ANASAYFA
02 Haziran 2020 Salı
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Eldivenli Kız / ELDİVENLİ KIZ
Derya'da yaşayan sazanlar
Yayın Tarihi: 10 Mayıs 2011 Salı, 11:55
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto
Edirne'nin en güzel mevsimi, insanın bu kente dönüp bir kez daha aşık olası geliyor. Bu aşk öyle bir bağımlılık ki, kente bir gelen, tekrar gelmek için fırsat kolluyor.
Geçen gün; en son yıllar önce Edirne'ye gelmiş bir yakınımı Karaağaç'a götürdüm. Yolda bana, 'şurası hala duruyor mu, burasının yerinde şimdi ne var?' diye bir sürü soru sordu. O an fark ettim ki, o söylediği binaların hala durup durmadığı veya yerlerinde şimdi ne olduğunun farkında bile değilim. Hani deryanın içinde yaşayıp da deryayı bilmemek gibi… Ya uzun zamandır o sözünü ettiği yerlerden geçmemiş, ya da hep o kanıksamış gözlerle baktığım için fark etmemişim.
…Eşi ve kızıyla, Ege'nin küçük bir sahil kasabasında yerleşen yakınım, ilk aşkını yaşadığı bu kenti hiç unutmamış. Hala o ilk aşkıyla evli olmasına karşın, “Edirne'ye gelince birbirimizi ilk tanıdığımız günlere döndük. Bu kenti biz hala o eski ve sürekli özlem duyduğumuz haliyle görüyoruz” dedi.
… Eşi arabayı kullanıyor, biz arkada sohbet ediyoruz. Ön koltukta oturan genç kız da ilgilendiği konularda sohbetimize katılıyor. 25 Kasım Stadının önünden geçip Karaağaç yönüne ilerlerken, “Bak burası hiç değişmemiş, sadece binalar biraz onarım görmüş” dedi. 
“Sen Karaağaç'ı bir görsen, kesinlikle tanıyamazsın” dedim.
Eski elektrik binasının önünden geçerken, köprünün büyük bir onarım gördüğünü, adeta yeni baştan yapıldığını anlattım. “Belli oluyor” dedi, köprüyü yapmış ama hafriyatın ortada bırakmışlar. Bu güzelliğe bu toprak ve moloz yığınları hiç yakışmamış.”
Söylediği yerde köprü girişinin sağında, seddeyle birleşme noktasının altında gelişigüzel öbeklenmiş ve yıllardır kimsenin eli değmediği için araziye uyum sağlamış toprak yığını çirkin bir şekilde duruyordu… Her gün olmasa da, haftada en az üç kez buradan geçerim. Araçların köprüye kavis yaparak inmesine neden olan bu çirkin yükseltiyi, fark bile etmeyecek kadar kanıksamış olmaktan utanç duydum. Onu üzmemek için, onarıma rağmen daha da kötü durumdaki İkinci Bayezid ve Yalnızgöz köprüleri ile bir bağlantı yolu yüzünden yıllardır ulaşıma kapalı olan Saraçhane Köprüsü'nden bahsetmedim.
Arkadaşım, “burayı düzenlemek iki saatlik iş, bir Allahın kulu bu tümseği düzeltip, bir avuç çim tohumu serpmemiş. Köprü iyi de, atıkları hala ortada. Valiliğe de belediyeye de DSİ'ye de çok ayıp. Hakikaten deryanın içinde yaşayıp deryayı tanımıyorsunuz. Siz farkında olmasanız da ziyaretçiler görür” diye eleştirilerini sıralamaya başladı.
İki köprü arasında ilerlerken, Edirne'nin sembol binalarından ve başka bir örneği kalmamış asırlık (1902) un fabrikasının artık müze yapılması gerektiğini söyledi. Kaldırım kenarlarındaki çöp konteynırları ve içlerindeki yemek atıklarının yarattığı çirkin görüntü, o söylemeden beni rahatsız edince farkettim ki, çevreme şimdi yabancı gözle bakıyorum. Böyle bakarken de, öncesinde kanıksadığım görüntüler arasındaki çirkinlikleri seçebiliyorum.
Edirne gibi bir kentte yaşayanlar bu kenti bir bütün olarak algılayıp ayrıntılara fazla takılmayabiliyor. Ama ilk kez gelen, ya da benim yakınım gibi uzunca bir aradan sonra uğrayanlar belleklerindeki ile bugünkü arasındaki en ince detayları bile ayırt edebiliyor.
…Karaağaç yolunda sayıları giderek azalan anıt ağaçlar ona çok hüzün verse de, semtin yeni mekanlarını beğendi. Bu mekanlardan birinde oturup kahvemizi yudumlarken, tam karşı kafenin önünde bir klasik gitar ve bir kemanla müzik yapan iki genci dinledik.
Bu kente gelen her düzeydeki memur ve yöneticinin aslında çok şanslı olduğunu ve eğer vizyon sahibi iseler bu kente bir şeyler katabileceklerini konuşup, merhum Vali Fahri Yücel'i andık. Arkadaşım dedi ki;
“Edirne başka hiçbir kente benzemez. Başka bir kentin gömleğini Edirne'ye giydirmeye çalışmak büyük yanlıştır. Bu kenti yönetenler, önce bu kentin çok özel bir giysisi olduğunu bilip, dikecekleri yeni giysiler için bu özelliği koruyarak hareket etmeli.”
Edirne'yi marka kent yapmaya çalışırken, eşsiz Selimiye ve altın üçgendeki Üç Şerefeli ve Eski Cami gibi değerlerden, onlarca anıt eser ve sivil mimari şaheserinden güç alarak, hala marka kentin alt yapısını tamamlayamamış olmanın ezikliğini içimde hissettim.
Fethinin 650'nci yılı (bu tarih aynı zamanda Türklerin Avrupa'ya açıldığı tarihtir) sadece akademik düzeyde bir sempozyum, mehteran konseri ve sergi gibi halkın pek dahil olmadığı şekilde kutlanan Edirne için yaptıklarımızın yetersizliğini de dışarıdan bir gözle bakınca daha iyi anlaşılıyor.
Bakın o zaman deryada yaşayıp deryayı bilmediğiniz için ne kadar çok üzüleceksiniz.   
Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE