ANASAYFA
27 Ocak 2022 Perşembe
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Ahmet Yaraş / KÜLTÜRE DAİR
UYGARLIĞIN GÖSTERGESİ; KORUMACILIK
Yayın Tarihi: 19 Mart 2014 Çarşamba, 11:19
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto
 
 Uygarlık ve koruma kavramları birbirlerini bütünleyen kavramlar olup koruma uygarlığın en önemli göstergelerinden birisidir. Yani koruma gerçek anlamda çağdaş uygarlığın vazgeçilmez öğesidir. Bu da uygarlığın üst üste gelen bir kültür tabakalaşması olduğu gerçeğine dayanmasından kaynaklanır. Çünkü her kültür bir önceki kültürün üstüne kurulmuştur. Dolayısıyla yeni kültür eski kültürden farklılıklar gösterse de, mutlak eski kültürün izlerini taşır. Bu izlerle birlikte yeni bir sentezin oluştuğu ve bu yeni sentezin de “yeni bir kültürü” oluşturduğu yadsınamaz.
Yaşanan kültürün doğru temellere oturması, ancak ve ancak eski kültürün doğru bir biçimde analizi ile gerçekleşebilir. Dolayısıyla eski kültürün doğru analizinin temel unsurlardan biri kuşkusuz eskiye dair izlerin orijinal haliyle korunması ve geleceğe taşınmasıdır. Korumayı ne oranda sağlıklı ve bilinçli yaparsak, o oranda da yaşanan kültürün oluşumuna doğru bir katkı sağlarız. Eskiyi yok ederek, ya da görmezden gelerek yeniyi doğru üretme olasılığı yoktur. Kültür varlıklarını özgün durumlarıyla korumak ve yine onları çağdaş gereksinmeler doğrultusunda aslına yakın bir şekilde kullanabilmek, koruma politikalarının vazgeçilmez öğesi olmalıdır.
Bir toplum ne denli yaşadığı topraklarda kendisinden önceki uygarlıkların ürünlerini korur, onlara yeniden yaşama koşullarını sağlarsa o toplum o denli uygar olur. Eski toplumların yarattığı ürünleri küçümsemek, hatta yok farz etmek, kendi yaşam tarzına ve ideolojisine yabancı olarak görmek kısaca değersiz kılmaya çalışan bir toplum, geri kalmışlıktan hiçbir zaman kurtulamaz. Bu tür düşüncelerin altında bazen “kültürsüzlük”, bazen “bağnazlık”, bazen de son yıllarda ülkemizde egemen olan “köşeyi dönme” felsefesi yatmaktadır. Özellikle “köşeyi dönme” felsefesinin temel kaynağı olan bugünkü sahte ve vahşi kapitalizm, ülkemizdeki bir dizi kültür varlıklarını, kentsel ve doğal değerlerini, kısaca bilinçli ve bilinçsiz ellerde pek çok değerinin yok olmasına neden olmuştur. 
Türkiye, korumacılık yönünden bir dizi gelişmiş ve kapitalizmi doğru uygulayan ülkelerden, örneğin Almanya’dan, İtalya’dan, Yunanistan’dan, hatta Bulgaristan’dan çok daha geridir. Çünkü bu ülkelerde koruma bilinci, salt kurumların başındaki yönetici veya bilim adamlarının tekelinde değildir. Devletin genelinde uygulanan yaygın ve örgün bir eğitim modeliyle, toplumun tüm tabakalarına inebilmiştir. Oysa bu durum bizim ülkemiz için ne yazık ki geçerli değildir. Kontrolsüz nüfus artışı, okuma ve yazma oranı, büyük iç göç, çarpık ekonomik modeller, eğitimdeki eksiklikler, korumacılıktaki diğer ülkelerden geri kalmışlığımızın en çarpıcı nedenleridir. 
Özellikle kırsal alanlardan bir şekilde büyük kentlere gelen yurttaşların konut sorunlarını kaçak ve gecekondu modeliyle çözmelerinin yıllardır devlet politikası olarak benimsenmesi, bu kentlerimizin sağlıklı ve planlı gelişmesini hem engellemiş hem de bir dizi doğal güzellikleri barındıran kent bölgeleri yok olmuştur. 2000’li yıllara kadar büyük kentlere gelen bu insanların kentleşme süreçlerini hızlandırmak için hiçbir önlem alınmamıştır. Bu yarı kentli insanlardan kentin korunacak kültürel varlıklarına duyarlı bakmalarını beklemek hayaldir. 
Diğer yandan devletin son yıllarda övünerek uyguladığı TOKİ ucubeleri, kentsel dönüşüm garabeti, fütursuz bir şekilde kentlerin doğal atmosferini bile tehdit eden yatay ve dikey yöndeki binalar, her yerde yeşilin sürekli katledilmesi gibi akıllara ziyan uygulamalar gündelik yaşamın bir parçası olmuştur. 
Yanlış kültür politikaları ve merkezi hükümetin politik baskıları da eklenirse, yerel inisiyatifi tamamen yok farz eden yöntemleri uygulamak Türkiyeyi görülmemiş bir açmaza sürüklemiştir. Türkiye’deki bugünkü ‘korumacılık olgusu’ tam anlamıyla bir hilkat garabetidir. Sözüm ona ekonomik gelişme adına kentin nazım planları delinerek kentin en görkemli yerlerine oteller, rezidanslar dikilmesi, yeşilin her yerde katledilmesi, tarihi eserlerin her zaman göz ardı edilmesi,  hiçbir noktada siluet derdinin olmaması her yerin kimliksiz beton bloklarından ibaret olması neredeyse gelişmişliğin sembolü olarak gösterildi.   
Bizim anladığımız korumacılık, uygarlığın bir göstergesi olduğu kadar bir topluma kimlik kazandıran, toplum bireyleri arasındaki bağı kuvvetlendiren, onları yaşadıkları yörelere saygılı kılan bir araçtır. Dolayısıyla korumacılığın, hümanizmin gelişme sürecindeki ağırlığı unutulmamalıdır. İnsana saygı, önce yine insanın tarih boyunca yarattığı ürünlere saygısı ile başlar. Sonra da gelecek nesillere en az geçmişteki ürünler kadar başarılı ürün vermekle devam eder. Ancak bugün ne birincisi, ne de ikincisini yapıyor. Hatta kente, kentin kültürel mirasına, yeşiline, doğasına sahip çıkanları düşman olarak algılamak, hedef göstermek artık aklın tükendiği noktadır. 
Sadece Edirne’de değil, tüm Türkiye’deki uygulamalarda maalesef saygın bir korumacılıktan söz etmek kesinlikle olanaksızdır. Eski yapıları, hiçbir kamu yararı sağlamaksızın yıkıp, “sözde” onarıp taklitlerini yapmak veya tamamen yıkıp kent dokusunu hiçe sayan yapılar, AVM’ler inşa etmek, eskiyi canlandırıyorum diye amacını aşan ticari restorasyonlara girişmek tam anlamıyla ahlaksızlıktır. 
Rönesans’ı yaşamamış bu ülkede bir avuç insanın verdiği bu uygarlık savaşı; ne politik güçlere, ne mal sahiplerine, ne de geniş halk kitlelerine anlatılabiliyor. Gerçekte korumacılığın bir uygarlık ve demokrasi sorunu olduğuna, inandırmak için bu bir avuç insan yalnızlaştırılıyor, dışlanıyor, horlanıyor hatta tehdit ediliyor. Ancak yine de hiç kuşkum yok ki,  bu uygarlık savaşı eninde sonunda zaferle bitecektir. Fakat zafere ulaşılana kadar birçok kültür ve doğal varlıkları da yok olacak, ülkemiz kültür hazinesi yönünden her gün daha da fakirleşecektir.
Bir coğrafyanın geçmişini doğru yansıtmazsa, salt kültür varlığına değil, eskiyi oluşturan bütün sürece ve değerlere saygısızlık edilmiş olur. Bu nedenle eskiyi doğru bir biçimde tanımak ve tanıtmak korumacılıkta ve dolayısıyla da uygarlıkta kaçınılmaz öğelerdir. 
 
Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Aramızdan ayrılanlar
Kasımpaşa'ya büyük fırsat!
Küçük Arda Yılın Sporcusu
TYSD'de 'Ağaoğulları' yeniden
Süloğlu eski belediye başkanı vefat etti
Pazarkule tümüyle modernize
İYİ Parti'ye yeni üyeler
850 ilaç bulunamıyor!
Atkılı formalı davet!
İba'dan İmamoğlu'na fotoğraflı tepki
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE
Özel Okullar, Özel Okul Fiyatları

Marküteri Parke

Böcek İlaçlama