ANASAYFA
17 Ocak 2017 Salı
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
Müttefikimiz ABD?-1
Yayın Tarihi: 11 Ocak 2017 Çarşamba, 11:39
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Meclis'te anayasa /rejim değişikliği görüşmelerinin gündemi belirlediği şu günlerde geçen haftaki yazıdan şu paragrafı konu etmenin tam zamanı:
“Soğuk Savaş döneminden günümüze ABD'nin ülkemize yön veren teşebbüsleri ve icraatlarının taşıyıcısı, uygulayıcısı sağ muhafazakâr partilerin tümünün payı vardır bu duruma gelmemizde. Siyasal İslam referanslı devlet ve toplum yönetimi hedefinde adım adım ilerlenmiş ve bugün artık dayatma noktasına gelinmiştir. Başka bir yazıda konunun bu boyutuna etraflı eğiliriz, şimdilik dursun.”
Şöyle bir iddia ile başlayalım: ABD'nin Türkiye'ye dair müttefik anlayışı, bu ülkenin dünyaya düzen verme politikaları çerçevesinde kontrolünde tutmak istediği, yeri geldiğinde de satranç tahtasında piyon değil belki ama at ya da fil olarak gördüğü bölgesel bir güç kapsamındadır. 
Diplomasi dilinde her ne kadar 'müttefik' şeklinde ifade edilse de kastedilen çıkar ilişkilerine dayalı bir ilişkidir. “Ülkelerin dostları yoktur, çıkarları vardır” beylik sözü de zaten bu durumu tanımlamak için türetilmemiş midir?
Ancak, güçlü olan tarafın ilişkinin şekli ve gidişatını belirlemede baskın bir role sahip olduğu da tecrübeyle sahiptir. Diğer bir ifadeyle, ABD'nin Türkiye'ye 1946 yılından beri, siyasal, ekonomik, sosyokültürel açıdan yön verdiği yadsınamaz bir gerçektir. 
Bu öylesine ve tek taraflı baskın bir etkidir ki, adeta oya gibi işlenerek ve şu sıralar moda tabirle bir 'üst akıl' ürünüdür. Türkiye ise bu ikili ilişkide hiçbir zaman belirleyici olamamış, sadece jeopolitik ve jeostratejik pozisyonunu dengeleyici unsur olarak kullanma yoluna gitmiştir. 
Ayrıca belirmek gerekirse, Türkiye, dünyadaki iktisadi, teknolojik gelişmelere ancak ABD ve ortakları Almanya, Fransa, İngiltere gibi Avrupa'nın başat ülkelerinin pazarı olarak ayak uydurabilmiştir. 
Günümüzde ekonominin küresel boyuttaki işlevi nedeniyle Çin, Rusya, Güney Kore, Japonya gibi ülkelerle ticari ilişkilerimiz artmış olsa da ABD ve Avrupa'nın ağırlığı ortadadır. Türkiye'de yabancı sermayeli şirketlerin yüzde 50'den fazlası AB kökenlidir.
Doğrudur, dünya ekonomik düzeni ve siyasetinin baş mimarı ABD'nin ülkemize dönük 1946 sonrası planlı tasarruflarını ve bunun dayandığı temeli iyi anlamamız gerektiği kanaatindeyim.
Yani, dünyanın jandarması görülen ABD'nin aslında dünya düzeni noktasında taşıdığı iddianın tarihsel arka planı ve kapsamı geçiştirilmemeli.
Henry Kissinger, “Dünya Düzeni” başlıklı kitabında Truman döneminden itibaren ABD'nin dünya düzeninden ne anladığını bakın nasıl ifade ediyor (Boyner Yayınları, 2014).
//1961'de, genç bir akademisyen olarak Kansas City'de yaptığım konuşmada, Başkan Harry S. Truman'dan bahsetmiştim. Başkanlığı'nın en gurur duyduğu yanı sorulduğunda Truman şu yanıtı vermişti: “Düşmanlarımızı tam anlamıyla yenilgiye uğrattıktan sonra onları uluslar topluluğuna geri getirmemiz. Bunu bir tek Amerika'nın yapacağını düşünmek hoşuma gidiyor.” Amerikanın muazzam gücünün bilincinde olan Truman, her şeyden önce ülkenin insancıl ve demokratik değerlerinden gurur duyuyordu. Amerika'nın zaferlerinden çok, uzlaşmalarıyla hatırlanmak istiyordu.                
Truman'dan sonraki başkanların hepsi bu çizginin bir çeşidini izlemiş ve Amerikan deneyiminin benzer nitelikleriyle gururlanmıştır. Ve bu dönemin büyük bölümü boyunca, ayakta tutmayı amaçladığı uluslar topluluğu, bir Amerikan konsensüsünü yansıtmıştır: ortak kural ve normlara uyan, serbest ekonomi sistemlerine kucak açan, toprak fethini reddeden, ulusal egemenliğe saygı gösteren, yönetimde katılımcı ve demokratik sistemleri benimseyen ve durmaksızın genişleyen birbiriyle işbirliği yapan devletlerin oluşturduğu bir düzen. (…) Buna rağmen, “kurallara dayalı” bu sistem günümüzde büyük güçlüklerle karşı karşıyadır.  (…) Çağımız ısrarla, hatta kimi zaman neredeyse çaresizce bir dünya düzeni arayışındadır. Kaos, kitle imha silahlarının yayılışıyla, devletlerin dağılmasıyla, çevre tahribatının etkileriyle, soykırıma varan uygulamaların ısrarla sürmesiyle ve çatışmaların insan rolünün ya da anlayışının ötesine taşıma tehdidi oluşturan yeni teknolojilerin yaygınlaşmasıyla beraber eşi görülmemiş şekilde bizi tehdit etmektedir. Bilgiye ulaşmanın ve bilgiyi iletmenin yeni yöntemleri, farklı bölgeleri daha önce eşine rastlanmamış ölçüde birleştirerek olayları küresel düzeyde sahneye yansıtmakta; ve üzerlerinde düşünülmesini engelleyerek liderlerin anında, sloganlarla ifade edilebilecek şekilde tepkiler vermelerini gerektirmektedir. Acaba geleceği hiçbir düzenin dizginleyemeyeceği güçlerin belirlediği bir dönemle mi karşı karşıyayız?//
Uzun bir alıntı oldu. Fakat ABD'nin dünyaya bakışını ortaya koyan, kitaba giriş mahiyetindeki bu Kissinger değerlendirmesini önemli buluyorum.
Emperyal bir güç ABD'nin kan ve gözyaşına mal olan dünya politikalarının farklı bir temelde sunulmasını samimiyetsiz ve hatta utanç verici bulabiliriz. “Minareyi çalan kılıfını hazırlar” misali gerçeği yansıtmayan bir perdeleme olarak da görebiliriz bu değerlendirmeyi.
Ancak, ABD'nin reel politika düzleminde bugüne kadar sergilediği tavır ile örtüşen bir bakış açısı sunulduğunu kabul etmek için de çokça gerekçe var Kissenger'in sözlerinde.
Örneğin, ülkemizin 1946'da çok partili sisteme geçişinde ABD'nin etkisi yadsınabilir mi?
Truman Doktrini ve Marshall Planı kapsamındaki yardımlar, ülkemizde açılan Amerikan kolejleri, Hayat ve Ses dergileri üzerinden ABD yaşam tarzının sosyal alanda pompalanması, uzun vadeli bir projenin başlangıcı değil de nedir?
İleriki yıllarda Türkiye'nin daha rafine ve örgün ABD müdahalelerine sahne olduğu hepimizin malumu ama tüm süreci yine de kısaca ele alalım derim.
AKP'nin başkanlık rejimini ihdas etme ısrarının ABD'deki karşılığını, gerilen 
Türkiye-ABD ilişkilerinin 20 Ocak sonrası Donald  Trump döneminde nasıl şekilleneceğini anlamak için ipuçları sunabilir bize geçmişte yaşadıklarımız, ABD'nin bize yaşattıkları… Haftaya görüşelim.

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
Ucuz uçak bileti En ucuz uçak biletleri için arayın,
kıyaslayın ve satın alın
aloucakbileti.net   0850 500 0 737
  ÇOK OKUNANLAR
Babasının kızı
Genç avukat hukuk bürosunu açtı
Mezarlıktan su taşıyorlar!
Ergene taştı!
'Olur' olmadı!
Muhtarlar üniversitede
CHP ayağa kalkıyor
Projeleri 'sanal dünya'
900 metrede acı son
EDİRNE 3. İCRA DAİRESİ
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi Zaman Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE