ANASAYFA
18 Aralık 2017 Pazartesi
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Gönül UYANIKTIR / Günce
Kalbimdeki ATATÜRK
Yayın Tarihi: 15 Kasım 2017 Çarşamba, 07:23
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

O'nunla tanışmam, konuşmayı söktüğüm, çevremdeki her nesneyi merak edip öğrenmeye çalıştığım çocuk yaşlarımda; duvardaki fotoğrafını gösterip, “Bu kim?” diye sormamla başlar. O'nunla ilgili ilk öğrendiğim de, adının Mustafa Kemal olduğu ve bizi düşmandan kurtardığıdır…
Yeniimaret 1'nci Aliş Paşa Çıkmaz Sokak'taki evimizin oturma odasında çerçeve içinde duvara asılı tek fotoğraf, O'nunkiydi. Her temizlik yapıldığında silinir parlatılırdı. Yıllar boyu güneş vurduğu için rengi biraz solsa da yeşil asker giysisi içindeki resim yerini, biz yeni bir eve taşınıncaya kadar hep korudu. 
Henüz okumam yazmam yokken, bana O'nun çeşitli fotoğraflarını gösterip, 'bu kim?' diye sorarlar, “Mustafa Kemal Atatürk, O bizi kurtardı” cevabını alınca da bir mutlu olurlardı ki; anlatamam! Dört yaşıma kadar evin tek çocuğu olduğum için dünya benim çevremde dönerdi. 
Dönemin çocuk yıldızı Ayşecik'e özenmem daha sonralarına denk gelir. Babam, sırf Ayşecik gibi, çevirerek şarkı söylemem için bana kırmızı çiçekli bir şemsiye almıştı. Her akşam yemekten sonra, ailece çay içilirken ben de kostümlerimi (kabarık etekli tafta elbisem) giyip şemsiyemi açarak büyükçe bir sehpadan bozma sahneme çıkardım. Konserim bitince, eğilip önce duvardaki Atatürk resmine, sonra da beni alkışlayan ev ahalisine selam verirdim.
Repertuarımda en sevdiğim; hiç nefes almadan okuduğum, “Uzun uzun kavaklar” diye başlayan Atatürk şiiriydi. Ardından hareketli ve şemsiye çevirmeli, 'Tin tin tini mini hanım' şarkısı gelirdi… Atatürk evimizin bir ferdi, en büyüğüydü. Okuduğum şiiri, söylediğim şarkıyı beğendiğini ve bana gülümsediğini hissederdim. Zaman zaman O'nunla konuşur, evde istediğim olmayınca O'na şikayet ederdim. 
Oda kapısının tam karşısındaki fotoğrafı, adeta içeri girenleri karşılar, onlarla sohbet ederdi. 'Anne' 'baba'dan sonra öğrendiğim üçüncü kelime O'nun ismiydi. Okul öncesi çocukluğum, çok anlamasam, nedenini tam bilemesem de, O'nu bir aile büyüğüm gibi sevmekle, bizi kim olduklarını bilemediğim düşmanlardan kurtardığı için minik yüreğimde çok özel bir yerde taşımakla geçti.  
Mithatpaşa İlkokulu yıllarımda, ilk öğretmenim olan Halil Arcan, çok deneyimli bir eğitimciydi. Ondan Atatürk'ün sadece bizim evin değil, bütün evlerin büyüğü olduğunu, diğer arkadaşlarımın da O'nu benim gibi sevdiklerini öğrendim. İlk kez O'nu başkalarıyla paylaşmanın verdiği üzüntüyle karışık bir kıskançlık duygusuyla tanışıyordum. Ama bu duygu uzun yaşamadı ve yerini bir sevgi zincirine bıraktı. O hepimizin kurtarıcısıydı... O hepimize ait olduğu için de O'nu hepimiz seviyorduk, öyleyse hepimiz birbirimizi de sevmeliydik. Yüreğim, ayrımsız tüm insanları sevmesi gerektiğini de O'nun sayesinde öğrenmişti.  
İlk hecelediğimiz, ilk yazdığımız O'nun ismi oldu… Annesi babası, doğduğu yer doğum, ölüm tarihi, hepsini birinci sınıfta öğrendik… Şimdi düşünüyorum da bugünün çocukları tüm bunları üç dört yaşındayken biliyor. 
İlk, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'mda, biz küçük sınıfları geçit törenine götürmediler… Büyük sınıflar sıraya dizilmiş okul bahçesinde ellerinde Atatürk fotoğraflı kağıt bayraklarla uygun adım geçit törenine hazırlanırken, onlara ne kadar özenmiştim. Bir yıl sonrasını beklemek bana ne kadar da uzun gelmişti.
Sonra, ilk On Kasım'ım! Halil Öğretmen, 'çocuklar evinizin bahçesinden çiçek toplayıp getirin, okulumuzu, sınıflarımızı süsleyeceğiz' demişti… 
