çalışacak olan yakınım olduğunda onlara açıkça diyorum ki, “Sen burada ne benim yakınımsın, ne de torpilli. Yakınım olduğun için sana buraya girme şansı veriyorum ve bunu da görev biliyorum. Ama yöneticine karşı, diğer tüm çalışanlarla eşitsin. Senin asla bir önceliğin yok.” Yöneticiye de söylüyorum. Ama buna rağmen istismar edenler oluyor. Gidip “Ben Kemal Şahin’in yakınıyım, soyadım Şahin” diyor. Kraldan çok kralcılar çıkıyor. Böyle olunca bu sefer yöneticiler de Konyalılar'ı işe almaktan çekiniyorlar. Tam tersi de olabiliyor. Neticede biz herkesi eşit şartlarda çalıştırmak istiyoruz. Burada bu savaşı veriyorum. Konyalı, Edirneli, İstanbullu, Hıristiyan, Müslüman, Alevi, Sunni, Kürt, Türk hiç fark etmez. Almanya’da da bir kişi firmanın kapısından içeri girdi mi dinine, milliyetine bakılmaz. Herkes eşittir. Onun için Almanya’da ünlü bir firmayız. Bugüne kadar hiç bir olay olmadı. Herkes herkesin dostudur, öyle çalışıyoruz. Yani kaynaştıran ve bütün toplumu kucaklayan bir vizyon oluşturduk.
“TRAKYA’NIN BÜYÜK SANAYİCİSİYİM”
- Yatırımlarınızın büyük bir çoğunluğu Trakya’da. Trakya’da ne durumdasınız?
- Koca vilayeti lokomotif gibi sürükleyen biz varız. En çok istihdam yaratan Trakya vatandaşıyım. Ben Trakya’nın en büyük sanayicisiyim. Tabi itiraz eden olmazsa. İtiraz eden olursa da getirin benim yanıma. O zaman rakamları karşılaştırırız. Ben Edirne’de iki bine yakın kişi, Çorlu’da üç bin – üç bin beş yüz kişi, Trakya bölgesinde toplam beş bin civarında istihdamımız var. Biz Trakyalı olduk ama aslen Konyalıyım.
“TERCİHİMİZ YERLİ HALK”
- Yurtdışındaki fabrikalarınızda hangi milletlerden işçi kabul ediyorsunuz?
- Almanya’da birinci sırada Almanlar, ikinci sırada Türkler var. Fransa’da da Fransızlar birinci ama, ikinci sırada yine Türkler var. Türkler de bizi tercih ediyor; diyorlar ki “Ben hiç Alman firmasında çalışmadım. Türk firmasında çalışmak istiyorum.” Gelip bizi tercih ediyorlar. Almanya’da, en popüler Türk kökenli şirketiz. O yüzden Almanya’da güçlü bir yerimiz var. Her ülkede o ülkenin yerlisini daha çok tercih ediyoruz. Çünkü iyi yöneticileri büyük havuzdan seçiyoruz. Azınlıklarda iyi yöneticiyi her zaman bulamıyorsunuz. Bir de pazarlamada Almanların olması daha iyi. Türkler de tedarikte iyi.
FABRİKA ÜRDÜN’DE İŞÇİLER BANGLADEŞLİ
- Afrika ülkelerinde de durum aynı mı?
- Arap baharı nedeniyle Mısır’daki fabrika birkaç gün kapandı. Çünkü sokağa çıkma yasağı vardı. Buna rağmen işçiler geldi. Ancak bankalar çöktü, hatları kesildi. Bürokrasi ilk önce bir bocaladı. Şimdi normal çalışıyor her şey, memnunuz. Ürdün’de de baştan bir tedirginlik oldu ama bizim işimiz aksamadı. Ürdün’de bin 500 çalışanımız var. Bin 500 işçinin bin 200’ünü başka ülkelerden getiriyoruz. Fabrikanın15 kişilik yönetici ve uzman kadrosu Edirne’den gitti. Onlar da orada bir küçük grup olarak kendilerine bir yaşam düzeni kurdular ve çok mutlular. Türkiye’ye gelmek bile istemiyorlar. Orada kendilerine bir köy kurmuşlar. Arapların kültürleri bize yakın ve aynı zamanda Türkler'e çok saygılı davranıyorlar. İşçilerin çoğunu Bangladeş’ten, bir kısmını da Sri Lanka’dan veya Kamboçya’dan getiriyoruz. Getirdiğimiz işçilere kalacakları yurtlar tahsis ettik, haftanın yedi günü yemek veriyoruz. Ürdünlüler konfeksiyonu bilmiyor. Onları daha çok muhasebeye ya da getir – götür işlerine alıyoruz. Zaten Ürdün’de çok fazla nüfus yok.
“EDİRNE’DE YÜZDE 70 BÜYÜDÜK”
- “Kriz var” deniyor. Siz kendi şirketleriniz açısından 2011 yılı için bir değerlendirme yapabilir misiniz?
- Geçen sene krizden sonra bir hayli büyüdük. Bu yılın ilk sekiz ayında Türkiye’nin de büyüme hızını geçerek, yüzde 30 büyüdük. Gerçi son iki ayda büyümede biraz düşüş oldu. Ama sekiz ayın ortalaması yüzde 30 civarındaydı. Şimdi krizin etkisiyle talepte biraz daralma var. Genelde tekstil sektöründe bir daralma hissediyoruz. Edirne’deki tesisimizde yüzde 70 büyüme kaydettik. Avrupa Serbest Bölgesi’nde ise yüzde 75 büyüdük. Çorlu’daki fabrikalarımızda yüzde 33 büyüdük. Trakya’daki büyümemiz Türkiye, hatta dünya ortalamasının üstünde. Trakya’da krizden sonra binin üzerinde yeni işçi aldık. Edirne’deki tesislerimizde çalışan sayımız 2 bin'i buldu. Edirne’deki Modavizyon tesisimiz Türkiye genelinde en çok kadın çalışan istihdam eden 22’nci şirket olurken, tüm Trakya bölgesinde ise aynı sıralamada birinci şirket oldu. Trakya’daki yöneticilerimizin kurduğu Ürdün’deki fabrikamızla Trakya’daki fabrikamız ortalama yüzde 70 büyüdü ve Ortadoğu’nun, Balkanlar’ın belki de Avrupa’nın en büyük kadın konfeksiyonu, abiye kıyafet, ceket, pantolon üreten tesisleri haline geldi. Zannediyorum ki, bu büyüme biraz daha yavaşlayarak devam edecek. Yüzde 30 olmaz da yüzde 20-25 olur. Ama daha sonra belki bir atak yapıp yüzde 50’lere doğru çıkabiliriz.
“BATI İSTANBUL’U İNŞA EDİYORUZ”
- Yeni projeleriniz, yöneldiğiniz yeni iş alanları var mı?
- Genel olarak konuşursak, Antalya – Belek’teki tatil köyümüz Club Mega Saray, iyi bir dolulukla sezonu geçirdi. Mega Saray Almanya ve Rusya’da en çok beğenilen tatil köyleri arasında olup, yüzde yüze yakın bir doluluk oranıyla çalışıyor. İstanbul’daki otel projelerimizle de turizmde büyümeye devam edeceğiz. Bir inşaat projemiz var, onun çalışmasını yapıyoruz. Kriz çok derinleşmezse, gelecek yılın başında başlamayı düşünüyoruz. Batı İstanbul’un en önemli projesi olacak. Beylikdüzü’nün merkezini inşa ediyoruz. İstanbul’un batı merkezi oluyor. Herkesin gidebildiği, gezilebilecek büyük bir meydan olacak; Beylikdüzü’nün tam ortasında, E-5’in kenarında… Etraf ormanlık alan. Nişantaşı gibi herkesin alışveriş yapabileceği bir yer olacak. İçinde otel, ofis bloğu, rezidanslar, alışveriş caddeleri ve yürüme yolları var. Kendi başına şehrin karakterini değiştirecek, 74 dönüm üzerine yapılacak, gerçekten de büyük bir proje olacak.
“LAİKLİK ÇIKIŞI ÖNEMLİ”
- Arap Baharı ve Erdoğan’ın laiklik vurgusuyla ilgili bir değerlendirme yapar mısınız?
- Libya’da ayaklandılar, etrafı tahrip ettiler. Uzun vadede orası düzelecek ve iyi olacak. Türkiye açısından da iyi oldu. Başbakan Tayyip Erdoğan da çok güzel bir mesaj verdi. Laikliği tanımladı ve “Laik demokrasiyi getirin” dedi. Süper bir şey oldu. Bence o mesaj dünya için de Türkiye için de önemliydi. Erdoğan’ın laiklik söylemini kullanması, Ortadoğu için çok önemlidir. İslam ülkelerinin demokratik yönetim şekliyle tanışmasına vesile olmak, güzel bir adımdır. İslam ülkelerinin toparlanmasına, Batı’yla barışması katkı sağladı. İnsanların farklı dinlere, farklı uluslara mensup olmasının bir önemi yok. Bir arada yaşamayı öğrenmeliyiz. Bunun için laiklik iyi bir anahtar. Müslüman olabilirsin, Hıristiyan olabilirsin... Sana başkasının karışmaması için uğraş ama, sen de başkasına karışma. Dindar vatandaş “Benim dinime karışmayın, ben de size karışmayayım” dediği anda sorun çözülüyor. Arap ülkelerinde bazı liderler dini kullanarak insanların özgürlüğünü yok edip, yeni rejimler geliştiriyorlar. Ülkelerindeki insanların dünyaya açılmasını ve gelişmesini engelliyorlar. Kaynakları adil dağıtmıyorlar. Ancak şimdi internet çağı geldi. Gençler dünyayı tanıyor, öğreniyor ve artık uyumuyorlar. Onun için bu tür devrimler 20 sene önce komünist ülkelerde yapıldı. Oralar şimdi hem demokrasiyi özümsediler, hem de zenginleşip batının bir parçası oldular. Şimdi Arap dünyasındaki gençler de özgürlük ve demokrasi yolunu seçtiler. İlk etapta bazı karışıklıklar olacaktır ama, eninde sonunda bu ülkelere demokrasi yerleşecek ve toplumlar daha hızlı daha dengeli bir şekilde refaha ulaşacaklar. Burada Türkiye’nin model alınması çok önemli. Atatürk bu olacakları sanki 90 yıl önce görmüş gibi… Biz kendi demokrasimizi de geliştirip, çağın en iyisi haline getirmeliyiz. Toplumun tüm katmanlarını kucaklayacak bir anayasayı da yapmalıyız ki bizi örnek alan bu kardeş ülkelere de her zaman ışık tutmaya devam edelim, bununla da gurur duyalım.
“KRİZ, ÇOK POLİTİKACI YER”
- Avrupa’daki krizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Derin ve ucu belli olmayan bir krizle karşı karşıyayız şu anda. Bildiğimiz şeyler var. Yunanistan gibi ülkeler Euro’dan çıkmazsa Avrupa’nın krizi bitmez. Bunu net olarak söyleyebilirim; şu anda pansuman yapıyorlar. Politikacılar geleceklerinden korkuyor. Avrupa krizi, daha çok politikacı yiyecek. Bu durum Almanya ve Fransa’nın politik yapılarını da derinden etkileyecektir. Aslında en ideali, güney ülkelerini kontrollü bir şekilde Avrupa Birliği’nde bırakmak, Euro’dan çıkarmak. Bu da zor bir şey. Bunu çıkarttığın zaman bir sarsıntı olacak. Bu sarsıntı da politikacıları götürecek. Onun için korkuyorlar. Destekle ayakta tutmaya çalışıyorlar. İmkansız; çünkü güney ülkeleri, kuzey ülkeleri kadar verimli değil. Son on senede verimlilikleri arasında yüzde 40 fark oluştu. Rekabet güçleri düştü, üretim yapamaz hale geldiler. Krizle, TL yüzde 20-30 değer kaybetti. Turizmde ucuzladık, tekstilde de öyle. Yunanistan ucuzlamadı. Ama Yunanistan’ın maaşları arttı. Krizde zayıf ülke, parası değer kaybederek güçlenir, rekabet gücü bulur ve açığı kapatır. Yunanistan’ın borç sorunu kemer sıkmakla çözülmez. En ideali Euro’dan çıkacak, çıkınca da parası değer kaybedecek. Bu kez aldığı maaşla herkes çok tüketemeyecek. Ama fabrikalar çalışacak ve dışarıya mal satabilecek. Ve bu şekilde toparlanacaklar. Avrupa’da zayıf ülkeler var. Bu kriz onu ortaya çıkardı. Dışarıdan para enjekte ediyorlar. Pansumanla olmaz, ameliyat yapmak lazım. Onun için Avrupa krizi çok zor bir kriz. Euro’dan çıkmadan çözülecek bir kriz değil ve bizim de başımızı ağrıtacak. Avrupa’daki kriz Türkiye’yi de ciddi ölçüde tehdit ediyor. Avrupa bizim ana pazarımız. Avrupa’da bir küçülme olursa, Türkiye’nin bu ülkelere ihracatı azalır. Yunanistan iflas ederse bankalar da çöker. Bizim bankalarımız onların kaynaklarını kullanıyor. Bunun için bizi de vuracak. Bu defa kriz sözleri dolanmaya başladığı andan itibaren tedbirler alınmaya başlandı. Onun için Sayın Bakanımız Babacan uyarıyor mesela.. “Bu kriz derinleşebilir, ayağınızı denk alın” diye mesajlar veriliyor ki, bence çok güzel mesajlar bunlar. Krizi iyi yönetiyorlar. Merkez Bankası da iyi yönetiyor. Bizi de etkileyecek ama, Avrupa ülkelerinin tümünden daha az etkileyecektir. Amerika’dan da az etkileyecek. Özellikle bizim bankalarımızın güçlü bir durumda olması, istikrarlı iktidarın, hızlı karar alan bürokrat ve siyasi kadrolarımızın bulunması, Türkiye’nin bu krizi fırsata çevirmesine de imkan tanımaktadır. Özellikle bütçe açıklarımızın az olması, cari açığı kontrol altına almamıza önemli katkı sağlayabilir. Zira ihracata yönelik kalıcı üretim potansiyeli yaratacak teşvikler devreye sokulabilir.
“YENİ BİR ANAYASA YAPMALIYIZ”
- Hükümetin politikalarını nasıl buluyorsunuz?
- Türkiye’nin bir çıkmazı var; Ortadoğu ile çok ilgileniyoruz. İsrail’le ilişkiler son dönemde gerildi. Tabii ki İsrail’in Mavi Marmara’ya yaptığı kabul edilemez ve sert tepki vermemiz de gerekiyor. İsrail bizim dostumuzdu ve Yahudi lobileri hala dostumuz. Dikkatli olmak lazım. Öte yandan, Başbakanımız Erdoğan’ın İslam ülkelerine yönelmesi, onlara yol gösterme, demokrasi süreçlerinde destek olma yaklaşımını doğru buluyorum. Ancak böyle kriz ortamlarında, iç sorunların çözümüne biraz daha ağırlık vererek odaklanmak gerekir diye de düşünüyorum. Çünkü bizim kendi içimizde de sorunlarımız var. PKK her gün can alıyor. Onun dışında bir Kıbrıs konumuz var. Başka sorunlarımız var. Bunlara da odaklanmalıyız. Mesela yeni bir anayasa yapmamız lazım. Seçimi kazandık. Türkiye’nin güzel bir Anayasa’ya ihtiyacı var. Türkiye’nin içindeki toplumları barıştırmamız lazım. O zaman gerçekten güçlenen bir yıldız gibi parlayan Türkiye oluruz. Böylece bütün komşularını kucaklayan ve onlara örnek olan, ekonomilerini geliştiren bir ülke oluruz. Birilerini kazanalım derken, başkalarını dışlamaya gerek yok.
KEMAL ŞAHİN KİMDİR?
Kemal Şahin, Konya’nın Beyşehir ilçesine bağlı Taşlıpınar Köyü’nde, 1955 yılında doğdu. İlkokulu Taşlıpınar’da, ortaokulu Seydişehir ve Beyşehir ilçelerinde, liseyi de Konya’da bitirdi. 1973 yılında devlet bursuyla Almanya’ya gitti, Almanca öğreniminin ardından, Aachen Teknik Üniversitesi’nde Metalurji Yüksek Mühendisliği tahsilini tamamladı.
Kemal Şahin, 1997 yılında “Almanya’da Yılın İşadamı” ödülüne layık görülürken, Amerika’daki “Dünyayı Yönetenler Klübü” olarak bilinen Enterpreneur of the Year Institute’ye üye kabul edilen ilk Türk oldu. Avrupa Klübü (Club of Europe) ise kendisine, 1998 yılında, demokrasinin, serbest pazar ekonomisinin ve Türk-Alman dostluğunun gelişmesine sağladığı katkılardan ötürü “Avrupa Onur Girişimcisi” ödülünü verdi.
Hayatını, fikirlerini anlattığı, deneyimlerinin büyük bir bölümünün yer aldığı, “Zirvedeki Şahin” isimli kitabı, Mart 2000 tarihinde Türkiye’de okuyucularıyla buluştu. İş dünyasına ışık tutacak yönetim stratejilerinin yer aldığı, “Der Falke in der Fremde” (Gurbetteki Şahin) isimli Almanca yazdığı kitabı da, 2002 yılında ünlü yayınevi Econ tarafından Almanya’da yayınladı.
Yaptığı çalışmalarla, ülkemizin dünyaya tanıtılmasında ve devletimizin yüceltilmesinde gösterdiği üstün başarılarından dolayı, Türkiye Cumhuriyeti 9. Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel tarafından, 7 Nisan 2000 tarihinde, “Devlet Üstün Hizmet Madalyası” ile ödüllendirildi.
Kemal Şahin, en anlamlı ödüllerinden birini de 31 Ekim 2000 tarihinde aldı. Türkiye’nin 2’inci büyük üniversitesi olan Selçuk Üniversitesi, Şahin’i çalışma hayatındaki başarılarından dolayı örnek girişimci göstererek, İşletme Ana Bilim Dalı’nda “Fahri Doktora” payesi ile ödüllendirdi.
Şahin, Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük lobi kuruluşu ATİAD’ın (Avrupa Türk İşadamları ve Sanayicileri Derneği) kurucularından olup, 4 yıl süreyle başkanlığını yaptı. Halen, derneğin İstişare Kurulu Başkanı unvanını taşımaktadır. Aynı zamanda, Türk Dış Ticaret Vakfı’nın kurucularından da olan Şahin, halen Vakfın Mütevelli Heyeti Başkanı’dır. Kemal Şahin TEMA Almanya Vakfı’nın kurulmasında da öncülük etmiştir. Şahin Tema Almanya’ya Danışma Kurulu Başkanı olarak desteğini sürdürmektedir.
Kemal Şahin, Alman ve Türk işadamlarını aynı çatı altında toplamak, iki ülke arasındaki ekonomik ve toplumsal iş birliğini artırmak üzere kurulan “Türk-Alman Ticaret ve Sanayi Odası”nın da Kurucu Başkanı´dır. Şahin ayrıca, 2006 yılında kurulan TD-Platform (Türk – Alman Öğrenci ve Akademisyenler Derneği)’un da kurucularından olup, Danışma Kurulu Başkanı olarak desteğini sürdürmektedir.
Kemal Şahin, iki ilkokul yaptırarak T. C. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağışlamıştır.
Kemal Şahin’e son olarak 2010 yılında, Köln ve Çevresi Zanaatkarlar Birliği tarafından “Girişimcilik Ustası Ödülü” verilmiştir.
Şahin, Almanca, İngilizce ve Fransızca biliyor.
|
|
USD Alış 1.8160-TLUSD Satış 1.8248-TL | | EURO Alış 2.3062-TLEURO Satış 2.3173-TL
|
|
|