ANASAYFA
26 Haziran 2022 Pazar
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Ahmet Yaraş / KÜLTÜRE DAİR
EDİRNE’DE TAŞKIN GERÇEĞİ
Yayın Tarihi: 21 Ocak 2015 Çarşamba, 12:16
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Edirne’de sudan korunma projeleri değil, suyla barışık yaşam temel alınmalıdır. Batı Avrupa kentleri nehirlerin kenarında ondan korunarak değil nehrin neredeyse kentin tam ortasından geçmesi için projeler yapmışlardır. Çünkü kentlerin tam ortasında akan bu nehirler geçtiği kentin atardamarını oluşturmuşlardır.  Kısaca suyu yönetmeyi sedde ve barajlarla değil su ila birlikte yaşamayı tercih etmemiz gerekir. 
1950’lerin üstünden yıllar geçmesine karşın anlık kısa erimli yapay çözümler için ihaleler yapılarak gün kurtarılmaya devam edilegelmiştir. Oysa; bu ‘devlet ilelebet yaşayacak’, ‘vatanın her karışı kutsaldır’, ‘bir karış toprağı bile vermeyiz’ şiarı ile gözlerimizi boyayan bu tiplerin iktidarı sonucunda her yıl milyonlarca metreküp verimli toprağımızın denize akmasına neden olunmuştur. 
1926’dan tam 90 yıl sonra su yönetiminde dönemin adı belki de ‘Zır Cahileye Dönemi’dir. Bu nedenledir ki, 2012 yılında yeniden ihale ile seddeler en az 1-2 m. daha yükseltilerek güçlendirildi. Sorun çözüldü mü? Tabi ki,  hayır. Edirne kent merkezi taşkından çok zarar görmedi. Birkaç gün ülke gündemine Edirne renk getirdi. Edirne kent içi ulaşımında tekel olan ETUS’un yapması gereken koltuk sayısı kadar yolcu alımını askeri araçlarının yaptığını sevinerek gördük o kadar.   
1955 yılında seddeler DSİ tarafından projelendirilirken kültür mirası hiç dikkate alınmış mıdır? Buna dönük en küçük bir kaynak rapor var mıdır? Sedde yapılırken 1925 yılından bu yana kurulmuş Edirne Müzesi’nden değil görüş almak, hafriyat sırasında çıkan buluntular değerlendirilmiş midir? Tabi ki hayır. Öyle ki 1950’li yıllarda yapılan Tunca Sağ Sahil Seddesi Edirne Sarayı’nın neredeyse tam ortasından, Tunca Sol Sahil Seddesi ise Roma Dönemine ait Edirne Kalesi’nin güneybatı köşesinin üzerinden geçirilmiştir. Seddenin dışında kalan Kasımpaşa Cami gibi pek çok kalıntı ise kültür mirası olarak algılanmamıştır. 
Eskiden onlarca yanlış yapılmış, soğuk savaş dönemi bitmiş en azından şimdilik batı ve kuzeybatı komşularımızla ikili ilişkiler oldukça iyi. Bir telefon uzaklığında iyi niyet mesajları veriliyor. Edirne’ye gelmişken Yunan sınırına geçip Bay Yorgi’ye selam edilen bir ortam yaşanıyor. Neden Yunan ve Bulgar ile ortak bir proje yapılamıyor. Onlarca ortak AB projesi yapılırken, bu soruna çözüm getirilememesini anlayabilmek mümkün değil. Türk ve Yunan halklarının bire bir savaştığı, karşılıklı binlerce kayıpların yaşandığı iki ülke sadece 3 yıl sonra ortak komisyon kurabilmişken, 2014’de iki ülke ilişkisi bu kadar mı kötü?  
Kanal İstanbul projesini yapabilen bir ülke, Tunca ve Meriç nehirlerinin dere yatağını rehabilete edemez mi? Yoksa Edirne’de yeterince rant mı yok? TBMM tarafından milyarlarca liralık ödenekle, onarılmış Osmanlı saray, mutfak ve hamamının günlerce su altında kalması anlaşılır bir şey midir? Tarihi köprülerin, Adalet Kasrı’nın, arkeolojik kazı yapılan alanın sular altında kalması, tahrip olması kimseyi rahatsız etmiyor mu? Üstelik saray mutfağı yaşanan onca taşkına rağmen halen müze olarak değerlendirilmek istendiği ortamda, akıl tutulması mı yaşıyoruz? Edirne’nin en büyük turistik semti Karaağaç’ın Meriç kenarındaki yasal olmayan -ancak ruhsatlı- turistik tesislerin su altında kalması kimseyi rahatsız etmiyor mu?
Kent halkı ile bu kadar birbirine yabancı bir nehir dünyanın hiçbir coğrafyasında yoktur herhalde. Orta Anadolu’nun bozkırındaki bir yerel kent yönetimi her şeye rağmen kirli Porsuk’tan bir vaha yaratıyor. Nehirlerin birleştiği ve Ege’ye açılabilecek Edirne’de bunun tam tersi yaşanıyor. Nehir yataklarının dolmasına göz yumarak nehrin yararlarından faydalanmak bir yana sadece nehirden korunma projesi ancak Edirne’de olur herhalde. 
1926 yılında ortaya konan ancak 1955’de Amerika’nın  güdümünde halkı nehirden soğutan Sedde Projeleri yapılmışsa, bunca teknolojiye, milyon dolarlık kaçak saraylar yapan, kanal İstanbul projeleri çizdiren bir ülke, eğer bilimsel alternatiflerle nehre yön veremiyorsa, sadece ve sadece Allah’a ve Bulgaristan’ın baraj kapaklarına bel bağlıyorsa, bu döneme ancak; ‘Zır Cahiliye Dönemi’ denir. 

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Çatı onarımı yaptırılacak
Kazan onarım işi yaptırılacak
Bina işleri yaptırılacak
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE
Özel Okullar, Özel Okul Fiyatları

Marküteri Parke