ANASAYFA
23 Kasım 2017 Perşembe
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Gönül UYANIKTIR / Günce
Efsanenin betonla imtihanı
Yayın Tarihi: 29 Haziran 2017 Perşembe, 08:05
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Her yıl (istisnasız) belediye başkanlarından duymaya alıştığımız lafları Kırkpınar'a sayılı günler kala, tekrar duyar olduk. 
Başkan Recep Gürkan, Güreş Federasyonu Asbaşkanı Mehmet Ayhan ile birlikte bir basın toplantısı düzenledi ve müjdeyi patlattı… Bu yıl, Kırkpınar'ın ardından tribünler yenilenecekmiş… Yapılacak işin adına da 'modernizasyon projesi' demişler…
Kırkpınar, UNESCO'nun Dünya Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ne girebilmeyi hak etmiş geleneksel bir organizasyon… Biraz masalsı bir efsane… Bu yanıyla ilgi çekiyor. Bu yanıyla UNESCO tarafından dünya kültür mirası listesine alınıyor. Kısaca otantik özellikleriyle -mümkünse- hiç bir değişiklik, ekleme, çıkarma yapmadan yaşatılması gerekiyor. 
Aynen tarih yazar gibi… Asırlar öncesinden yazılmış bir tarih, nasıl değiştirilemiyor, düzeltilemiyor, eklemeler çıkarmalar yapılamıyorsa Kırkpınar da aynı titizlikle korunmayı ve yaşatılmayı gerektiriyor. 
Peki bugüne kadar öyle mi yapıldı!?
Elbette ve maalesef öyle yapılamadı… 
Geldiğimiz noktada da, puanlama güreşi ve bu sisteme duyulan tepkiler konuşuluyor. Kırkpınar'daki yağlı güreş izleyicisi puanlama güreşinden tatmin olmuyor. Ama bunun da ötesinde Kırkpınar yağlı güreşinin geleneği de bu değil…! 
Gelenek ya da efsane ne diyor!?
“Yenişemediler, ölene kadar güreştiler…”   
Kırkpınar'ın geçmişi ve çıkış noktası konusunda farklı anlatılar mevcut:
Bir kısmı; Rumeli'ye geçen 40 akıncının Ahıköy çayırlığında güreşe tutuşması, yenişemeyen bir çiftin sabaha kadar güreştikten sonra son nefeslerini vererek o çayıra gömülmesini Kırkpınar'ın başlangıcı sayıyor. 
Bir başka anlatıya göre ise, Orhan Gazi'nin 1346'da Rumeli'yi ele geçirmek için yaptığı seferler sırasında büyük oğlu Süleyman Bey, kırk askerle Bizans'a ait Domuzhisar'ı ele geçiriyor. Bu öncüler geri dönerken şimdi Yunanistan'da kalan Samona'da mola veriyor. Molada da 40 asker güreşe tutuşuyor. Saatler süren güreşte iki kardeş bir türlü yenişemiyor. Bu olayın ardından bir Hıdrellez günü aynı kardeşler Ahıköy çayırında tekrar güreşmeye başlıyor. Bütün gece mum ve fener ışığında güreşiyorlar. Yine yenişemeyen kardeşler bu çayırda son nefeslerini veriyor ve oradaki bir incir ağacının altına defnediliyor. 
Edirne'nin alınmasından sonra Padişah 1'nci Murat, şehirde bir Güreşçiler Tekkesi kurulmasını emrediyor. O tarihten sonra her yıl güreşlerin yapılması bir gelenek haline geliyor. 
Kırkpınar güreşlerinin kökenine ilişkin bir başka görüş de şöyle :
Sarı Saltuk Osmanlı'nın kurulmasından önce, Bizans ile Bulgarlar arasındaki karmaşadan yararlanarak 1261'de Edirne'yi Bulgarlardan alıyor.  Edirne'de 40 yıl yaşadıktan sonra Dobruca'ya gitmek zorunda kalıyor. Kendisi de bir pehlivan olan Sarı Saltuk Edirne'de Osmanlı'dan önce güreşleri düzenleyen ilk kişi olarak biliniyor.
 Ancak günümüzde Sarı Saltık adı Kırkpınar'la pek fazla ya da hiç- anılmıyor. Keza 1'nci Murat'ın Edirne'de kurduğu Güreşçiler Tekkesi yerine bir güreşçiler ocağı ya da Kırkpınar'a pehlivan yetiştirecek bir güreşçiler kulübünü hayata geçirip yaşatmayı da beceremiyoruz. 
