ANASAYFA
15 Ağustos 2022 Pazartesi
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
Sadede gelelim Kemal Bey! (3)
Yayın Tarihi: 15 Kasım 2017 Çarşamba, 07:23
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

//Kemal Bey özelinde öne çıkardığım hususlar arasında, genel başkanlık koltuğuna “kaset operasyonu” ile oturtulduğu iddialarını ve bağlantılı odakların CHP üzerindeki etkilerini anlamaya çalışmak da vardır.
Buna dayanak teşkil eden merak ise; Kılıçdaroğlu'nun kafasında Ecevit şapkasıyla sahne aldığı 2010 Kurultayı'nda söyledikleri ile çelişen icraatların kısa bir süre sonra kendini göstermesi ve şüphe uyandırmasıyla başlamıştır.//
Geçen haftadan aktardığım bu tesbitlerde 'derinleşmek' gerekiyor hakikaten.
Zira bu noktada duygusal ve yüzeysel yaklaşımlar sıkça karşımıza çıkıyor.
Yazdıklarımdan Kılıçdaroğlu'nun “kaset komplosu” ile doğrudan ilişkisi olduğunu ima ettiğimi çıkaranlar dahi var. Doğaldır, çetrefil bir konuyu irdeliyoruz…
Ancak, Kılıçdaroğlu'nun “kaset”in varlığını ne zaman öğrendiğine ve sonrasına dair sisli bir alan ve spekülasyon da yok değil. Dolayısıyla ortada dolaşan iddiaları köşemize taşıyarak okurun değerlendirmesine sunmamız yadırganmamalı. 
Kaldı ki, CHP'ye yapılan operasyonun muhteviyatına ilişkin olabildiğince ayrıntılı bir araştırma yapmadan, Kemal Bey'in Yeni CHP'si hakkında fikir de edinilemez. 
Sürece uygun gidelim ve Kemal Bey'in 2010 Kurultay'ında söylediklerini çok çabuk unutarak farklı bir kulvara geçmesi, Baykal döneminden miras yönetim biçimine dört elle sarılması ile başlayalım. 
Eski CHP Adıyaman Milletvekili Celal Topkan'ın Karınca Yayınevi'nden çıkan
“Atatürk Sonrası CHP'nin Başarısızlığı Nedenleri ve Sonuçları (Mart 2016)” başlıklı kitabında konumuza ilişkin yararlanabileceğimiz bilgiler var. 
//CHP 33'üncü Olağan Kurultay'ın günü belirlenmiş, gündemi yayınlanmıştı… 
Kurultay, Baykal'ın genel başkanlığı hesap edilerek hazırlanmıştı. Delegeler, Genel Sekreter Önder Sav tarafından safkan Baykalcılardan oluşturulmuştu.
Baykal'ın ani istifasıyla her şey alt üst oldu.
(…)
Kılıçdaroğlu, Önder Sav'ın adını gündeme getirmesi olayını şöyle anlatıyor. “Aklımdan geçmiyordu herhangi bir şekilde. Çünkü ben grup başkanvekiliydim. Siyasette yeniydim, köklü bir geleneğim yoktu… Sonuçta, altyapı büyük ölçüde eski Genel Sekreter Önder Sav tarafından oluşturuldu. Böyle bir sürece hazırlanmam tarafıma ifade edildi. Hatta ben CHP'ye iyi bir genel başkan seçilmeli, bunda sizin de sorumluluğunuz olmalı diye kendimden habersiz düşüncelerimi aktarıyordum.
O kimlerle durumu değerlendirdi bilmiyorum… Bir konuşma metni hazırlandı.
Onu da büyük ölçüde Önder Sav hazırladı. Ben de çıkıp partide açıklama yaparak, genel başkanlığa aday olduğumu ifade ettim.”//  
İlginç değil mi? Önder Sav, siyasette yeni yetme Kılıçdaroğlu'nu genel başkan yapmakta hiç tereddüt etmiyor.  
Sav'ın bu yıldırım kararında: çaresizlik yani kısa sürede bir genel başkan bulma telaşı ile Kılıçdaroğlu'nun o sıralar kamuoyunda yıldızının parlamasının etkili olduğu da söylenebilir tabii.
Asıl dikkatimizden kaçmaması gereken nokta ise: Önder Sav'ın kendinden bu kadar emin hareket etmesini sağlayan, CHP örgütlerini kudret sahibi genel sekreter elinde oyuncak eden parti yönetim modelidir… 
Genel başkanların parti içi iktidarı, örgütü kontrolle yükümlü tuttukları genel sekreterler üzerinden sürdürme alışkanlığıdır... 
Nitekim Baykal'ın istifası, beklenmedik bu gelişme sistemi sarsmış ama muktedir
Önder Sav sayesinde CHP'ye hemen yeni bir genel başkan bulunuvermiş ve koltuğa oturtulmuştur.  
Kurultay delegelerinin hemen Kemal Bey'in arkasında hizaya girmeleri de antidemokratik yapıyı, yani kurultay delegelerinin özgür iradeyle hareket etmediklerini, genel sekreterin işaretine göre oy verdiklerini ve bunun için itina ile seçildiklerini (safkan Baykalcılar), şartlandırıldıklarını yeterince açık etmiyor mu? 
Ediyor.
33. Olağan Kurultay (Mayıs 2010) ve sonraki gelişmelerin değerlendirmesini  yine Celal Topkan'a bırakarak devam edelim.
//Eski CHP Adıyaman milletvekili olarak ben de salondaydım. “Halkçı Kemal, devrimci Kemal, Başbakan Kemal” sloganları eşliğinde kürsüye çıkan Kılıçdaroğlu: “Kısa sürede tüzük kurultayını toplayacağız. CHP'de parti içi demokrasiyi yaşama geçireceğiz. CHP'yi anti-demokratik işleyişten kurtaracağız… Gücümüzü halktan alan partiyiz. Halkla birlikte olacağız… Milletvekillerini önseçimle belirleyeceğiz… Kapımızı herkese açacağız, herkesi kucaklayacağız. Küskünleri, dargınları herkesi CHP'ye çağırıyorum. Hep beraber olacağız, hep birlikte CHP'yi iktidara taşıyacağız.” dedi ve kürsüden indi.
(…)
Salon “Halkçı Kemal, Başbakan Kemal” sloganları ile inledi… CHP'yi Baykal'ın partisi yapan anti-demokratik tüzük değişikliklerine oy veren Kılıçdaroğlu, delegelerin tümünün oyunu aldı. CHP'nin 6. Genel Başkanı oldu. Böylece CHP'de Kemal Kılıçdaroğlu'nun değişmez genel başkanlığı dönemi başlamış oldu.//   
Sonra ne mi oldu? İlk önce Önder Sav ve yakın kadrosu tasfiye edildi.
//Kılıçdaroğlu genel başkan olmuştu fakat partiyi Önder Sav yönetiyordu...
Önder Sav ve arkadaşlarından kurtulmaya karar veren Kılıçdaroğlu, “3 Kasım 2010'da parti tüzüğünün merkez yürütme kurulu (MYK) işleyişini düzenleyen anti-demokratik 39. Maddesinin kendisine verdiği yetkiyi kullandı. Önder Sav ve yakın arkadaşlarını yönetimden uzaklaştırdı. Parti meclisi üyeleri arasından 17 kişiden oluşan merkez yönetim kurulunu (MYK) atadı.// 
Tasfiyenin ardından Kılıçdaroğlu'nun yaptığı açıklama da ilginç gelecektir…
//Adımız belli. Biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz. Halkın partisiyiz. Birilerinin partisi değiliz. Koltuklar insanlara sürekli otursunlar diye verilmez, halka hizmet için verilir. Oralar ne benim ne birilerinin babasının malıdır… Partideki korku imparatorluğunu yıktık, ülkedeki korku imparatorluğunu da yıkacağız… Hiç kimse bir partinin içinde korku kanalları, korku koridorları yaratmamalı. Herkes özgürce düşüncesini söyleyecek… Öyle blok liste değil, çarşaf liste getireceğiz. İnsanın hakkına, insanların düşüncesini özgürce dile getirmesine hep olanak vereceğiz.//
Partide korku imparatorluğu yaratan Önder Sav ve arkadaşlarını merkez yürütme kurulundan, sonra da parti meclisinden de tasfiye eden Kılıçdaroğlu verdiği sözleri tuttu mu peki?
Cevabını Celal Topkan'a bırakalım…
//Kılıçdaroğlu partide bir umut olmuştu. Partililer her istediğini gözü kapalı yerine getiriyordu. Bu bağlamda Kılıçdaroğlu'nun parti içi demokrasiyi yaşama geçirme, CHP'yi özgürlükçü bir parti yapma sözlerini yerine getirmesinin önünde hiçbir engel yoktu. Ancak Kılıçdaroğlu kendi belirlediği gündeme; CHP'yi anti-demokratik işleyişten kurtaracak, parti içi demokrasiyi yaşama geçirecek, CHP'yi özgürlükçü bir parti yapacak tüzük değişikliklerini koymadı.
(…)
Parti meclisi seçimlerinin çarşaf liste ile yapılmasının sözünü vermişti.
Fakat parti meclisi seçimi blok liste uygulaması ile yapıldı. Kılıçdaroğlu parti meclisi anahtar listesini tek başına belirledi. Kılıçdaroğlu'nun parti meclisi anahtar listesinin karşısına başka liste çıkmadı. Parti meclisi anahtar listesi olduğu gibi seçildi. Blok liste uygulaması ile tek başına belirlediği parti meclisi üyeleri arasından MYK üyelerini atadı.
Bu durum büyük bir umut ve heyecan yaratarak genel başkan olan Kılıçdaroğlu'nun da, CHP'yi, söyledikleriyle yaptıkları aynı olmadan, ülkede iktidar olma peşinde koşmadan, CHP'yi parti içi iktidar hesabı yaparak ve parti içi iktidarla yetinerek yöneteceğini gösterdi.
(…)
Aralarında Ankara, İstanbul ve İzmir'in de bulunduğu 425 (%77.2) milletvekilinin seçileceği 52 ilde, milletvekili adayları merkez ataması ile belirlendi.
Kılıçdaroğlu'nun “Söz CHP'nin sözü. Milletvekilini vatandaş kendi seçecek. Halkın iradesine inanacağız biz” sözleri lafta kaldı. Söyledikleriyle yaptıkları aynı olmadı. Büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Kendisine bağlanan umutlar boşa çıktı. Güvenilmez siyasetçi damgası yedi.//
Celal Topkan'ın süreç analizi işte böyle.
Kılıçdaroğlu'nun parti içi siyaset anlayışını/tarzını, tutarsızlıklarıyla gayet güzel önümüze getiriyor.
Yanı sıra, üzerinde düşünmemiz, araştırmamız gereken bazı noktalara da işaret ediyor kanımca.
Mesela…
Kılıçdaroğlu'nun verdiği sözlerle, söyledikleriyle ters düşmesini, parti içi iktidar kaynaklı mecburi bir gelişme şeklinde ele almak yeterli midir?
Hakeza parti örgütünü avucunun içinde tutan kudretli genel sekreter Önder Sav ve arkadaşları tasfiyeyi bu kadar kolay nasıl kabul etmişler ve kenara çekilmişlerdir?
Üstelik o Önder Sav ki, 33. Olağan Kurultay'da delegelerin tamamını Kılıçdaroğlu'nun arkasında hizaya sokuvermiştir.
Tüm bunları “kaset operasyonu” ile ilişkilendirerek anlamaya çalışmak gereksiz bir teşebbüs müdür, sadece spekülatif (kurgu) sonuçlar mı doğurur?   
“Öküz altında buzağı” aramayalım; ama ortada açıklanmaya muhtaç noktaların varlığını da atlamayalım, üzerinde düşünelim bence.
Sizce?..

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Bakım ve onarım işleri yaptırılacak
Kırtasiye malzemesi alınacak
Bakım ve onarım işleri yaptırılacak
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE
Özel Okullar, Özel Okul Fiyatları

Marküteri Parke