ANASAYFA
18 Mayıs 2022 Çarşamba
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Ahmet Yaraş / KÜLTÜRE DAİR
Ardından Yazmak …
Yayın Tarihi: 04 Eylül 2013 Çarşamba, 11:23
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto
Çok uzaklardayken haber kanallarında çok sevdiğiniz dostlarınızın yaşadığı kente dair bir üçüncü sayfa haberi televizyondan veriliyor. Edirne’nin adını duyunca daha dikkatli dinlemeye çalışıyorum. “Aşırı rüzgârdan dolayı Meriç kenarındaki çay bahçesinde ağaç devrildi” diyor! Her zaman gittiğiniz yer olduğundan biraz daha, biraz daha derken... Yunanistan’dan tatile gelen bir aile ağacın altında kaldığını öğreniyorum. Sonra içlerinden birinin üniversite öğrencisi olduğunu duyuyorum. Bir süre geçiyor ve telefondaki ses, öğrencilerimizden Ufuk Mumcu’yu (Oufuk Moumcu) o olayda kaybettiğimizi haber veriyor.
İşte o andan itibaren hafızamda onunla kısa da olsa paylaştığım anılar, sohbetler bir bir gözümün önüne geliyor. Dershane 3’de, fakültedeki odamda, bahçede, kafede yaptığım sohbetler, paylaştığı hayaller, geleceğe dair hedefleri bir bir gözümde canlanıyor.
Trakya Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi’nde her zaman ders yaptığım Dershane 3’de genellikle ikinci sırada oturduğunu ve interaktif ders ortamında en çok onun katılım sağladığını anımsıyorum. Aslında üzerinden atamadığı biraz çekingen hatta utangaç bir yapısı vardı. Kırsaldan gelip kısmen hakim olduğu Türkçe ve Edirne’deki sosyal yaşam tarzının sıkıntılarını aşmaya çalışıyordu. Ancak arkadaşları arasında sevilen biriydi.
Gümülcine’den çok ama çok sevdiğim, -ancak yakın zamanda kanser illetinden kaybettiğim- eniştemin yaşadığı topraklardan geldiği için ayrıca ilgimi çekiyordu. Ona yardım etmek, bilinç altında sanki enişteme vefa borcunu ödemekle eşdeğerdi. Daha ilk derste, biraz Almanca bildiğini, geliştirmek istediğini söylediğinde, kendini aşmaya istekli olması beni çok umutlandırmıştı. Nihayet Almanca öğrenmek ve akademik ortamda ilerlemek isteyen bir arkeoloji öğrencisi gelmişti.
Daha ilk sömestrde Almanca için Mütercim-Tercümanlık Bölümü’ndeki arkadaşlarıma yönlendirmiştim. İlgisi daha da güçlenince, bu kez üniversitedeki Alman buluşma noktasındaki Alman arkadaşa göndermiştim. Sürekli gelişmesini takip ediyor, başarısı ile gurur duyuyordum.
Gerek mesleki derslerde, gerekse sosyal yaşamında akıllı olduğu kadar çok azimliydi. Oufuk’ta, zorluklarla kavrulup, hayatta başarı için çırpınırken, kendi geçmişimi görüyordum.
Buluşma noktasında yakın bir arkadaşı ile birlikte sürekli azimle özel derslere katıldı. Bu arada Erasmus Programı için müracaat etti. İlk kez bölümümüzden bir öğrencimizi Almanya üniversiteleri nihayet kabul etti. Üstelik Munster Üniversitesi’ndeki hocam Prof. Salzmann ve Prof. Schwertheim onu çalışma konusu ile birlikte davet etmişlerdi.
Eylül de Munster Üniversitesi’ne gidecek, diğer meslektaşlarımla buluşacaktı. Daha sonra döndüğünde, Türk-Yunan dostluğu, hatta arkeolojisi adına ortak bilimsel projeler üretecektik. İkinci sınıfta olmasına karşın Meriç’in kıyısında klasik çağ antik yerleşmeleri ile ilgili konular hakkında konuşmuş, üç yıl sonrasının yüksek lisans tez konusunu kısmen belirlemiştik.   
Bütün görüşmeler, yazışmalar, geleceğe dair projeler, kısaca idealist bir yaşam, bir yaz akşamı, kuru bir ağacın dalları altında kalıverdi. Bunu neye yormak lazım bilemedim. Yaşam bu kadar mı pamuk ipliğine bağlı? Gümülcine’deki dedesi ne kadar yıkıldı kim bilir. Uzun plânlar, projeler yapmamak, her şeye rağmen sadece anı yaşamak! ... Yapabilmek mümkün mü?   İdealizmden uzak ayrı bir karaktere sahip olmak gerekiyor diye düşünmeden edemiyorum.
İşte yeni bir öğretim yılı başlıyor. Bu köşede yaşadığım kente olan sorumluluğumdan dolayı kaleme aldığım ‘Kültüre Dair’ yazılarımın devamını isteyen dostlara, yeniden ‘Merhaba’ derken, bilinçsiz linç kampanyalarından, kandan medet umanların, savaş çığırtkanlarının içinde, derin bir kederle hayal kuruyorum. Ufuk ve ona benzeyenlerin fakülte kapısından girişini düşlüyorum.
Ufuk gibi değerli öğrencilerim adına bana ayrılan bu köşede, bu yürek elverdiği ve de elimden geldiğince, haftada bir gün, hiçbir karşılık beklemeden, sadece bu kentin kültürüne dair bildiğim doğruları ve yaşadığım gerçekleri yazmaya devam edeceğim. Havasını soluduğum bu topraklara kendimce vefa borcumu ödercesine…..
Alacakaranlıkta en azından mesleğimizde mum olup dibimizi aydınlatalım derken, yeşil söğüt ağaçlarının arasında, Ufuklara dalıyorum.
O güzel çocuk için yürekli bir şarkı vardır mutlaka ! ….
Herkesin kendi şarkısı…
Herkes için kendi dilinde…
Hadi söyleyelim.
Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Aramızdan ayrılanlar
Belediye çalışanı Burak Göktaş vefat etti
Elveda Rumeli!
Pilav bahane, buluşmak şahane!
‘Ediwood içimde ukde!’
'Fahri Hemşehri'ye veda yemeği
Edirne Lisesi 165 yaşında
Oltalar ödül için yarıştı!
EDOSK'tan tarihi gezi
EDİRNE ve BİSİKLET -8-
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE
Özel Okullar, Özel Okul Fiyatları

Marküteri Parke