 Bunun gibi birçok neden yüzünden Edirne, sahip olduğu bu hazineye her yıl giderek biraz daha yabancılaşıyor. Kırkpınar son yıllarda ekonomik gücü veya iktidara yakınlığı olan belediyelerin arenası haline gelmiş durumda. Edirne Belediyesi organizasyonu yapıyor ve ardından da öfleyip pöfleyerek kalabalığın Sarayiçi'nde bıraktığı çöpleri topluyor. Yani Kırkpınar Edirne için sadece 'külfet'e  dönüşmüş durumda. Halk Kırkpınar'ı dört gözle beklemiyor, sıcak, kalabalık ve gürültü anlamına geldiği için sakin yerlere kaçıyor, yazlığa gidiyor… 
Kırkpınar'ın tarihçesine ilişkin birbirine benzer başka anlatılar, efsaneler de olabilir. Ancak bu anlatılardan tümünde de ortak olan, bir yenişememe, berabere kalma öğesi var. Kırk pehlivan güreşiyor ama içlerinden bir çift yenişemiyor. Bu durum Kırkpınar efsanesinin önemli, farklı bir parçası. Bu önemli motifi, işleyip yaşatmak yerine illa puan güreşine mahkum ederek bir zorlama içine girmek niye…!?  
Geçmişinde böyle bir motif olan gelenekte, bırakın da bazı pehlivanlar yenişemesin… Ölünceye kadar güreşmesinler ama, puanlama güreşi gibi abuk subuk bir eklentiyle de bu koca efsane mahvedilmesin… 
Bırakın bazı yıllar bir değil de iki başpehlivan olsun… Yanılmıyorsam geçmişte bunun olmuşluğu da var… Neden her yıl başka başka yollar yöntemler aranıyor.  Oysa bakılacak tek rehber efsanenin kendisi… Eğer bir şeyleri zenginleştirmek istiyorsanız efsanedeki detayların üzerine biraz kafa yorun… Ama tüm bunları, asıl görevi şehri yönetmek olan bir belediyenin kotarması çok güç. Bu konuda uzmanlaşmış bir birimi yok.  Çünkü bu işler ancak bir Kırkpınar Vakfı ile kotarılabilecek türden ciddiyet ve süreklilik istiyor.
Kırkpınar geleneğini değiştirmeye kim cesaret edebilir diye sormuyorum. Çünkü her önüne gelen cahil cesaretiyle- buna cüret edebiliyor… Ve ben geleneğin hırpalandığını, yozlaşmaya başladığını görebilenlerle birlikte bu cüreti çok büyük hayretler içinde izliyorum.
Kırkpınar'ın tanıtımı, sevdirilmesi ve efsanenin yaşatılması adına bu modernizasyondan ve fiziki mekanların değiştirilmesinden ne gibi bir yarar umuluyor, bilemiyor!? 
Oysa Kırkpınar'a ilişkin yapılacak her değişimin uzmanların, otoritelerin süzgecinden geçmesi gerekiyor… 
Olduğu gibi yaşatmakla yükümlü olduğumuz Kırkpınar geleneğine biz bir tutam modernizasyon serpelemek istiyoruz. Pehlivanlara daha modern duş, seyirciye daha modern koltuk… İyi de bu konfor takıntısının sonu yok ki…! Siz Sarayiçinde modern duşlar, tuvaletler yapın, çevreyi düzenleyin ama lütfen işin içine betonu katmayın… Tüm bunları geleneğin dışında, mümkünse fiziksel olarak da uzağında- gerçekleştirin. 'Müjde'nin tam orta yerine, kalbine betonu koyup bir de bununla övünmeyin…
Sadece bu modernizasyon lafının ardına sığınıp fiziki mekanları değiştirmekten Kırkpınar adına ne gibi bir yarar umuyorlar? Cevabını en çok merak ettiğim soru bu. Yaşayıp göreceğiz. Aynen daha öncekilerde olduğu gibi…
Sanırım bu efsaneyi en baştan ele alıp yorumlayabilecek kıvama gelmemiz için (Canan Karatay duymasın) daha çok fırın ekmek yememiz gerekiyor.  

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
Ucuz uçak bileti En ucuz uçak biletleri için arayın,
kıyaslayın ve satın alın
aloucakbileti.net   0850 500 0 737
  ÇOK OKUNANLAR
'Havsam'da Zengin birinci
Termik santral ağrısı!
ARAMIZDAN AYRILANLAR
Suya 'yüzde 5' zam
‘İktidar hukuku hatırladı’
Üç üniversite bir etkinlik
Diş fırçası bayramdan bayrama!
Mimar Sinan'da basket şöleni
Cumhurbaşkanına hakaret
Psikologları buluşturan yemek
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi Zaman Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE