ANASAYFA
02 Haziran 2020 Salı
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Eldivenli Kız / ELDİVENLİ KIZ
O iki fotoğraf
Yayın Tarihi: 26 Ekim 2011 Çarşamba, 12:11
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

20-30 yaşlar arası 24 genç insan.
Bir gazete sayfasında, fotoğrafları yanyana dizilmiş. Yüzlerinde gülümseme, objektife mutlu bakışlar...
Bu genç insanlar artık hayatta değil. İslam inanışına göre onlar şehit ve ahirette özel bir yere gittiler...
Bu, aileleri için bir teselli olabilir mi, bilmiyorum. Ama yaşayamadıkları uzun bir hayatın daha ilk adımlarında, tüm sevdiklerini, umutlarını, planlarını, aslında herkesin güzel ve kardeşçe yaşayabileceği bir dünyayı terk ettiler, etmek zorunda bırakıldılar...
Bir kaç gün sonraki gazetelerde bir başka fotoğraf karesi...
Yıkıntılar arasından dünyaya kocaman soran gözleri ile bakan küçük bir çocuk. Beton yığınları arasından görünen bir el omuzunun üstünde... Sanki o'nu korumak ister gibi...
Önce kimliği bilinmeyen, meçhul bir ölüye ait elin, gerçekten de küçük Yunus'u depremin yıkımından korumaya çalışan babasına ait olduğu anlaşıldığında, onlar zaten bir başka alemde buluşmuştu bile.
Küçük Yunus'un kocaman açılmış, soran sorgulayan gözleri, sorularına yanıt bulamadan sonsuza dek kapanıverdi maalesef...
Van ve çevresini 7.2 şiddetinde sallayan depremin dün sabahki rakamlara göre aramızdan aldığı 366 candan biriydi Yunus! Şimdilik bin 400'e yakın yaralı var, kayıplarla halen enkaz altındakilerin kesin sayısı ise henüz bilinmiyor...  
Bu iki olaydan ilki insanın insana yapabileceği kötülüğü, ikincisi ise doğanın yıkımını gösteriyor. Her ikisinin sonucunda da yüzlerce can yitip gidiyor, geride bir sürü yanıtsız soru bırakarak...
Ölüm nasıl ve nerede olursa olsun aynı mıdır?
Ölürken insanın acı çekmesi, bu acıyı bir kez daha anımsama olanağı olmadığından bir anlam taşımaz mı?
**
Yanyana dizilmiş o 24 fotoğrafa ve fotoğrafların altında yaşlarını gösteren rakamlara bakarken, o yaşlardaki halimi düşündüm.
Erkek olmadığım için askerlik sorunum yoktu.
Onların yaşama veda ettiği yaşlarda, ruhen hala çocuktum. Mahallede çelik çomak oynayanlara katılır, bisikletle Edirne'nin atını üstüne getirirdim.
Ailem, yaşımın üstünde sorumluluk almamam için beni el üstünde tutardı. 17 yaşıma kadar saçımı bile annem taradı. Öyle gür ve siyah saçlarım vardı ki, onları dağıtıp dolaştığım için gıcık ettiklerim, bana hayli keyif verirdi.
Tüm genç insanlar gibi ben de güzel ve akıllı bir kızdım. Benim de uzaktan bakıştığım ama görünce yolumu değiştirdiğim bir çocuk vardı. Beğenilmek benim de hoşuma giderdi... Gelecek benim için de kocaman bir soru işaretiydi. O soru işareti gizemli olduğu kadar kışkırtıcıydı da...
Şöyle bir dalıp gittiğimde neler hayal etmezdim ki; Tanrı'ya her dua edişimde uzun bir talep listem vardı. En çok istediklerim hep oldu, hatta bazı isteklerimi ben bile unutmuşken...
Sorumluluklardan kaçamayacağımı üniversite için başka bir kente gidince anladım ve çocukluğa veda ettim... Sanırım o gençler de çocukluklarını dağda terörün kanlı yüzüyle burun buruna geldiklerinde terketti. Ama terkettikleri sadece çocuklukları değil, aynı zamanda yaşamları da...
** 
Düşünüyorum da, yanyana dizilmiş o fotoğraflardan biri, benim oğluma da ait olabilirdi. Keza Van'daki depremde yaşamını kaybeden, enkaz altından çıkarılmayı bekleyen, ben ve yakınlarım da olabilirdik.
Bu empatiyi yapmayanınız var mıdır? Bu empatinin yüreğinizdeki baskıyı nasıl da ağırlaştırdığını farkettiniz değil mi...?
Ve hemen ardından o fotoğraflardakilerden biri siz ya da yakınınız olmadığı için utanarak da olsa biraz rahatladınız...
İşte ateş düştüğü yeri yakar dedikleri de bu zaten...!
Siz ya da ben o acıyı ne kadar hissedersek hissedelim, ateşin merkezindeki yangını yaşamamız mümkün değil.
Ama ülkeyi yönetmek başka bir şey.!
Ülkeyi yönetenler her tür yangını hissetmek zorunda. Yangın çıkmadan, doğal nedenlerden kaynaklanan afetler yaşanmadan önlemini almak zorunda.
Sadece bu da değil.!
Örneğin, Van'da gıda ve çadır dağıtımındaki sorun, yağma boyutuna varmadan düzenli bir organizasyonla sağlanmalıydı. Acılı ve şok geçiren  insanların bu yüzden yumruklaşma ve kavga sahneleri şaşkınlık ve üzüntü vericiydi.
Televizyon ekranlarında izlediğimiz görüntülere göre, dünyanın diğer bir ucuna anında erip yetebilen Kızılay'ımız da devletin diğer kurumları da maalesef sınıfta kaldı.
Vatandaş inisiyatifi ve bazı belediyeler ise çok daha organize ve başarılıydı.
Gördük ki, 1999'dan beri depreme ancak bu kadar hazırlanabilmişiz!
           

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE