ANASAYFA
15 Ağustos 2022 Pazartesi
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
Yeme bizi Kemal Bey!
Yayın Tarihi: 23 Ağustos 2017 Çarşamba, 07:50
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Başlık farklı olsa da kısmen önceki iki yazının devamı sayılır bu haftaki konu.
Biraz mecburiyetten, biraz da gündemden dolayı böyle oldu.
Mecburiyetten, çünkü okurdan gelen önemli tespit ve eleştiriler var. Üzerinde durmak yerinde olacak.   
Evet, Kemal Bey'e yaptığımız “temel meseleye odaklan” çağrısı, çeşitli değerlendirmelere yol açtı.  
Kimisi Kemal Bey eleştirisine tahammül gösteremediği için konuyu kavramak yerine duygusal yaklaşıyor ve başını kuma gömüyor. Doğaldır, lider kültüne dayalı siyasetin sonuçlarındandır. 
Ancak, Kemal Bey'e karşı olumsuz yaklaşımlar daha ağır basıyor. 
CHP tabanı ve seçmeni, “bu genel başkanla bu iş olmuyor” düşüncesinde.
Ne var ki, “2019'da AKP'yi devirmek önemli, şimdi birlik zamanı, defolarımızı görmezden gelelim…” şarkısını çalan 'bozuk plak' yine devrede ve CHP üyesini güzelce oyalıyor. Önceki yazılardan hatırlayacaksınız; “öğrenilmiş/öğretilmiş/kabullenilmiş çaresizlik” işte böyle bir şey.

Şartlanmış/şartlandırılmış üye, örgüt yapısını, işleyişini de etkiliyor haliyle. 
Hatta belirliyor, diyebiliriz. CHP örgütlerinin dinamik yaratamaması, halkla ilişkilerde kılcal damarı işlevini yerine getirememesinin sebeblerini öncelikle burada aramak gerektiği kanaatindeyim. 
Yalnız bu durumun ilk elden sorumluları bu partinin genel başkanı ve genel merkez yöneticileridir şüphesiz. Bilerek parti örgütünün dinamik kazanmasını istememektedirler. Zira dinamik bir örgütün lider oligarşisini, bürokratik yönetim tarzını sorgulamaktan geri durmayacağını ve bunun da konforlu siyasi varoluşların sonunu getireceğini çok iyi bilmektedirler. 

Hal böyle olunca, CHP'nin iktidar alternatifi bir parti konumuna nasıl geleceği, katılımcı parti yönetimi anlayışı içinde tartışmak ve ortak akla dayalı bir yol haritası belirlemek yerine, konjonktüre havale ediliyor. Parti tabanına da 'bozuk plak' dinlemek kalıyor. 
CHP'deki egemen yapının kendini yeniden üretmesi de işte böyle oluyor.

Hadi genel başkan sayesinde koltuk bulanları anladık, onların CHP'deki varlığı genel başkana endeksli. 
İlginç olan, taban dinamiğine dayalı seçilmişler dahi bu mahut yapının aşılması için çözüm geliştirecekleri yerde, genel başkanın ağzına bakıyorlar.
Ülkeyi katılımcı ve çoğulcu anlayışa dayalı yönetme iddiasının önce CHP'de uygulanması gerektiğini görmezden geliyorlar.
Anlayacağınız lidere padişah yetkisi veren uygulamalar CHP'de var ve yıllardır bu böyle. Hiç tereddüdünüz olmasın.
Onun içindir ki, genel başkana yanaşarak kısa yoldan milletvekili seçilmek isteyenlerin sayısı bu partide de çoktur. Parti dışı odakların isteği/dayatması ile milletvekili seçtirilenler de az değildir tabii.
Kurgulanmış kongrelerle yönetim koltuklarına oturanlar, yönlendirilmiş üyeyle gerçekleştirilen önseçimlerde milletvekili seçilenler, hepsi CHP'deki yönetsel ve örgütsel yapı bozukluğuna işaret eden uygulamalardır.
Bir de CHP parti içi demokrasisi olan yegâne partiymiş gibi sunulmuyor mu, hayretler içinde kalmamak elde değil. 
Nereye mi varmak istiyoruz? Şuraya: Kasetle genel başkan koltuğuna oturtulan Kemal Bey, CHP'nin kontrol altında tutulması görevini layıkıyla yerine getirmektedir.
Lider oligarşisi CHP'yi de esir almıştır. 
Bu partide genel başkan değişikliği için farklı bir paradigma gerektiğini görmek lazım artık.
Patates baskı yöntemlerle bu partinin demokratik yapıya kavuşması olası değildir.
Yapısal sorunlarını aşamayan CHP'nin AKP karşısında alternatif konuma gelmesi ise, mevzu bahis dahi edilemez. 
Evet, bu partinin tabanı Kemal Bey'i alaşağı edecek irade ve kararlılığı ortaya koyamadığı sürece, CHP'nin atılım yapmasını beklememek lazım. Deniz Baykal'ın gidişinin örgüt dinamiği ile değil kaset operasyonu ile gerçekleşmesi de bu iddiayı destekler mahiyettedir kanımca.
Bu bağlamda; örgütü heyecanlandıracak, harekete geçirecek, CHP'yi demokratik bir işleyişe kavuşturacak hamlelerin önünü açacak, kısaca ezber bozacak alternatif bir liderin ortaya çıkmamasının, çıkamamasının üzerinde de durmak gerekiyor kuşkusuz.
Bugüne kadar lider adayı iddiasıyla öne çıkan, sosyal medyada kendinden bahsettiren şahsiyetlerin başarısına bakılırsa, öyle büyük laflar ederek, ajitasyonla, meselenin temeline odaklanmadan alternatif olunamıyor.
Bürokratik siyaset kulvarında dolaşarak, sosyal medyada isim parlattırarak genel başkanlık koltuğuna göz dikmenin karşılığı bulunmadığı defalarca kanıtlandı.
Dünyayı ve Türkiye'yi kurtarmaya soyunmak yerine, CHP'yi halkın partisi yapacak adımlara odaklanmak daha doğru görünüyor. Büyük anlatılar, bilgi tacirliği ile CHP üyesini etkilemek, “ben daha iyi yönetirim” iddiası ile ortalarda dolaşmak yeterli gelmiyor.      
Süheyl Batum ve Emine Ülker Tarhan'ın örgüte nasıl pompalandıklarını ve gözden düşünce nasıl eleştirildiklerini hatırlayalım. Hakeza adalet yürüyüşüne katılmadıkları için
Metin Feyzioğlu, Ümit Kocasakal'ın eleştiri oklarına maruz kalmaları…
Hepsi aynı kapıya çıkar: İsim parlatarak CHP'ye genel başkan olunamaz. Bu partinin yönetsel ve örgütsel sorunlarına çözüm üretmeyi merkeze oturtan bir anlayışa sahip olmak gerekir öncelikle.        
Ve biliyoruz ki, tabana pompalanan heyecanlar sonuç vermeyince, geriye hezeyan ve öfke kalıyor. Bu da CHP örgütünün öğrenilmiş/öğretilmiş/kabullenilmiş çaresizlik üçgeninde debelenmesini sürekli kılıyor. 
Bu sayede üyede umutsuzluk yaratılıyor, verili durumu olağan karşılayan tutum ve davranışlara yol veriliyor. CHP örgütünün bürokratik yönetim tarzına teslimiyeti ve kırtasiye işlerine yöneltilmesi işte böyle sağlanıyor.          
Kabaca CHP'nin örgüt dinamiklerinin nasıl köreltildiğine ve bunun da bu partinin kontrol altında tutulması ile yakın ilişkisine değinmiş olduk.
Kontrolde tutulan CHP'nin üreteceği politikalar da haliyle köşe kenarları belirlenmiş bir düzlemde şekilleniyor. Parti politikaları katılımcı ve çoğulcu bir anlayışa dayalı örgüt içi tartışmalarda oluşmuyor, daha çok parti dışı odakların telkinleri ve istekleri doğrultusunda yoğruluyor.  
Bir kez daha anımsatalım; bu, Somuncu Baba Ekmeleddin'de de, Mansur Yavaş'ta da böyle olmadı mı?
CHP tabanına “tıpış tıpış” diyerek Ekmeleddin'i siz dayatmadınız herhalde Kemal Bey, size dayatılanı paşa paşa aday gösterdiniz?
Evet, böyle bir mesele var. Oy avcılığına dayalı siyaset öne geçmiş durumda…
 “Laiklik sorunu yok” derken de, Selin Sayek Böke'ye havale edilen  'güler yüzlü neoliberalizm' yutturması da, muhafazakâr kesimden oy kapmak için Bekaroğlu'nu 'hokus pokus' ile parti meclisine taşımanız, yetmedi milletvekili yapmanız, yetmedi CHP'yi halka anlatma görevi yüklemeniz de, kısa yoldan nasıl oy artırırım hesabıdır.
Peki bu siyaset tarzı CHP'ye ne kazandırdı? Yanlış bir yönetim sergilediğinizi, yanıldığınızı düşünüyor musunuz?
Şahsınıza sunulan genel başkanlık koltuğuna şöyle bir yaslanıp 10 saniye düşünün ve doğru cevabı bulun lütfen. 
Bence hedeflenen sonuca ulaşılamadı. Dışarıdan telkin edilen ve algı yönetimine dayalı 'operasyonel siyaset' başarı getirmedi. CHP'nin oyları artmadı.
Şimdi sıra 'müsamere siyaseti'nde mi? Atletli fotoğrafınızı görür görmez aklıma, bir bayram günü eski model bir otomobil ile Ferdi Tayfur dinleyerek Meclis'e giden Devlet Bahçeli geldi.
Medya büyük ilgi göstermişti. İyi bir halkla ilişkiler çalışmasıydı; Bahçeli, tabanını tahkim ediyordu.
Siz ise, farklı toplum kesitlerinden yine oy devşirmenin peşindesiniz anlaşılan.
Peki, fonda hangi müzik vardı Kemal Bey? Orhan Gencebay mı, Müslüm Gürses mi, Selami Şahin mi..?
Ay başını zar zor getiren memur emeklilerini mi, üç kuruşa çalışan tarım emekçileri, inşaat işçilerini mi, merdiven altı atölyelerde boğaz tokluğuna çalışanları mı etkilediniz, duygulandırdınız Kemal Bey? 
Zamanlama da ilginç. AKP yönetici elitlerinin ekoseli mavi ceket modası günlerine denk geldi “atletli fotoğraf”.  
Peki nedir bu mavi ekoseli ceketin sırrı?
Habertürk'ten Özgür Uğur'un haberine göre, ekose desen İskoçların savaş ruhunu temsil ediyormuş.
Beden dili uzmanı Riccon İlhan Doğan için ekose, AKP'nin bir tarzı haline gelmiş. 
Ekose halka, “Ben de sizin gibiyim, içinizden biriyim” mesajı veriyormuş. 
Mavi, huzur, dürüstlük, sadakat ve barışın simgesiymiş. Bu renk, aynı zamanda, büyüklük olgusu uyandırıyormuş. Barack Obama ABD Başkanlığı'na seçildiğinde, her iki yemin töreninde, dünyaya mesaj verirken mavi kravatı bu nedenle tercih etmiş.
Mesaj içinde mesaj…     
Hakikaten meraklandırdınız, atletli fotoğrafınızı sosyal medyaya salmak kimin fikriydi, kim bu sizin halkla ilişkiler uzmanınız Kemal Bey?

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Bakım ve onarım işleri yaptırılacak
Kırtasiye malzemesi alınacak
Bakım ve onarım işleri yaptırılacak
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE
Özel Okullar, Özel Okul Fiyatları

Marküteri Parke