ANASAYFA
23 Kasım 2017 Perşembe
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Gönül UYANIKTIR / Günce
Kadınım, tehlikenin farkındayım!
Yayın Tarihi: 22 Mart 2017 Çarşamba, 11:43
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Edirne Şubesi'nin belirli periyotlarda düzenlediği Denizyıldızı sohbetlerinin geçen haftaki konuğuydum. Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle, dernek lokalinde 'Gazeteci olarak kadın' ana başlığı altında bir sohbet gerçekleştirdik. Güzel ve anlamlı bir etkinlik oldu.
Hepimiz son zamanlarda bu tür anma günlerinin; anlam ve öneminin, çerçevesinin yörüngeden ne denli kaydığını yaşıyor ve hissediyoruz. Kavramların içi boşaltılıyor, popüler, kolay tüketilir, basit ve ucuz bir hale dönüştürülüyor. Ve insanlara da bu şekliyle sunularak gerçeklerin yer değiştirmesine neden olunuyor. Çoğu insan bu ikilemi yaşar ve sorgularken, öte yandan dünya da binlerce yıllık yörüngesinde dönmeye devam ediyor. Bu döngü içinde bazı değerlerin nasıl yozlaştırıldığının farkına ancak yavaş yavaş varıyoruz. 
ÇYDD lokaline doğru, kafamda söyleyeceklerimi tasarlayarak giderken önümden üç genç kız ellerinde kalp şeklinde kırmızı balonları ve şık giysileri içinde neşeli bir geçiş yaptı. Belli ki, adı, 'kadınlar günü'ne indirgenip yemekli eğlencelerle kutlanan ve söylence olarak 'Hayırlı Cumalar' kıvamına gelen günden onlara düşen pay da bu olmuştu. Muhtemelen kendileri gibi işsiz erkek arkadaşları, onlara sevildiklerini ve bu günü unutmadıklarını kanıtlamak hem ekonomik hem de en gösterişlisinden kırmızı balonlar almıştı… Büyük olasılık, bu günün emeği için mücadele ederken, yakılarak can veren kadın işçileri anmak için kabul edilmiş bir gün olduğundan haberleri yoktu. Hem kırmızı balonları hediye edenlerin, hem de bu balonlarla olaya başka anlamlar yükleyenlerin…
Gençler, birbirlerine bir şeyler anlatıp gülerek Balıkpazarı'ndan Kaleiçi'nin içlerine doğru yürüyüp giderken arkalarından baktım ve düşündüm.
Amerika'da 1857'de tekstil işçisi 120 kadının yanarak öldükleri günün anıldığı Dünya Emekçi Kadınlar Günü benzeye benzeye 'sevgililer günü'ne benzemiş. Birbuçuk asır önce hemcinslerinin başına gelenlerden bihaber genç kızlar, adeta ellerindeki kırmızı kalpten balonlar gibi havalarda uçuşuyor. 
Gençlik güzel şey, sevsinler sevilsinler…! Asıl suç zaten onlara ait değil… Bence suçlu, onların gerçek dünyadan, gerçek bilgilerden soyutlanmış, olan bitene ilgisiz, kayıtsız, bencil, çevresiyle empati kuramayan yurttaşlar olarak; zamanı gelince kendilerine hizmet eder hale gelmelerini planlayanlar. 
Bu düşüncelerle Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Edirne Şubesi'nin önünden geçip gitmişim. Telefonla Başkan Hasan Tahsin Yılmaz'ı aradım ve kapının önünde buluştuk. Önceki Başkan Ayten Durmuş ve bir kısım üyeler lokalde günlük işlerle meşgul oluyordu. Çaylar demlenmiş, kurabiyeler hazırlanmıştı. Salondaki masanın çevresinde oturup sohbete başladık. 
Üyelerin bir kısmı aynı gün çeşitli yerlerde düzenlenen etkinlikler için görev paylaşmış. Yani karşılıklı sohbet için uygun sayıdayız. Çok şükür ki dünyayı anlamaya öğrenmeye, bilgiye susamış gençlerimiz çok. Burada onlarla tanışmak moralimi yükseltti. Konuya kürsüden konuşur gibi planlı programlı değil de doğaçlama giriverdik. Gençler merak ettiklerini sordu, ben dilim döndüğünce kadın gazeteci olmakla ilgili yaşanmışlıklarımı, bilgi ve deneyimlerimi aktarmaya çalıştım. Ayten Durmuş ve Hasan Tahsin Yılmaz da gerek bilgi ve deneyim olarak katkılarıyla, gerekse de sorularıyla gençlere daha ufuk açıcı şeyler anlatmama yardımcı oldular.
Konuşulanlar emekçi dünya kadınlarının ortak sıkıntı ve sorunlarına yönelik şeylerdi. Ama bir de bizim ülkemizde, benim de bir temsilcisi olduğum kadın gazeteciler neler yaşıyor, neleri sorun ediyor, konusu var..! Tüm dünyada benzer sorunlar yaşansa da yine de ülkelere ve çalışılan kurumlara ilişkin özel sorunlar, durumlar mutlaka var. 
Sohbet için planlama yaparken, kadın gazetecilerin neleri sorun ettiklerinden örnekler vermenin konuya bir başka boyut katacağını düşünerek bir araştırma yapmıştım. Kadın gazetecilerin tespitlerinden birkaç meslek ve ülke gerçeğini paylaşmak isterim.
“Ülkemizde erkek egemen bir medya düzeni var. Erkekler medya sektöründeki egemenliklerini kadınlarla paylaşmak istemiyor.”
“Mesleğin başlıca sorunları cinsiyetçilik, emek sömürüsü, işsizlik, sansür.”
“Toplumun önce kadın varlığını tanıması gerekiyor. Bu toplumda kadın olmak bu kadar zorken, bir de işin içine gazetecilik, muhabirlik girince cinsiyetçi tutumları daha yoğun yaşıyoruz.”
“Medyanın büyük bölümü işadamları, işkadınları, büyük şirketler ve holdinglerin patronluğu altında. Cinsiyetçilik ve emek sömürüsü var. Bu nedenle mesleğin geleceği açısından küçük ama bağımsız yayın yapan kurumlara (yerel basına) çok ihtiyaç var.”  
“Kadın gazetecilerin eğitim düzeyleri daha yüksek ama maaşları daha düşük. Evli ve çocuklu kadın gazeteci sayısı az, çoğu güvencesiz çalışıyor. Karar mekanizmalarında çok azlar, yükselmek için daha çok çalışıyorlar.”
“Türkiye'de tarafsız ve bağımsız gazetecilik yapılmıyor. Kadınlar nerede özgür olabilmiş ki, bu meslekte olsun. Erken egemen zihniyet giderek daha ağır basıyor ve kadın daha geri plana itiliyor.”
“Doğudaki kadın gazeteciler işlerini ölümle burun buruna yapıyor. Savaş koşullarında yaşanan bu şiddet içinde cinsiyete dayalı ayrımcılık bir nebze azalsa da haberi yazıp gönderme ve basım aşamasındaki sansür ve müdahaleler de bir başka şiddet. Doğudaki kadın gazeteci ciddi olarak bir yalnızlık hissi içinde. Ayrıca bölge halkının medyaya duyduğu güvensizliği de göğüslemek zorundalar.” 
“Topluma fayda sağlayan bir meslek olduğu için gazetecilik okudum. Ama gazetecilik yapmak bir lüks. Böyle bir lüksüm yok, para kazanmak zorundayım.”
“Gazetecilik yapmamamın nedeni bir sabah evimin önündeki arabama binerken öldürülmemektir.”
“Özgürlük mücadelesi toplumsal olduğu kadar bireysel bir mücadeledir. Camus'un dediği gibi, 'bir başına koşulan, adamın iflahını kesen bir uzun mesafe yarışıdır özgürlük!' Özgürlüğü savunan ve özgürlükten beslenen bir uğraş olan gazetecilik de adamın iflahını kesen bir uzun mesafe yarışıdır.”
“Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Mustafa Balbay gibi gazeteci olun demek, onlarla aynı kaderi paylaşın demektir. İktidarın yanısıra artık gazete patronları da müdahale ediyor. Daha da kötüsü gazeteciler kendilerine bir özdenetim, bir sansür mekanizması uygulamaya başladı. 'Bunu yazarsam başıma ne gelir?' diye düşünüyorlar.   

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
Ucuz uçak bileti En ucuz uçak biletleri için arayın,
kıyaslayın ve satın alın
aloucakbileti.net   0850 500 0 737
  ÇOK OKUNANLAR
'Havsam'da Zengin birinci
Termik santral ağrısı!
ARAMIZDAN AYRILANLAR
Suya 'yüzde 5' zam
‘İktidar hukuku hatırladı’
Üç üniversite bir etkinlik
Mimar Sinan'da basket şöleni
Diş fırçası bayramdan bayrama!
Cumhurbaşkanına hakaret
Psikologları buluşturan yemek
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi Zaman Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE