ANASAYFA
19 Aralık 2017 Salı
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
Temel meseleye odaklan Kemal Bey! (1)
Yayın Tarihi: 09 Ağustos 2017 Çarşamba, 07:40
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

AKP medyasında önde gidenlerin tek derdi CHP. AKP'nin yanlışlarını akılları sıra CHP'ye yükleyerek perdeleyecekler. En başta AKP'nin FETÖ bagajını hafifletmek için atılan taklalar var tabii. Öyle şeyler yazıyorlar ki, sanırsınız FETÖ uzaydan ışınlanmış bir terör örgütü. 15 Temmuz olmasa bu örgütün varlığını ve amacını anlamak asla mümkün değilmiş gibi bir hava yaratılıyor ki inanın sadece eğlence kaynağı olabilir.
Mademki olan biteni doğru anlamak gerekiyor, o zaman önce bu örgütün yapısını ve işlevini doğru tarif edin. FETÖ'nün ABD tarafından kurulan taşeron bir örgüt olduğunu ve arkasında yıllara dayalı himaye, programlama, eğitim, teknik alt yapı gibi destek ve şekillendirme faaliyetlerinin yattığını telaffuz edin.
Ağzınızdan her FETÖ sözcüğü çıktığında, bunu ABD ile ilişkili sarf edin.
Sarf edin ki, gerçek perdelenmesin, ülkenin başına böyle belaların gelmemesi için üretilecek ve uygulanacak politikalar sonuç getirsin.
Öyle, “müttefikimiz ABD'ye yakışmıyor PYD'ye silah yardımı, dost bildiğimiz ülke bunu nasıl yapar…” gibi alttan alan ifadeler ile bir sonuç alınamayacağını kavrayın artık. 
Ve yalın gerçeğe odaklanın...
Ülkenin 1945 sonrası siyasi yaşamına damga vuran ABD; toplumsal gerilimlerin, kırılmaların, askeri darbelerin müsebbibidir. Kurgulayandır, uygulatandır. Üstelik darbe koşullarının oluşmasında dahi planlı ve programlı ABD faaliyetleri vardır.
Elbette sadece bizim ülkemizde değil. Soğuk Savaş döneminin temelini teşkil eden komünizmle mücadele faaliyetlerinin bölgemizde “Yeşil Kuşak Teorisi” kapsamında yürütüldüğü, ABD'nin arka bahçesi Latin Amerika'da ise diktatörler eliyle sürdürüldüğü yaygın bilinen bir gerçektir. 
Soğuk Savaş bitti; ama ABD'nin 'küresel karar verici' ya da dünyaya düzen veren süper güç konumundan taviz vermediğini, kontrolü elde tutmak için arka bahçesi gördüğü ülkelerde gizli ve açık müdahalelerine devam ettiğini de gözden kaçırmamak gerekiyor.
Kısa bir süre önce Venezuela'da yaşanan kalkışma da olduğu gibi mesela…
Eski bir yüzbaşı liderliğinde askeri kıyafetli silahlı kişilerin bir askeri üsse saldırmaları ve yayınladıkları bir video ile halkı ayaklanmaya çağırmaları, hükümete karşı darbe teşebbüsü olarak görülüyor. Devlet Başkanı Nicolas Maduro'ya sağcıların bir darbesi addedilen ayaklanmanın, Hugo Chavez tarafından 20 yıl önce başlatılan “Bolivarcı devrimi” yıkma amacı taşıdığını ve arkasında ABD ve Kolombiya'nın olduğunu, hükümet yetkililerinin açıklamalarından öğrendik.           
Kaldı ki, gizlisi saklısı olmayan bir ABD müdahalesi bu.                                                                
CIA Direktörü Michael Pompeo, geçen ay, Venezuela hükümetini devirmek üzere çalıştıklarını zaten itiraf etmiş. Aspen Enstitüsü adlı düşünce kuruluşunda konuşan Pompeo, Venezuela'daki hükümeti devirmek için bölgedeki iki ülkeyle (Meksika ve Kolombiya) işbirliği yaptıklarını büyük bir özgüven içinde dillendirmiş.
CIA'nın bölgedeki dinamikleri 'anlamak' için elinden gelenin en iyisini yaptığını ifade etmekten de geri durmamış. Hey maşallah...
Peki Venezuela'daki olayın FETÖ kalkışması ile benzerliği yok mu? Var!
Farklı coğrafyalar, farklı kültürler ama metod aynı. Bir ülkenin can damarlarına sızarak kontrol sağlamak, yönlendirmelerde bulunmak. 
Gerektiğinde darbe ile hükümetleri alaşağı etmek, kendine bağlı yeni bir yönetimi başa getirmek. 
Ancak görüyoruz ki, günümüzde yöntem çeşitliliği de söz konusu...
Hedef ülkede iktidarı devirmek mümkün olamıyorsa, ya da amaç sadece iktidara ihtar, ayar vermek,  kaos yaratarak toplumun sinir uçlarına dokunmak ve bu sayede yönetim zafıyeti  yaratmaksa, akim kalmış darbe teşebbüsleri ile karşılaşmak şaşırtıcı gelmemelidir.
Bu açıdan FETÖ kalkışmasına, kontrollü bir kalkışmadır diyebiliriz sanırım. 
Diğer bir ifadeyle, ABD'nin kontrolünde, olması istenen kadarına yol verilen bir darbe teşebbüsü yaşanmıştır 15 Temmuz akşamı.
Çeşitli gerekçeler sıralanabilir de esas amacın, ABD'nin bölgedeki çıkarlarına uygun hareket edecek bir Türkiye için Erdoğan'a ayar vermek olduğunu ileri sürmek abartılı olmasa gerek 
Nitekim, CIA Başkanı Pompeo'nun, darbe girişiminin ardından attığı bir tweet'te, Türkiye hükümetini öven İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif'e cevaben : “İran da Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hükümeti kadar demokratik... Her ikisi de İslamcı totaliter bir diktatörlük.” diyerek rahatsızlığını dile getiriyor.  
Rahatsızlığın kökeninde “İslami diktatörlük” yok aslında. 
Erdoğan'ın Ortadoğu'da belirleyici aktörler arasında yer almak istemesi ve başına buyruk hareket etme teşebbüsleri var.
Ve bu teşebbüslerin nasıl havada kaldığı da zaman içinde görüldü.
Tribünlere dönük hamaset siyasetinden öte geçilemedi.
Davutoğlu'ndan yadigar “stratejik derinlik” tezi de böylece rafa kaldırılmış oldu.
Fakat bu gerçeklerin başka bir yüzü var ve bence oraya hassasiyetle odaklanmak elzem.
O da ABD'nin ülkemizde atını bu kadar kolay oynatmasının altında yatan temel gerçek nedir?
Şudur: Dinbaz siyaset, yani dinin siyasette toplumsal güç elde etme, iktidara gelme aracı olarak görülmesi. 
ABD'nin bölgemizde kendine müttefik yaptığı ülkelere bakın, dinbaz siyasetin etkisini koskocaman görürsünüz.
Ülkemizin 1945 sonrası siyasi tarihinde etkin kesim kimdir peki? 
Sağ-muhafazakâr-İslamcı kesim değil mi? FETÖ de bu zeminin ürünü değil midir?
Peki o zaman, ABD'nin ülkenin yumuşak karnını çok iyi bildiği ve tasarımlarını bu zemin üzerinde şekillendirdiği ve geliştirdiğini söylemek yanlış mıdır?
Ülke savunması için kendisine emanet edilen uçaktan yurttaşlarına bomba yağdıracak kadar nasıl cüretkar olunur?
Ancak beyni yıkanmış ve bir ideal için ölümüne yetiştirilmiş, robotlaşmış kişiler cüret edebilir böylesi hareketlere.
Ve özünde, İslamı kendilerine siyasi referans alan El Kaide, İŞID, El Nusra gibi terör örgütlerinden, bunların intihar bombacılarından farkı nedir FETÖ'nün?
Bu ABD yapımı örgütlerden çıkaracağımız sonuç, FETÖ'nün darbe teşebbüsü ile mi sınırlı kalacak peki? 
15 Temmuz olmasaydı, “Gülen Hareketi”, “Hizmet Hareketi” gibi sıfatlar altında yürütülen faaliyetleri meşru mu görecektik? 
Cevabını bildiğiniz sorular bunlar. 
Diyorsunuz ki; eğitimi ve sosyal yaşamı İslami referanslara göre düzenleme, “dindar ve kindar bir nesil” yetiştirme hedefi, kısaca dinbaz siyaset gemi azıya almış bir vaziyette ilerliyorsa, FETÖ şaşkınlığı suçüstü yakalanmanın hezeyanından başka bir şey değildir.
Kaderimizin değil ABD'nin bu oyununa bile bile ve isteyerek, kafamızdaki “yeni devlet” için,  yani işimize geldiği için teslim olmak demektir.
Ve soruyorsunuz tabii...
Tüm bunlarla başlığın ne alakası var?
İkinci bölümde...

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
Ucuz uçak bileti En ucuz uçak biletleri için arayın,
kıyaslayın ve satın alın
aloucakbileti.net   0850 500 0 737
  ÇOK OKUNANLAR
Tarihi köprüde korkutan kaza
Güler ve Muharrem'in mutluluğu
Vatandaşın 'yağmur' imtihanı
Ertene'den veda
'Sivil mimarlık' çöplüğü!
ARAMIZDAN AYRILANLAR
‘Hiçbir ceza susturamaz’
‘Dini nikah kıyan da yargılanmalı’
Alzheimer'i geciktiren merkez
'Hayvanlar oyuncak değildir'
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi Zaman Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE