Çıktı, çıkacak derken nihayet çıktı. Nedir çıkan?
Bedelli askerlik hakkı...!
Anlamı ne?
Yaşın 30'u bulmuşsa, ver 30 bin TL'yı, askerden kurtul..!
Bu iyi bir uygulama mı...?
Bir bakıma iyi, bir bakıma da değil... İyi tarafı; yaşı 30'u bulmuş, parası olup da bir türlü askere gidemeyen için iyi. Hem, 22 gün temel askerlik eğitimi bile yapmayacak.
Kötü tarafı; bastır parayı, askerlikten kurtul..! Ya parası olmayanlar...!? Nereden bakarsan bir haksızlık, “Paran varsa askerlik yapma!” Zaten böyle bir uygulama, parası olanlar için çıkarılmadı mı..?.
Türk Ordusu açısından da, bir türlü askere gitmeyip, askerlik yapmayanlar birikip birikip yığın oldular. Bu uygulamada amaç, bu yığını eritmektir.
Yaşı 30'u bulup, askerlik yapmayanların sayısının 400 bin olduğu söyleniyor. Bence iyi bir uygulama ama, aynı oranda adaletli olduğu söylenemez. Yani paran varsa askerlik görevin yok, paran yoksa askerlik görevin var.
Böyle bir uygulama eşitlik ilkesine aykrı olmuyor mu? Hukuki açıdan bakalım. Anayasamızın eşitlik ilkesi var. Bu uygulama bu ilkeye zıtlık teşkil etmiyor mu? Bu tezatı gidermek için para ödeyemeyenler adına da bir çare düşünülemez mi? Gelirinden taksit ile ödeme yapma gibi... Çünkü bu bedelli uygulamada amaç, 30 yaş üstü birikimi eritmektir...
Bedelliden elde edilen kazanç, şehit aileleri ve gaziler için harcanacakmış. Eğer böyle bir uygulama sulandırılıp, başka bir yöne çekilmez ise iyi olur.
Bedel ödeyenler 22 günlük temel hizmetten de muaf olacak. Zaten 22 günde askerliğin nesini öğreneceksin. Öğrensen öğrensen selam vermeyi bir de yürümeyi öğrenirsin.Yirmiiki günlük eğitimi yapmamak ile devlete de bu masrafı yaptırmamış olursun.
Bedelli lafı ortaya atılınca bankalar hemen harekete geçti. Parası olmayanlar için kredi hazırlıklarına başladılar. Bravo valla, ne işbilir milletiz...!
Bu duruma, ne kadar 'iyidir' denebilir. Parası olan bedel öder, olmayan da askere gider, PKK ile savaşır, şehit olur, gazi olur... Vatanı kurtaranlar hep garibanlardır...
Bunun yanında bir de vicdan-i red çıktı. Bu da neymiş..!?
Vicdanı, eline silah alıp, askerlik yapmaya el vermiyormuş. Vicdan-i red'çiler askere gitmeyip, bir kamu veya sosyal kurumda görevlendirilicekmiş. Askerden kaçmanın başka bir şekli yani...
Ne lüzum var, toz toprak içinde talim yapmaya, otur bir masa başına, askerlik sayılsın... Zaten bu olay da kabul edilmedi..
Bir başka konu da profesyonel ordu, ücretli asker... Bir yerde akıllıca bir düşünce, Osmanlı'da da yeniçerler, sipahiler ücretli asker değil miydi? Askerlik yapan herkes bilir, askerliği hep angarya olarak kabul etmişizdir. Askere gidenler hep şafak sayar, şarkısı bile vardır. “Gel tezkere gel” diye... Aslında bu konuya dört elle sarılmalıyız...
Niye böyledir, verilen emeğe karşılık, eratın maddi kazancı yoktur. Askerlik ücretli olursa, angarya olarak kabul edilemez, bir meslek haline gelir. Her asker de işine dört elle sarılır. Bu madalyonun bir yüzü, diğer yüzü ise, bütçeye yük getirir.
Devletin parası olmadığı, askerine para veremediği zaman o insan görev yapmaz, yahut taşkınlık yapar. Yeniçerilerin kazan kaldırması gibi...
Tabi yeniçeriler zamanında değiliz. Muhakkak bunun düzenlemesi de yapılır. Bedelli, vicdan-i red, profesyonel askerlik derken, vatan borcu ne oluyor?
Hepimiz askere vatan borcunu ödemek için gideriz. Bedel ödendiğine göre hesap kapanmış, borç falan kalmamıştır.
'Vatan borcu tarih mi oluyor?' diye sorulabilir. Böyle uygulamalar Türkiye'ye ne kadar uygundur. Ülkemiz, 'çevremizdekiler her zaman dostumuzdur' denemeyecek bir coğrafyanın ortasındadır. Orta Doğu kaygan bir zemini olan bölgedir, yarının ne olacağını kestirmek zordur.
Birtakım değişimler oluyor, elbette olacak. Bütün mesele bu değişimlerin Türkiye'ye ve Türk halkına ne kadar uygun olduğudur?