… Yeniimaret'in evleri bahçelidir, Kasım ayında da çok güzel patlar, güz gülleri, yıldızlar, gavur çiçekleri açar… Amcam bizim bahçeden o kadar çok çiçek toplamıştı ki, okula da kendisi taşımak zorunda kalmıştı. 
Okulumuzun bahçesi ile sınıflardaki Atatürk Büstü ve fotoğraflarının çevresi çiçek bahçesine dönmüştür. Beş sınıfla, bir müdür ve öğretmen odası, bir tuvalet ve depo odasından oluşan küçük binanın, bize saray gibi büyük gelen dar uzun koridoru öğretmenlerimiz ve bizden üst sınıftaki öğrenciler tarafından bayrak ve çiçeklerle süslendi. Birkaç masa yan yana konarak sahne hazırlandı, kırmızı kumaşla gizlenmiş ahşap dolapların üzerine de bayrak ve çiçek zinciriyle çevrelenmiş bir Atatürk Büstü kondu. Bütün sınıflar yüzümüz sahneye dönük koridora sıralandık.
İlk On Kasım'ımda o sahneye çıkamadım. Ama tüm olan biteni ön sıradan arkadaşlarımla birlikte izledim. Atatürk için de ilk o gün ağladım. Çünkü şiir okuyan bütün öğrenciler şiirlerini ancak hıçkırıklarla tamamlayabiliyordu. Hiç biri sahte değil, yürektendi.  Öğretmenlerimiz O'nun büyüklüğünü anlatan konuşmalar yaptı, O'nun sözlerini ve anlamlarını açıkladı. Hepimizin gözleri büstünde, hayret ve hayranlıkla Atatürk'ü yüreğimize, beynimize ilmek ilmek işlemeye başlamıştık.
Halil Öğretmen'im, ilk karneden sonra emekli olup ayrıldı, yerine İsmet Paşaoğlu geldi. Yeniimaretli olan İsmet hanımı anne gibi benimsedik, sevdik. Dördüncü sınıfta öğretmenimiz 18 yaşında gencecik bir kız, Ertan Arseven'di. O da sadece öğretmenimiz değil hem ablamız hem de giyim kuşamıyla idolümüz olmuştu.
Mithatpaşa İlkokulu yıllarımda; sadece Atatürk'ü, Türkçe'yi, okumayı yazmayı, matematiği, tarihi, coğrafyayı değil de meğer hayatın tümünü öğrenmeye başlamışız. Yaptığımız her işte Atamız'a layık olmaya, O'nu örnek almaya çalışmışız. Bugünkü biz'in temeli mayası o zamanlardan geliyor. 
O Türk gençliğinin önünde, 'Muasır medeniyet seviyesi' gibi bir ufuk açıp, özgür ve bağımsız bir toplum olabilme hedefi koydu.  O 'Yurtta Sulh, Cihanda Sulh' diyebilen bir barış ve uzlaşı adamı, 'Ey Türk gençliği, birinci vazifen Türk istiklalini Türk Cumhuriyeti ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir' diyen bir kurtarıcı, geleceği öngören ve yol gösteren bir öğretmendi.     
   Mustafa Kemal Atatürk, O'nun silah arkadaşları, bu vatanın kurtarılması için canını, malını ortaya koyan, dünyanın güzelliklerini yaşayamadan çocuk yaşta yitip giden her can, bizim en kıymetlimiz! O canlar arasında istisnasız hepimizin büyükleri, büyüyemeyen yakınları, soy ağacımızın uzayıp gidemeden kesilip kırılan körpe filizleri var. 
Bugün bazılarımızla aramıza mesafeler konsa da, üzerinde rahatça dolaşabildiğimiz bu güzelim coğrafyanın her karışını canı kanı ile sulayan on binlerce yüz binlerce isimsiz kahramanın torunlarıyız. O yapay mesafeleri aşmak aslında çok kolay, yeter ki Atatürk'ü anlayalım. O zaten bugünlerin geleceğini onlarca yıl önceden öngörerek şöylememiş mi;

 “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir” diye…!   

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
Ucuz uçak bileti En ucuz uçak biletleri için arayın,
kıyaslayın ve satın alın
aloucakbileti.net   0850 500 0 737
  ÇOK OKUNANLAR
Güler ve Muharrem'in mutluluğu
Tarihi köprüde korkutan kaza
Ertene'den veda
Vatandaşın 'yağmur' imtihanı
'Sivil mimarlık' çöplüğü!
ARAMIZDAN AYRILANLAR
‘Hiçbir ceza susturamaz’
‘Dini nikah kıyan da yargılanmalı’
Alzheimer'i geciktiren merkez
'Hayvanlar oyuncak değildir'
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi Zaman Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE