Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan bu yana, Ata'nın çok ağır hasta olduğu 1938 yılı 29 Ekim'i de dahil (ki 12 gün sonra Ata'yı kaybetmiştik) her yıl kutlandı. Atatürk hasta yatağında bile, kurduğu Cmhuriyet'in köklerinin pekişmesini istedi. Bu yöndeki önerileri reddetti ve 'Halkımın morali bozulmasın' diyerek kutlamaların iptaline karşı çıktı.
Bu tür anlamlı günler, insanları birbirne yakınlaştırır ve moral aşılar.
Van depremi ile öncesinde, hiç de doğal olmayan yollardan teröre kurban verdiğimiz 24 gencecik insanın acısı, elbette, bu ülkede yaşayan tüm 'insan'ların canını yakmıştır. Sadece bizim ülkemizde de değil, dünyanın çeşitli coğrafyalarında yaşayanlar acımızı paylaşmış ve bunu çeşitli yollarla göstermiştir. Bu acıyı inkar eden, görmezden gelen hiç kimse yoktur, olamaz da...
Bu ülkenin tutkalı, en büyük birleştirici ve kaynaştrıcısı Cumhuriyet'tir.
Cumhuriyet, kıyamet kopmadıkça bu ülke için en önemli güçtür. Bu gücün her halkası olan bizler, Atamıza; kurduğu Cumhuriyet'e sonuna kadar bağlı kalacağımıza söz verdik. Sözümüzde de duracağız..
Van'a en uzak noktalardan biri Edirne... Ama bu uzaklık asla orada depremin yıkımına uğramış insanımıza olan yakınlığımıza engel değil. Bunun böyle olduğunun en yakın kanıtı, Edirne Arama Kurtarma Derneği'nin (EDAK) hemen aynı gün Van'a hareket etmesi... Ardından da Edirne halkının yardım kampanyası dahilinde en gerekli ürün ve gıdalardan oluşan yardım malzemelerinin depremzedelere ulaştırılmak üzere yola çıkması...
Edirne'nin gösterdiği bu hassasiyetin tüm yurtta aynı şekilde yaşandığına hiç kuşku yok.
Öte yandan her konuda bazı aykırı seslerin çıkması da çok doğal. Çeşitli nedenlerle tepkilerini gösteren, hatta bu tepkilerinde zaman zaman de amacını aşabilen insanlar, yine aynı tonda cevaplar alabiliyor.
Örneğin sosyal medya, yazılı ve görsel medyada giderek sayıları azalan muhalif seslerin yerini almaya başladı. Görevini yerine getirmeyen, getiremeyen medyaya karşın, insanlar kendi tepkilerini bu yolla açığa çıkarıyor, etkileşim ağı ve alanları genişliyor. Bu anlamda sosyal medyada meramını ağır sözlerle anlatmaya çalışan insanlar da mecut. Bu insanlar, karşılığında aynı sertlikte yanıt alabilmeyi de göze alanlar. Burada da bir problem yok...
Biraraya gelip tartışmayı bilemeyen, genelde hemen yumruklarını konuşturmayı tercih eden bir toplum için, sosyal medya yeni bir pratik. Ve demokatik tartışma kültürü kazanmalarına da bir zemin hazırlıyor.
Gördük ki, sosyal medyada Cumhuriyet kutlamalarının tümünün birden iptal edilmesi büyük yankı uyandırdı. Eskiden (özellikle) yazılı basının bağımsız kalemleri bu tür konularda halkın bir adım önünde giderdi. O zamanlar bunun adına, 'kamuoyu oluşturmak' denirdi. Görüyoruz ki, bağımsız kalemler tek tek kendilerini bağladıkları ve bağlamaya da devam ettikleri için sosyal medya bu konuda da onların çok çok önüne geçmiş oldu.
Toplumun birlikte her gün kendi gündemini birbirine ekleyip bir anlamda genel bir gündem yaratması, buna yandaş ve karşıtların görüşleri ile uzmanların yorumlarının katılması, aslında yaygın medya için tehlike çanları anlamına geliyor. Ama konumuz bu da değil...!
Konumuz, en azından yaşadığımız bu coğrafyada Cumhuriyet Bayramı iptalinin gerekçesinin kabul edilir haklılıkta bulunmaması. Dün, her platformda bu iptalin nedeni, 'Atatürk korkusu' ve 'Cumhuriyet düşmanlığı' sözleriyle ağır bir biçimde eleştirildi ve uzunca bir süre daha eleştirileceğe benziyor...
Toplumun tümünü ilgilendiren bir konuda son gün alınmış ve kamuoyunda hiç tartışılmamış bir karar, bence de hasarlı bir karardır...
Ama bu hasarı gören elbette Cumhuriyet olamaz, Türk halkı buna izin vermeyecektir..!