ANASAYFA
24 Eylül 2018 Pazartesi
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
SAROS GERÇEĞİ - 3
"... Kapanan taş ocaklarının faaliyetlerini durdurması yönünde mahkeme kararları varken bu kişilerin hala faaliyetine devam etmesi gerçekten de insana birçok şeyi sorgulatıyor. Üstüne üstelik bu ocaklardan birinin orman arazisi üzerinde olması ve arazinin de konuyla epey ilgili bir bakanlığa ait olması, olayın vahametini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor..."
Haberin Yayın Tarihi: 16-05-2018 06:45
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto
SAROS GERÇEĞİ - 3

Orkun AKMAN yazdı...

Bölüm - 3

Uzunkum - Kalekoy - Mecidiye - Erikli

 

2. GÜN (25 Nisan 2018 Çarşamba) / 26 KM

 

Geceyi Mecidiye’de geçirdikten bir önceki günü bitirdiğim nokta olan İbrice Limanı’na doğru yol alacağım ancak sabah tekrar buluştuğumuz Recep abiyle önce taş ocaklarını gözlemleyeceğiz. Recep abinin 1954 model şirin mi şirin bir Amerikan tipi bir Willys’i var. Willys’e atlıyoruz ve limanı Uzunkum’a bağlayan yola doğru yol alıyoruz. Yoldan aralıksız geçen kamyonların etrafa saçtığı tozlar tahribatın habercisi gibiydi. Bu bölgeyi daha önce hiç gözlemlemiştim. Uzunkum’a hep, İtalyan Koyu adıyla bilinen Kalekoy üzerinden gittiğim için, bölgede yaşanan korkunç tahribatı da daha önce hiç bu kadar yakından hissedememiştim.

 

Bugün itibariyle İbrice’de iki, Kartalkaya’da bir olmak üzere körfez bölgesinde toplam 3 adet taş ocağı faal halde. Bunlardan biri DSİ’nin açtığı ve 2019’da sözleşmesi sona erecek olan taş ocaklarından biri. İbrice’deki diğer taş ocağının ve Kartalkaya’daki taş ocağının sözleşmesi ise 2026’ya kadar.

 

KEŞAN ESKİ KAYMAKAMINDAN KUM OCAKLARINA DÂHİYANE PLASE

 

Şimdi taş ocaklarıyla tahrip edilen bu güzelim noktadaki doğa katliamı aslında yıllar önce kum ocaklarıyla başlıyor. Ancak dönemin Keşan Kaymakamı’nın Mecidiye halkını yönlendirmesi sonucu kurulan Su Ürünleri ve Balıkçılık Kooperatifi’yle kum ocaklarının önüne geçiliyor. Burada dönemin Keşan Kaymakamı’na ayrıca bir parantez açmak lazım. Adını öğrenemedim ancak yapmış olduğu bu cesur ve akıllıca hamle, günümüzdeki birçok bürokrata örnek olacak cinsten.

 

 

İLK TAHRİBAT 1974’TE BAŞLIYOR

 

Bölgedeki ilk taş ocağının 1974 yılında kurulduğunu öğrenince şaşırmıyor değilim. Körfezdeki tahribat neredeyse 45 yıl önce başlamış. 45 yılda bu ülkede çok farklı ideolojilere sahip partiler iktidar oldu. Dolayısıyla tahribat her dönemde devam etmiş ancak şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Bölgedeki en yoğun tahribat, maalesef son 15 - 20 yıllık dönemde yaşanıyor. Yani anlayacağınız gibi bölge en çok zararı, günümüz iktidarında gördü ve görmeye de devam ediyor. Zamanında iktidar partisinin Mecidiye’deki temsilcilerinin bu taş ocaklarında müdürlük yaptıklarını duyunca başta şaşırıyorum. Sonra şaşkınlık yerini normalliğe bırakıyor.

 

BAKANLIĞA AİT ARAZİDE BİR TAŞ OCAĞI!

 

Son olarak 2015’te kapanan bir taş ocağının hala mıcır ürettiğini öğrendiğimde ise ‘Nasıl olur?’ diye sormadan alamıyorum kendimi. Kapanan taş ocaklarının faaliyetlerini durdurması yönünde mahkeme kararları varken bu kişilerin hala faaliyetine devam etmesi gerçekten de insana birçok şeyi sorgulatıyor. Üstüne üstelik bu ocaklardan birinin orman arazisi üzerinde olması ve arazinin de konuyla epey ilgili bir bakanlığa ait olması, olayın vahametini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.

 

BAĞIMSIZLIĞI İLKE EDİNEN BİR YERLEŞİM

 

Bu arada, taş ocaklarının gün be gün erittiği Mecidiye’den de bahsedeyim. Mecidiye, 1995 ile 2014 arası belde statüsünde yönetiliyor. Dolayısıyla Saros’un bu şirin köyü, 19 yıl boyunca bir Belde Başkanı tarafından yönetiliyor. 2014 yerel seçimleriyle birlikte tekrar köy statüsüne dönen Mecidiye’nin 19 yıllık beldelik mazisinde şöyle bir ilginçlik var. Belde hiçbir zaman bir siyasi partiye mensup başkan tarafından yönetilmiyor. Belde başkanlığının özelliği, her dönem seçime ‘Bağımsız’ bir adayın girmesi. Dolayısıyla Mecidiye’yi yönetmek isteyen kişi bir partinin adayı olarak seçime giremiyor. Girse de Mecidiye halkı oy vermiyor. Eğer Mecidiye’yi yönetmeye talip kişi bir siyasi partiye üye ise Bağımsız Aday olmak için partisinden istifa etmek zorunda. İşte böyle kendine has bir özelliği, hatta güzelliği olan bir belde (günümüzde köy) Mecidiye…

 

Körfezde yaptığım yürüyüşün şüphesiz kattığı ve kazandırdığı çok fazla şey oldu bana ancak burada bir kişiye ayrı bir parantez açmam gerekiyor: Mecidiye’nin son belde başkanı Recep Çınar…

 

Sıkı bir Saros hayranı olması en büyük özelliğimiz ancak Recep abinin benden çok daha üstün olduğu bir konu var ki, Saros için verdiği mücadele… 2009 - 2014 yılları Mecidiye’nin belde başkanlığını yapan ve Mecidiye’nin son başkanı olarak tarihteki yerini alan Recep Çınar, Saros için, özellikle de Mecidiye için çok büyük bir şans. Belde başkanlığı döneminde kurumsal anlamda sürdürdüğü mücadelesini şimdilerde emekli bir öğretmen, eski bir belde başkanı ve çiftçi bir birey olarak bireysel anlamda sürdürmeye devam ediyor.

 

Taş ocaklarının Mecidiye’ye, daha doğrusu körfeze verdiği zararları bıkmadan usanmadan anlatan ve konuyu mahkemelere kadar taşıyan Recep Çınar, Mecidiye bölgesindeki kalker ve taş ocakları için mahkemenin verdiği ‘ÇED raporu gereklidir’ kararının baş mimarlarından. İrfan Balaban’la birlikte sürdürdükleri mücadele sonucu Edirne İdare Mahkemesi’nden çıkan karar, bölge adına umut olurken Çınar, mücadelesini sürdüreceğini, tüm taş ocakları körfezi terk etmeden mücadelesini bırakmayacağını belirtiyor. Burada bir başka isme de ayrı bir parantez açmak lazım. Tüm Trakya genelinde avukat sıfatıyla sürdürdüğü hukuk mücadelesini Saros Körfezi için ve devam ettiren Bülent Kaçar’ın da kulaklarını çınlatalım ve yazımıza devam edelim.

 

 

Recep Çınar’ın belde başkanlığı döneminde Mecidiye’de iki defa ev pansiyonculuğu kursu açıldığını ve bu kurslarda 30 + 30 toplam 60 Mecidiyelinin bakanlık onaylı belgeleriyle pansiyonculuk yapma hakları olduğunu belirtelim. Günümüzde hala bu belgeleri kullanarak geçimini sağlayan, Mecidiye ekonomisine katkı sağlayan ve Saros turizmine hizmet eden çokça kişi var. İşte Recep Çınar döneminde kırsal kalkınmanın en güzel örneklerinden birinin sergilendiği bu köy bugün hala gelirinin büyük bir kısmını turizmden elde ediyor.

 

Dolayısyla Mecidye’nin 2006 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 'Turizm Koruma ve Geliştirme Bölgesi', 2010 yılında da 'Saros Körfezi Özel Koruma Bölgesi' olarak ilan edildiğini de hatırlatalım.

 

 

Mecidiye’nin bir diğer büyük gelir kaynağını, Trakya’daki birçok köyde olduğu gibi tarım oluşturuyor. Bir de tabi balıkçılık. İşte Mecidiye halkının en büyük üç gelir kaynağı olan tarım, turizm ve balıkçılığın tek bir derdi var: Taş ocakları!

 

Körfeze yaydığı tozların beyazlığına aldanmayın. Bu ocaklar beyaz tozlarıyla körfeze, daha çok da Mecidiye’ye adeta bir kara bulut gibi çökmüş durumda. Köy halkının en büyük gelir kalemi olan 3 sektörün yanı sıra hayvancılığa da epey zararları dokunuyor. Şimdi sırasıyla bu sektörlere nasıl zarar verdiğine bir göz atalım.

 

TURİZM

 

Taş ocaklarının turizme verdiği zararı anlayabilmek için Mecidiye’den İbrice Limanı’na doğru hareket etmek yeterli. Kısa aralıklarla ocaklardan çıkan taşı Keşan üzerinden belli merkezlere dağıtan firmaların devasa kamyonlarını göreceksiniz. Zira bu kamyonları sadece bu yolda değil, Keşan yolu boyunca görmeniz mümkün. Gün içinde çok daha fazla servis yapabilmek adına hız limitlerini fazlasıyla aşan bu kamyonların etrafa yaydığı toz ve duman nedeniyle Mecidiye halkı camlarını açamaz hale gelmiş durumda. Dolayısıyla konaklama için köy merkezini tercih eden bir turist, gördüğü bu manzara karşısında ikinci bir defa köye gelmeyi düşünmüyor doğal olarak.

 

BALIKÇILIK

 

Bir de Mecidiye her yıl dalış yapmak için gerek profesyonel gerek amatör binlerce dalgıç geliyor. Bilindiği üzere İbrice Limanı, dalış ve sualtı sporu için oldukça özel bir bölge. Daha 5 yıl öncesine kadar körfezin dibinde orfoz sürülerine rastlayan dalgıçların şimdilerde bir tane bile orfoz görememesinin başlıca nedeni ne dersiniz? Elbette tahmin ettiğiniz konu! Çünkü taş ocaklarından çıkan toz, belli bir süre havada kaldıktan sonra deniz yüzeyine iniyor ve buradaki yaşam alanlarını etkiliyor. Dolayısıyla bu tahribata, bölgede dinamitle avlanan bazı sorumsuz balıkçılar da eklenince balıklar körfezi yavaşça değil, hızlı bir şekilde terk ediyor.

 

 

HAYVANCILIK

 

Etrafa saçılan tozun kanserojen etkisi bilimsel raporlarla güçlendirilmesine rağmen ve konuya ilişkin devletin onca merciine şikayetlerde bulunulmasına rağmen hala hiçbir şey yokmuş gibi davranılması konusunda çok fazla ağzımı açmak istemiyorum ancak en kibar yoluyla şöyle diyebilirim; insan sağlığını hiçe sayan, para uğruna hem çevrenin hem de bölge insanının sağlığını tehlikeye atan bir anlayış ne yazık ki bu coğrafyaya, hatta bu topraklara hiç mi hiç yakışmıyor.

 

Bölgede otlatılan keçilerin kesildikten sonra ciğerlerinden çıkan toz, konuyu özetlemeye yeter de artar sanırım. Mecidiye çevresinde otlayan başta keçi olmak üzere küçükbaş hayvan sürüleri, taş ocaklarından genişçe bir bölgeye yayılan tozlu meralarda beslendikleri için bu hayvancılığı ve dolaylı yoldan da insan sağlığını tehdit ediyor.

 

Trakya'nın doğal cenneti olan ve özellikle yaz sezonu yarım milyonun üzerinde tatilciyi ağırlayan Saros Körfezi, Mecidiye bölgesinde hala faal olan taş ocakları nedeniyle büyük tehdit altında. Bölgeden çıkarılan taşın çok işlenmeden kolayca çözülmesi nedeniyle sermaye sahiplerinin göz hapsinde olan Mecidiye bölgesi, faal ve gayri faal taş ocakları nedeniyle her geçen gün büyük tahribata uğruyor.

 

Ayrıca bölgede arıcılıktan elde edilen verim de son yıllarda fazlasıyla düşüş gösteriyor. Etrafa yayılan toz dolaysısıyla çiçeğe de yapışıyor ve bu çiçek bu nedenle doğal ömrünü tamamlayamadan soluyor. Bu da arıların çiçeklerden yeterli verimi alamamasına yol açıyor. Sonuç olarak bölgede arılar, bal yapmak için konacak çiçek bulmakta zorlanıyor!

 

 

TARIM

 

Bilen bilir, Saros’ta yetişen domateslerin tadı da, rengi de, kokusu da bir başkadır. Aralık ayına kadar süslerdi sofraları. Şimdilerde ise bölge domatesi Temmuz’un sonunu zor görür durumda.

Ayrıca yaz akşamları yazlıkların balkonlarında ve bahçelerinde kurulan rakı sofralarının vazgeçilmezi olan ve bölgeye adını veren kavun ve karpuzların tadına doyum olmaz. İşte o kavun ve karpuzdan artık eser yok. 4 kalemde de adını sıkça andığımız şu meşhur toz, ne yazık ki burada da karşımıza çıkıyor.

 

 

TÜRKİYE’DE MİLLİYETÇİLİK, BAYRAĞI KULLANARAK TOPRAĞA ZARAR VERMEK Mİ?

 

Taş ocakları arasında gezerken fotoğraf makineme takılan bir kareden de bahsedeyim kısaca. Ocaktan çıkarılan taşları Keşan üzerinden çeşitli adreslere taşımak üzere görevli bir kamyonun kırmızıya boyanmış devasa damperinin üzerinde bir ay ve bir de yıldız yer alıyor. Dolayısıyla Türk bayrağına olan sevgisini kamyon damperine taşıyan bu firma -ya da bu kamyonun şoförü- şunu unutuyor. Bu ülkede milliyetçilik, kamyon arkası yazılarla ya da süslemelerle değil, vatan toprağını korumaktan geçiyor. Ve ne yazık ki günümüz Türkiye’sinde yapılan hukuksuzluklara, rengini şehit kanlarından alan kutsal bayrağımız alet edilmeye çalışılıyor.

 

UZUNKUM İÇİN GÖRÜŞ BİLDİRMEYEN / BİLDİREMEYEN YÜKSEK KIDEMLİ MEMUR

 

1954 model Willys ile taş ocakları arasında yaptığımız cip safari sona eriyor ve ben yoluma, ilk günkü bitiş noktamdan devam ediyorum. İlk durak Uzunkum. Neredeyse her dönem ıssız olan ve sadece yaz kış körfezde yaşayanlar tarafından bilinen, son dönemde keşfedilen ve yaz ayları epey kalabalık olan bu kumsaldaki çalışma dikkatimi çekiyor. Bir iş makinesi çalışma yaparken birkaç görevli de Uzunkum sahilinde incelemelerde bulunuyor. Burasıyla ilgili durum bir hayli ilginç. Şunu hatırlatmakta fayda var. Uzunkum, birinci bölgeden doğal SİT alanı. Hatta 2006’da Uzunkum, Mecidiye Belediyesi’nin C sınıfı piknik ve mesire alanı olarak Orman Genel Müdürlüğü tarafından tescilleniyor. Alanın birinci derece doğal SİT alanı olması nedeniyle Orman İşletme ile protokol dahi imzalamıyor. O dönem Edirne’de yetkili konumda bulunan ve bugün bir müdürlükte sade bir görev yürüten bir beyefendinin görüş bildirmemesi nedeniyle söz konusu protokol imzalanmıyor. Bu beyefendinin bahanesi ise, 1/25.000 bin ölçekli plan çalışmaları.

 

 

UZUNKUM’DA NELER OLUYOR?

 

Olayın şöyle garip bir durumu da var. Bu sahil, Orman İşletme’den 49 yıllığına kiralanıyor. Kiralayan firma ise çoğunluğu aynı partiye mensup kişilerin bir araya gelerek oluşturduğu bir şirket. Uzunkum’a yapay malzeme kullanılmaması konusunda devletin çeşitli kademelerinin kesin kuralları var. Bu süreci özellikle takip edeceğim. Bakalım bu durum nasıl bir halde seyir edecek?

 

 

Uzunkum’u aştıktan sonra, falezler arasına gizlenmiş güzel mi güzel koylar karşılıyor beni. Bu noktalara karadan ulaşım zor olduğu için haliyle çok çekici duruyor. Her biri denize girmelik. Her biri küçücük. Her biri şirin mi şirin...

 

 

ESAS ADI KALEKOY AMA DAHA ÇOK İTALYAN KOYU OLARAK TANINIYOR

 

Buralarda uzunca vakit geçirmek istiyorum ancak ikinci gün ve henüz yolun başındayım. Bu güzel noktayı arşınladıktan sonra Kalekoy’a varıyorum. Daha çok bilinen adıyla İtalyan Koyu.

 

Mecidiye ile Uzunkum arasına gizlenmiş bu güzel koya İtalyan Koyu ismi ayrı bir karizma katsa da özellikle bölge halkı bu durumdan rahatsız.

 

Kalekoy'a İtalyan Koyu denmesinin nedenine gelince… Bugün çok az bir kısmı ayakta kalan kale kalıntısının geçmişi kimilerine göre Traklara kimilerine göre Bizanslılara kadar uzansa da kalenin hep Cenevizliler tarafından yapıldığı rivayet edilir. Cenevizliler de İtalya anakarasında hüküm sürdüğü için kale de koy da İtalyanlara ithaf edilir.

 

Bir ikinci konu ise 2'nci Dünya Savaşı sırasında bu koyda bir İtalyan uçağının düşmesi / düşürülmesi mevzusudur.

 

Kalekoy’un şöyle de bir özelliği var. Burası hem birinci dereceden doğal SİT alanı hem de arkeolojik SİT alanı. Ve aynı zamanda birinci dereceden askeri yasak bölge. Bir bölgeye bu kadar fazla özellik yüklemek ne kadar doğru bilmiyorum ama Kalekoy, kesinlikle ve kesinlikle özenle korunması ve kontrolün iyi niyetli kişiler tarafından sağlanması gereken bir nokta.

 

ERİKLİ İÇİN EN GÜZEL ZAMANLAR

 

 

Kalekoy sonrası Erikli’ye varıyorum. Yüksek sezonda nüfusun 100 bine dayandığı Erikli’ye. Yazlıkçılar temizlik ve tadilat için yavaş yavaş gelmeye başlamış, işletmeler dolapları birayla doldurmuş çoktan. Erikli’nin en güzel zamanları belki de. Kalabalık desen değil, ıssız desen hiç değil. Çok yerinde bir tenhalık söz konusu.

 

ERİKLİ’NİN SOKAKLARI BU YAZ DA KANALİZASYON KOKACAK MI?

 

Erikli çok popüler ve özellikle son 10 yılda İstanbullular tarafından keşfedildikten sonra her geçen yıl beton yığınına döndü ve hayatın giderek pahalılaştığı, kimi esnafının türlü türlü cambazlıklara soyunduğu bir kasaba halini almaya başladı. Birileri artık Erikli’nin büyümesine acilen ‘dur’ demeli. Yoksa bu gidişle Erikli’nin sahil şeridi doğu, batı ve kuzey yönünde bilinçsizce ve plansızca büyümeye devam edecek. Hal böyle olunca yazın yüz bini aşkın nüfus barındıran Erikli, diğer dönemlerde hayalet kasabayı andıran bir yer haline dönüşüyor. Ve bu plansız büyüme, üstyapı kadar altyapı sorununu da ortaya çıkarıyor. Mesela geçen yaz Erikli’nin sokakları resmen kanalizasyon kokuyordu. Bu yaz da durumun çok farklı olacağını sanmıyorum.

 

Öğlen saatinin kavurucu sıcaklarını Erikli’de vakit geçirerek harcıyorum. İkinci günün varış noktası Yayla. Bundan sonra sahil şeridi beni bekliyor. Bitiş noktam olan Enez’e kadar hep sahilden gideceğim. Dolayısıyla Erikli’deki yazlıklar bittikten sonra kuma veriyorum kendimi ve Danışment’te serin bir mola verene kadar hiç durmuyorum. Danişment, ormanlık alanın denize sıfır olduğu noktalardan biri. Ayrıca bir kamp alanı ancak işletme konusunda yıllardır sorunlar var. “Umarım bir gün gerçekten Saros’a yakışır bir şekilde işletilir” dileklerimi Saros’un mavi sularına haykırdıktan sonra Yayla’ya varıyorum. Yayla’ya vardığımda saat 18.35 civarı. Yaza hazırlık için Yayla’da bulunan EDOSK üyesi Erhan Kiriş’le buluşuyoruz. Akşamları biraz serin oluyor bu mevsimde körfez. Ancak Erhan abim ve sevgili eşi Gül ablanın doyumsuz sohbetiyle gece ısındıkça ısınıyor…

 

YARIN: ÜÇÜNCÜ GÜNÜN ÖYKÜSÜ

Mühendislik hatası liman - Rüzgar Enerji Santrali - Heba edilen & ihya edilen tesisler - Balık cinayetleri

(Yayla - Karaincirli - Vakıf - Büyükevren)

Birinci Bölüm Linki: http://www.hudutgazetesi.com/haber/47588/saros-gercegi.html

İkinci Bölüm Linki: http://www.hudutgazetesi.com/haber/47607/saros-gercegi-2.html

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE
xx