ANASAYFA
22 Ekim 2017 Pazar
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
Ahmet İsvan’ın ardından (2)
Yayın Tarihi: 31 Mayıs 2017 Çarşamba, 11:27
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Ahmet İsvan’ın CHP’de aktif olduğu dönemin siyaset anlayışı ve siyaset yapma biçimini, sonraki dönemlere yansımalarını irdelemeye devam edelim.

Önceki bölümde, İsvan’ın “Başkent Gölgesinde İstanbul” isimli kitabından yararlanarak İsmet Paşa’nın bu partinin önde gidenleri üzerindeki etkisini ortaya koymaya çalıştık.

Kanımca dönemin karakteristik özelliği, bilgiye dayalı siyaseti önde tutan bilinçli bir kadronun CHP’deki dönüştürücü etkisidir.

Elbette İsmet Paşa’nın didaktik üslubu, siyasi davranış dersleri, dönemin yönetim ve temsil görevi üstlenmiş kadroları üzerinde belirleyici olmuştur.

Ancak daha geriye gidersek, yani 50’li yıllarda, Aydın Yalçın’ın çıkardığı Forum Dergisi’nde yazan kadroya baktığımızda, CHP’nin 70’li yıllara damgasını vuran Bülent Ecevit, Turan Güneş, Haluk Ülman, Ziya Müezzinoğlu gibi isimlerin çok önceden geleceğe hazırlandıklarını ileri sürmek mümkün gözükmektedir.

60’ların ikinci yarısından itibaren ve tabii ki özellikle 70’li yıllarda CHP politikalarına yön veren bir kuşağı da içinde barındıran Forum çevresi, Kemalizm’i liberalizm ile sentezleme gayretindeydi.

Siyasi ve ekonomik alanda Batı kapitalizmine entegrasyondan yana bir duruş sergileyen Forum, Kadro Dergisi’nin “milli kalkınmacı” çizgisini taşımıyordu. Batı Avrupa’da savaş sonrası kendini gösteren refah devletçi sosyal demokrat dünya görüşüne yakın duruyordu.

Türkiye’nin kapitalist blokta yer alması noktasında tereddüt taşımayan Forum çevresinin, Avrupa sosyal demokrasisi ile örtüşen bir siyasal alanı Türkiye’de temsil etme gayreti içinde hareket ettiğini söyleyebiliriz.

Dolayısıyla, 1965’te Ortanın Solu ve 70’li yıllarda sosyal demokrasi açılımı, Forum dergisinde yazan ve 1972’de genel başkan seçilen Bülent Ecevit önderliğindeki kadronun daha 50’li yıllarda yaptıkları arayış çalışmalarının bir ürünüdür.

CHP’deki ideolojik sentezin şekillenmesinde elbette konjonktürün de rolü vardır.

Örneğin 1965 yılında TİP’in parlamentoya girmesi sonucu ileri solun mevzi kazanması karşısında, CHP’nin Ortanın Solu açılımı frenleyici bir çıkış şeklinde de değerlendirilir.

Ancak, Ecevit ve arkadaşlarının önderliğinde 70’li yılların CHP’sinin halkçı ve ABD baskısına direnen politikaları da belleklerdedir. Diğer bir ifadeyle, CHP’nin o dönem savunduğu politikaların sahiciliği noktasında olumlu bir kanaat vardır.

Kısaca değindiğimiz bu döneme ilişkin farklı değerlendirmeler olacaktır şüphesiz.

Fakat bence dönemi karakteristik kılan; düşünce üretimine dayalı, teorinin pratikte sınandığı, ABD’nin Soğuk Savaş dönemi politikaları karşısında pozisyon alabilen, dönemin önder kadrolarının siyaset anlayışı ve tutumlarıdır.

Nitelikli siyasete, kadro yetiştirmeye, örgüt dinamiklerine önem veren yönetim anlayışının varlık gösterdiği bir dönemdir bu. 

İkinci dönemden kastım ise; 1980 darbesi sonrası kapanan CHP’nin yerini alan Halkçı Parti, SODEP ve nihayetinde SHP döneminin siyasi pratikleridir.

Sosyal demokrasinin SODEP ve SHP ile daha görünür olduğu bu dönemin siyaset yapma biçimi, 1970’lerin sonunda ortaya çıkan ‘hizipler arası parti içi iktidar mücadelesi’nin devamı niteliğindedir.

1970’lerin sonunda Genel Merkezciler, Topuzcular, Baykalcılar, Sol Muhalifler isimleri ile anılan gruplar arasındaki mücadeleye dair Ecevit’in 4 Kasım 1979’da 8’inci Olağanüstü Kurultay’da yaptığı konuşmada dile getirdiği şu sözler dönemin özeti gibidir.

//Bize en büyük zarar parti içindeki muhalefetten gelmiştir. Önemli olan partiyi iktidar yapmak değil, parti içinde iktidar olmaktı. Bu nedenle seçmen bölündü. Bu işi yapan arkadaşlarımı ben uyardım ama hiçbiri uyarılarımla ilgilenmedi. Ya beni aldatma yoluna gitti ya da atlatmaya bile lüzum görmeksizin açıktan meydan okudu.// (Hikmet Bilâ, CHP 1919-1999, Doğan Kitap, 1999)

Dönelim İsvan’ın kitabına ve hizip sorununun nasıl ortaya çıktığına bir bakalım.

//Genel Merkez’de Ecevit dışında başka birkaç güç odağı oluşmuştu. Bunların en etkili olanı, Genel Sekreter Yardımcısı Ali Topuz ile Genel Sekreter Orhan Eyüboğlu’nun başını çektiği ekipti. (…) Partimiz içinde tüzük gücünü uygulama ustası, Ali Topuz’du.

(…) Bu güç, ustasının elinde, her ilde ve ilçede, nabız yoklamaları yapıp, kendi etkinliği ile rekabet edebilecek her gelişmeyi ona fırsat vermeden kontrol altına alıyor; söz konusu il ya da ilçenin kurullarını istifa ettirerek, geçici yönetime alarak, o örgüte yığma partililer kaydederek, örgütün başına tayinle kendine yakın bir kurul atayarak ya da muhalifleri tedbirli olarak disiplin kuruluna verip parti içinde faaliyet gösteremez duruma sokarak, amaçladığı sonucu elde ediyordu. Rahmetli Örsan Öymen’in “hokus pokus” diye isimlendirdiği yöntem, bu uygulamaların toplamıydı.//

Bülent Ecevit’in CHP ile yollarını ayırması ve siyasete kendi kurduğu DSP’de devam etmesinde, ‘hizipler arası parti içi iktidar mücadelesi’nin etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Nitekim Erdal İnönü’nün de SHP genel başkanı iken şikâyetçi olduğu bu sorun bir türlü aşılamamış, bir müddet de Hikmet abi (Hikmet Çetin) formülüne dayalı göstermelik ittifaklarla durum idare edilmiştir.     

Üçüncü dönem ise; CHP’nin 1992’de yeniden açılması, Murat Karayalçın ve Deniz Baykal eliyle 1995’te SHP-CHP birleşmesi, 2000’lerin başında Baykal’ın kendini CHP’nin mutlak hâkimi ilan etmesi ve ‘hizipler arası mücadele’nin yerini lider odaklı, otoriter bir yönetim tarzına bırakmasıdır.

Evet, Deniz Baykal’ın 1999’da CHP’nin yüzde 8,7 ile barajın altında kalması sonucu evine çekilerek iktidarını Altan Öymen ve Tarhan Erdem’e emanet etmesi, ancak bir buçuk yıl sonra emaneti geri almasıyla başlayan bu dönem, Baykal’ın “Kavgalı eve kız verilmez” uyarısıyla fiilen yürürlüğe girmiştir.

Ve halen devam ettiği de, Kılıçdaroğlu’nun yakınlarda zikrettiği “Kavga edeni kapının önüne koyarım” tehdidinden çok güzel anlaşılıyor değil mi?

Açıktır ki CHP, lider ve genel merkez odaklı otoriter bir yönetime yıllardır mahkûmdur. Partililer konu mankeni konumunda olup, merkez yönetimi elinde tutan zümrenin iktidarını devam ettirmekle mükellef dolgu malzemesidir.

CHP’nin serpilmesinin bir hizbe dayalı parti iktidar mücadelesinin ve merkeziyetçi, bürokratik yönetim tarzının aşılmasına bağlı olduğunu görmek zor olmasa gerek.

Ahmet İsvan’ın, Levent Camii’nde karşısında saf tutmuş önde giden CHP’lilere son mesajı buydu bence.   

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
Ucuz uçak bileti En ucuz uçak biletleri için arayın,
kıyaslayın ve satın alın
aloucakbileti.net   0850 500 0 737
  ÇOK OKUNANLAR
Hayal gerçek oluyor
Baraka temizliği
'Yok böyle kantin'
Edirne'de büyükşehir heyecanı
Avukat kuzenler
Kadın gözüyle yollar
Ambulans 'çiçek' açtı
Çölyak hastasına glütensiz ekmek
Obeziteye savaş
Arseven'in yerine Aksal
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi Zaman Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE