ANASAYFA
05 Haziran 2020 Cuma
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Eldivenli Kız / ELDİVENLİ KIZ
Acilen Jacques Brel dinlemem gerek
Yayın Tarihi: 03 Kasım 2014 Pazartesi, 11:36
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Yağmur, saatlerdir aralıksız yağıyor. Karşımda çocukluğumdan aşık olduğum adam, gözpınarları dolu dolu, “Terketme Beni” diye yalvarıyor. 
Odam sıcacık... Kurşuni bir gökyüzü, günü akşama çevirmiş. Yanan sarı renkli ışık, psikolojime iyi geliyor. Ortam tam benlik; kış insanıyım, kışı severim... Ama en çok güneşi severim ben! Güneşin o sarımtrak ışığı olmazsa, bunalıma girerim. Hatta beyaz renkli ortamlarda duramaz, kaçarım...
... Aşık olduğum adam, ağladı ağlayacak... Ama hiç de acınacak halde, zavallı bir aşık değil. Öyle onurlu, öyle asil bir duruşu var ki... 'Erkekler ağlamaz' diyen de kimmiş!? Ağlamak bir insana bu kadar mı yakışır...? 
Çocukluk aşkım; “Bir günlüğüne bile olsa yakışıklı olmak isterdim” diyen adam, yani Jacques Brel, aslında o kadar yakışıklı ki... Tanıdığım, şu anda aklıma gelen (Kıvanç Tatlıtuğ dahil) herkesten çok çok daha fazla... Öyle sözler söylüyor ki, o sıfatın en üst mertebesini kat be kat hakediyor. (En güzeli, en içten konuşandır) 
Ben henüz ortalıkta yokken sesini dünyaya dinleten, 49'unda da, yaşlanmaya fırsat bulamadan ölen adam; muhtemelen ilkokul yıllarımdan kalma görüntüsünde sevdiği kadına  “Terketme Beni” diye sesleniyor. Yüzü sırılsıklam... Hıçkrıyor... Duygusunu öylesine geçiriyor ki insana, sanırsınız 36 yıl önce ölmemiş... Ve ben, görünmez bir camın ardından bakıyorum. Sesi insanın içine işliyor, alt üst ediyor... (Ne yazık ki her fotoğrafında ağzından eksik etmediği sigara, erkenden o unutulmaz sesi sonsuza dek kesiyor.)         
Bugünlerdeki takıntım... Şarkılarını defalarca dinliyorum... Ruhum daralıyor, alıyorum tableti kucağıma. Sanki ilk kezmiş gibi, her defasında yeni duygu kırıntıları bulacakmışçasına merakla, hevesle ve tekrar tekrar.... Bu benim kendi kendime geliştirdiğim tedavi yöntemim; sonbahar sendromuma da, yaşadığımız tahammül edilemez ortama da iyi geliyor. 
Güneşin sarı ışıklarından yoksun, kasvetli günler yaşıyoruz. Kazalar, facialar, ölümler.. Yeraltında; günlerdir suların içinde akibetleri meçhul 18 maden işçisi, yerin üstünde; basit hatalara kurban, pisi pisine yaşamlarını kaybeden tarım işçisi kadınlar ve nice benzerleri...
Görüyorum ki, artık empati bile kuramaz olduk. İlk birkaç gün ah vahla, inşallah maşallah'la geçiyor. Kötü kader tecelli edince de, taziyeler ve başsağlığı mesajları havada uçuşuyor... Vatandaş cenazesini toprağa verirken bile rahat değil. Ağzını açsan kapıp göürüyorlar. 
Oysa daha Soma'yı yaşayalı kaç gün oldu, bu ne rahatlık? İnsan hiç mi ders almaz, akıllanmaz...? Tüm bunlar cezayla düzelecek şeyler değil, eğitim, kültür meselesi... Adam basıyor parayı ödüyor cezayı, aynen yola devam...! Eh unutmaya programlı balık hafızamız sayesinde, en baba  faciayı bile iki üç ayda siliyoruz gidiyor. Sonra gelsin yenileri ve daha büyükleri...!  
Evet, 7'den 70'e, ister yandaş olsun, ister kardeş, herkes bu işte bir terslik olduğunu görüyor. Bu ülkede yolunda gitmeyen bir şeyler var. Tespitler aşağı yukarı aynı. Yandaşı da karşıtı da biliyor da seslendirmeye çekiniyor. 'Bu işlerin fıtratı...' bahsini da artık kimsenin yemeyeceği ortada olduğundan, pek sayın yetkililer bile üst üste bu kadar olayın 'afet'le, 'kader'le açıklanamayacağını kabul etmek zorunda kalıyor. 
İşte karşınızda “Yalnız ve güzel ülkem”...!
... Önceki gün Bağ-Kur'dan emekli olmaya çalışan arkadaşıma eşlik için SGK'ya gittim... Aman Allahım o ne kalabalık? Herkesin elinde formlar, 'yapılandırma' da 'yapılandırma'... Millet ceza ve faiz ödemek için birbirini eziyor. Üstüne üstlük üç gündür sistem arızalı, bankalara prim borcunu ödeyemeyen, son güne yetişmek için alı al moru mor telaşla koşuşturuyor.
Adam emekli olmuş, açmış bir işyeri, beş altı kişiyi de istihdam ediyor. Sen destekleyeceğin yerde 5 kuruşuk emekli maaşının üç kuruşunu da elinden alıp; karşısına, sermayesini satsa ödeyemeyeceği borç çıkarıyorsun. Sonra da, hadi bakalım '18 taksitte öde' diyorsun. Peki sen bu yasayı koydun da vatandaşına neden iyice bir anlatmadın? Zaten emekli maaşını sen veriyorsun, neden yasayı koyduktan sonra kesmeye başlamadın? İlla ceza, faiz ödetmen mi gerekiyor? Aradan 10 küsur yıl geçmiş, şimdi sırtından derisini almaya kalkıyorsun. Ana para 3 bin lira, faiziyle olmuş 12 bin lira. 2008'e kadar olanı Bağ-Kur'a, sonrasını SSK'ya... Ceza oluyor 20 bin lira. Şirketsen, ortağın varsa 20 bin de ona...Dükkanı kapa, daha az zarar edersin...
Vatandaşın biri soruyor. “Meclisteki milletvekillerinin yarıdan çoğu milletvekilliğinden emekli. Acaba onların emekli maaşından da % 40 kesiyor musun?”     
İnsan bu merak ediyor işte...!
Off, of...! Benim çok acilen Jacques Brel dinlemem gerekiyor.  
     

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Kredi Kullanırken Hayat Sigortası Yaptırmak Zorunlu Mu?
Zevke Uygun Kol Saatleri
Forexi Öğrenmek Ücretli mi?
T.C. EDİRNE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNDEN
54 MKNZ.P.TUG MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI MSB BAĞLILARI
T.C. EDİRNE 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNDEN
Aramızdan ayrılanlar
Çilek Trakya'da da zam şampiyonu
Süper Amatör Lig Temmuz'da
Bunun adı: vicdansızlık!
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE