Bu yazıyı yazmaya çalıştığım 11 Kasım Cuma günü saat 15.00 sıralarında, Van'da iki meslektaşım göçük altından henüz çıkarılamamıştı.
Sebahattin'i, hem bir dönem aynı gazetede çalışıyor olmamızdan, hem de çok sık telefonla görüştüğümüz için yakından tanıyorum.
DHA Van büroyu aradığımda genelde telefona O bakardı ve biz de iki meslaktaş arasında geçebilecek türden kısa sohbetler ederdik. Eşi Gönül'le birlikte bana bayram ve yeni yıl nedeniyle hediyeler ve Adilcevaz'dan ceviz göndermişti. Cevizleri yedim, diğerlerini evimde hala sevgiyle saklıyorum.
Ve Cem... O'nu da gıyabında tanıyorum.
Sebahattin ve Cem DHA Diyarbakır Bölge Temsilcisi Gurbet Gökçe'nin hem çok sevdiği hem de gazeteciliklerine çok güvendiği iki isim. Cem'in de DHA'ya geçiş öyküsünün tanığıyım...
Olayın haber olan kısmı Sebahattin Yılmaz ve Cem Emir'e ait olsa da, haberin asıl kahramanı, her ikisinin de büro şefi olan Gazeteci Gurbet Gökçe...
Gurbet, Hürriyet Haber Ajansı'nın, Behiç Günalan şefliğinde Edirne Bürosu'nu açtığı Mayıs 1988'de İstanbul Hürriyet'ten Edirne'ye gelmişti. Üç kişilik ilk çekirdek kadroda Behiç, Gurbet ve ben vardık. Daha sonra aramıza çeşitli dönemlerde gazetecilik yapan çok isim katıldı, çok isim geldi geçti.
Gazeteciliğin teknik bölümünden geldi ama, Gurbet, kısa sürede çok iyi bir muhabir oldu.
Sayısız başarılı haberinin yanında, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından, 2002 yılında yaptığı bir spor haberi, bu branşta '2002 Yılının Haberi' seçildi.
Bir süre sonra daha zorlu coğrafyalarda gazetecilik yapma isteğiyle 2003 yılında Edirne'den Kuzey Irak sınırına gitti. Ardından önce DHA Van Büro Şefi, birkaç yıl sonra da, Doğu ve Güneydoğu'da çok sayıda il ve ilçenin bağlı olduğu DHA Diyarbakır Büro şefi olarak, mesleğin bir anlamda zirvesine yükseldi. Ama mesleğinde zirveye giden yolun Edirne'den geçtiğini hiç unutmadı ve bu yönüyle de hep Edirneli kaldı.
Bu sadece Gurbet Gökçe'yi tanımayanlar için kısa bir bilgi... Yani O'nu olayın asıl kahramanı yapan kısmı bu değil...
Van'da Çarşamba akşamı saat 21.15 sıralarında meydana gelen depremden diğer arkadaşları gibi yemek molası vermek için Bayram Otel'den 5-10 dakika önce ayrılmış olması nedeniyle şu an şükür ki hayatta ve görevinin başında...
Bu olay Gurbet'in, mesleğini yaparken yakalandığı ikinci büyük deprem... O yüzden de, bana göre bu olayın perde arkasında kalmış asıl kahramanlarından biri..
İlkinde, 1999 yılında Kocaeli DHA Bürosu'nda bilgisayar başındaydı. O bildiğimiz 19 Ağustos depreminin büyük artçılarından birine, bu bölgeye takviye kuvvet olarak gittiğinde, büroda yakalanmıştı. Büronun bulunduğu bina beşik gibi sallanmış, büyük hasar görmüş ama çökmediği için can kaybı olmamıştı.
İkincisi önceki akşam Van'da yaşanan, kimine göre bağımsız, kimine göre artçı deprem. 'Olay nerdeyse ben ordayım' der ve yine olayın göbeğinde... Çünkü, o'na bağlı olan Van Bürosu bildiğim kadarıyla bir karavanda görev yapıyordu. Çok sayıda gazeteci, deprem nedeniyle gelip de bakıp bakıp gidenler yüzünden teyakkuzdaydı.
Bu tür olağanüstü durumlarda gazeteciler genellikle yardımlaşma ve birbirini takip etme adına aynı ya da birbirine yakın mekanlarda kalır. Bu yüzden de çoğu Bayram Otel'deydi.
Diliyoruz ve dua ediyoruz ki, Sebahattin, Cem ve varsa diğer insanlar da o göçüğün altından sağ salim kurtulsunlar. Ve onları göçüğün hemen yanıbaşında bekleyen yakınları ve sevenleri ile tüm acılarına karşın, bölgeden haber ve görüntü vermeyi sürdüren meslektaşlarının yüzünü güldürsünler.
Çok iyi biliyorum ki, şu anda tüm metaneti ile ayakta durmaya, mesleğini sürdürmeye ve meslektaşlarını sakinleştirmeye çalışan Diyarbakır Büro Şefi Gurbet Gökçe, kalan tüm enerjisini bunun için harcıyor.
İçinden çıktıktan 10 dakika sonra çöken ve çok yakın iki arkadaşının göçük altında kaldığı otelin haberini, en kısa sürede yazıp ilk görüntülerini geçmek, olayın şoku ve sersemliğini dakikalar içinde atabilmek çelik gibi irade gerektirir. Bir de hangi koşulda olursa olsun ilk ve asli görevinin gazetecilik olduğu gerçeğine bağlılığını...
Umarım, Sebahattin ve Cem ile göçük altındakilen tümü sağlıklı olarak aramıza dönerler.
Bu olay gerçek anlamda gazetecilik yapanların ne tür risklerle karşı karşıya olduğunu göstermesi açısından acı bir örnek...
Ve bizler de, Edirne'de gerçek anlamda gazetecilik yapmaya çalışanlar, hala yasaları takmayan, kafasına göre inşaat yapan ve menfaat karşlığı bunlara izin verenleri yazdığımız için dövülüyor ve tehdit ediliyoruz.
Ne yaman çelişkiler bunlar değil mi..?
Yarın Van'ları yaşamamak, Sebahattin, Cem, Gurbet ve niceleri gibi göçük altından kıl payı kurtulmak ya da çöken binaların altında kalmamak için, sadece Edirne'de değil ülkenin dört bir köşesinde var olmalıyız, bir olmalıyız, korkmamalıyız.
Hata yapanların, hataları örtbas edenlerin, görmezden gelip gündem değiştirenlerin ve tüm bunların vebalini halka ödetmeye çalışanların karşısında durmak, sadece gazetecilik değil, aynı zamanda insanlık görevi...!