ANASAYFA
02 Haziran 2020 Salı
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Eldivenli Kız / ELDİVENLİ KIZ
Gündem meselesi
Yayın Tarihi: 04 Kasım 2015 Çarşamba, 09:57
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Yılın belli dönemlerini, benim gibi yaşadığı yerden uzakta geçirenler için geri döndüklerinde en önemli sıkıntı, uyum sorunu oluyor. Seçim nedeniyle geçtiğimiz günlerde Edirne'ye döndüğümden bu yana doğrusu sudan çıkmış balık gibiyim. 
Oysa benim bu şehirde bir evim, çevremde komşularım, dostlarım, arkadaşlarım, hobilerim ve alışkanlıklarım var. 
Ancak yine de Edirne dışında geçirdiğim dört - beş aylık zaman diliminde, sanki doğup büyüdüğüm, yıllardır yaşadığım kente uzaklaşıyorum.
Örnek; kentin gündeminden kopuk olduğum için; doğanlar, ölenler, şehir efsaneleri, dedikodular, komik ya da trajik durumlar, yeni üretilmiş esprilerden de haberim olmuyor. Bu yüzden Edirne'ye döndüğümden beri, bildiğiniz, 'Fransız' durumundayım. İlk günlerde evden de pek çıkmadığım için uyumluluk sürecim hayli yavaş seyrediyor... 
Birkaç günlük soğuk ve yağışlı havanın adından nispeten ılık ve güneşli günler yaşıyoruz. Elbet bu günler de kısa sürecek. Sonbahar'dayız, önümüzde uzun ve hayli soğuk geçeceği söylenen bir kış mevsimi var...!
Edirne'nin ilkbaharı ne kadar güzelse sonbahar ve kışı da ayrı bir güzel(di). Ancak son yıllarda mevsimler birbiri ile öylesine iç içe geçti ki, artık bu güzellikleri özellikle mevsimlere geçiş aylarında uzun süreli yaşamak mümkün olmuyor... 
Ekim ayının son günlerinde, yazlık evimi kapatıp Edirne'ye dönmeden önceki  günümü, konu komşu son bir kez daha güneşlenip denize girerek değerlendirdik, seneye görüşmek üzere vedalaştık. Günler kısaldığından saat 17.00'den sonra serin esse de, saat 14.00 civarında denize girmek son derece keyifliydi. 
Ertesi gün Edirne'ye döndük ki, donuyoruz! Neyse kalorifer yandığı için evimiz sıcacık. Oysa bir gün önce denize girdik yahu! Aynen, “Dün deniz, bugün kış!” modu... Hani bir tekerleme vardır ya, “Bugün sünnet, yarın deniz!” bu da onun bir benzeri... 
Artık mevsimsel güzellikleri de eski tadında yaşayamıyoruz. Sonbahar ve ilkbahar dediğiniz mevsimler yaz ve kışa teşne oldu. Yani artık iki mevsim yaşayan ülkelerden biriyiz. Oysa biz dört mevsimin de en güzel yaşandığı kuşaktaydık...
Neyse, artık benim için Edirne günleri başladı. Adaptasyon sorununu da üzerimizden atınca kentin sosyal yaşamına geri dönmüş olacağız. Bunun için ufak çapta çabalıyorum. Örneğin işe Karaağaç'ta çay, kahve molalarıyla başladım. Yavaş yavaş insan içine çıkıyor, sosyalleşmeye çalışıyorum. 
Ama yine de günlük koşuşturmalar arasında eskiden alışık olmama rağmen beni şaşırtan, tepki verdiğim olaylar da oluyor. Örnek; şehir içi trafiğinde adeta sörf yapan araçlar... 
Soldaki aracın önünü kesip sağdan giriyor, önündeki sağlı sollu araçların arasında usta sörfçü edasıyla zikzaklar çiziyor, süzülüyor. Bunu yapabildiğine göre altındaki otomobilden söz etmek de haliyle abesle iştigal...!
Sanırsınız bu sörf hamlelerinden sonra uçup gidecek... Oysa, 200 metre ilerdeki ışıkta takılıyor. Ben sağ şeritten onu yakalayıp yanından geçerken, eğilip içindekine bakıyorum. Tabii aracın rengi gibi koyu camlardan sörfçüyü(!) tanımam mümkün değil.
Az sonra yeşil yandığında ben direk devam ediyorum, o da sola dönüyor. Ama az ilerde yolun ortasında durup bu kez de o bana tanımak istercesine bakıyor. Pilavdan mı döneceğim, ben de duraklıyorum. İki rakip gladyatör gibi bir süre bakışıyoruz. 
Ben O'na, “kim bu artistik sörfçü, tanıyor muyum acaba?” diye bakmıştım. Biraz da, “Ne oldu kardeşim, onca gösterişin havan işe yaramadı. Bak ben sana yetiştim, şu anda geçiyorum bile!” dercesine...
O da bana, aynen benim nemrut bakışımla karşılık veriyor. Yolun ortasında öyle bir bakıyor ki, “Tamam, şimdi inip beni pataklayacak, bas gaza..!” diyorum...
Çok şükür ki burası Edirne...! Başka bir yerde olsa bu nemrut bakışmaların sonunda kavga çıkar. Ama burada en fazla, bir iki kılçık laf söyler gideriz...
Oysa doğrusu bu tür araç sürücülerini trafiğe şikayet etmektir. Yanyana iki araçlık yolda; acemisi, yaşlısı, kafası dağınık olanı, telefonla konuşanı var. Allah korusun sen sörf yaparken birinin veya kendi canını yakabilirsin. Yazık olmaz mı..!? Önce insan canına, sonra da onlarca bin liralık fiyakalı arabana...!  
Bana sorarsan, o güzel arabanla trafikte ders vermelisin. Sakin, kayıtsız (yani cool) yayalara ve diğer araç sürücülerine karşı anlayışlı, yol verdiğin yayaların tebessümlü teşekkürlerine, aynı şekilde karşılık vererek, daha sevecen ve daha yakışıklı görünebilirsin. 
Genç beyefendi! İnan ki her gün trafikte beş sürücüye böyle insani bir ders versen, kısa sürede Edirne trafiği güllük gülistanlık olur. Nedir ki; “Benim arabam senin külüstür arabanı döver” demekle ne kazanabilirsin? Olsa olsa sana gıcık olanların sayısı artar. O da gider bir başkasına gıcık davranır.
Oysa hepimizin, evden işimize giderken bile, insanların yaşamına bir nebze de olsa güzellik katma şansımız var. Lütfen bunu yapalım! 
Bir yerde okumuştum. Yazar diyor ki; “Edirne mi..!? Orası, yoldan araç geçmese bile kırmızı ışıkta durup bekleyen, kurallara saygılı insanların yaşadığı kenttir...!” 
Ne diye böyle düşünenlere mahcup olalım ki...!?  

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE