ANASAYFA
22 Ocak 2018 Pazartesi
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Gönül UYANIKTIR / Günce
Kavuğumuz olsaydı
Yayın Tarihi: 11 Ocak 2018 Perşembe, 07:04
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

“Boynuz kulağı geçer” diye bir söz vardır. Geçerse de, buna en çok kulak memnun olur sanırım. En azından bana göre böyle...


Bu boynuz - kulak muhabbeti nereden aklıma geldi derseniz... Hudut muhabiri Orkun Akman'ın bu haftaki, 'Gazeteciler ve Çalışan Gazeteciler' başlıklı köşe yazısını okuyunca, keyiflendim de... Böyle durumlarda, biz Türklere özgü müdür bilmem, aklıma hemen olayın anlam ve önemine uygun bir atasözü geliverir.  İçimden, 'boynuz kulağı geçer' dedim. Ve kendimi naçizane - kulak yerine koyup, kulağı geçen boynuz yüzünden mutlu oldum. 


Bu sözü bundan 32 yıl önce de işitmiş ve o zaman da bir boynuz'cuk olarak -çaktırmasam da- çok mutlu olmuştum. 


Edirne Gazetesi'nde muhabir olarak çalışmaya başladığım 80'li yılların ikinci yarısıydı. Bir gün gazetenin sahibi merhum Murat Turgu'ya, 'Ben de köşe yazısı yazabilir miyim?' diye sordum. Çünkü -genç yaşta yitirdiğimiz- muhabir arkadaşım Fikri Biztiren zaman zaman köşe yazıları yazıyor ve ben de yazmak için hevesleniyordum. Ayrıca Almanya'da üç dört arkadaş çıkardığımız dergicikte yazılar yazıp kendi çapımda hayli deneyim kazandığımı sanıyordum. 


Rahmetli Murat Turgu'dan onay çıkınca, o zaman bana çok önemli gelen, belki şimdi okusam saçma sapan bulacağım yazılar yazmaya başladım. Tek rehberim aklım, bilgim ve yüreğimdi. İlk zamanlar kimseden bir tepki gelmeyince biraz şevkim kırılsa da, yazdıklarımı en azından ben beğeniyordum. Ama umut ettiğim elbette bundan daha fazlasıydı.


Belki de vazgeçmek, ya da kolayına kaçmak üzereyken, bir sabah Murat Turgu ile en yakın dostlarından, Edirne'nin Sesi Gazetesi sahibi (o dönem yayın hayatına son vermişti) ve bizim gazetede 'Edirneli Gözü ile' başlıklı yazılar yazan Ali Rıza Ataktürk'ü köşe yazımı okurken suçüstü (!) yakaladım.  Beni görünce boğazlarını temizleyip kahvelerinden bir yudum aldılar…
Acaba yazdıklarımı nasıl buldular diye düşünerek masama geçtim ve önce kendi gazetemi, sonra da diğer iki refikimiz Hudut ve Vatandaş Gazeteleri'ni incelemeye başladım... Köşe yazım, 'İthal et yemeğe hazırlanalım' başlığını taşıyordu... (Ne öngörü ama, bugünleri 30 yıl önceden görmüşsün diye espri yapabilirsiniz) Kahveler bitti, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Cumhuriyet Gazetelerine göz atmaya başladılar. Yazımla ilgili ağızlarından çıkacak bir kelime bekliyordum, ama onlar o konuyu unutmuş gibiydi. Yazımı okumuş olmalarından umutlanmıştım da, hiçbir yorum alamamak canımı sıkıyordu. 


Aradan ne kadar geçti bilmiyorum. Bu arada Murat Turgu çalan telefonlara da cevap veriyordu. Ben içimde kendi konumla haşır neşirken, Murat Turgu'nun telefondaki kişiye teşekkür ettiğini, 'Evet kızımız yeni başladı ama okullu gazetecidir. O da sizden Yeniimaretli' diye benden söz ettiğini farkettim. Birden içimi bir sevinç kapladı, nihayet birinden bir tepki gelmişti. Sanki dünyanın en önemli işini başarmış gibi sevindiğimi hatırlıyorum. 


Merakla, 'kiminle konuştu neden beni övdü' diye içim içim yiyerek konuşmanın bitmesini bekledim. Az sonra Murat Turgu, yüzünde geniş bir gülümseme ile bana, 'Cenap ağabeyin çok selamı var. Seni yanaklarından öpüyor. Yazdıklarını çok beğeniyormuş' dedi. Ben bundan sonrasında ne konuştuklarını hiç hatırlamıyorum. 'Cenap ağabey kim?' diye sormak bile aklıma gelmedi, içimde coşkun bir sevinci yaşıyor, ama dışarıya ser verip sır vermiyordum, ya da ben öyle sanıyordum. 


Ali Rıza Ataktürk'ün de 'Bana müsaade, iyi adamların gitme vakti' deyip bürosuna gitmeden önce, 'Murat'çığım, boynuz kulağı geçermiş. Bu kızan da seni geçecek, ne mutlu sana' dediği kulağıma çalındı ve bu da tereyağın üzerine bal çalmak gibi oldu. (Tereyağ da bal da yemem ama demek ikisi bir arada çok lezzetli oluyor ki böyle söylemişler)


Sonuçta ben yazmaya devam ettim, kendime güvenim tavan yaptı. Sanki herkes Cenap Bey'in yazdıklarımı beğendiğini söylemesini beklermiş gibi, eşi dostu gelip Murat Bey'e benzer sözler söylüyor, bazıları telefona beni de isteyip kutluyor, hatta teşekkür ediyordu. Ben de, bazıları çaktırmadan eleştirse de moralimi yükselten bu geri dönüşlerin verdiği coşkuyla peş peşe birçok gazetecilik yarışmasına katılıyordum. 


Bu yarışmalarda Edirne Gazetesi adına, biri spor dalında olmak üzere iki köşe yazımla ülke çapında iki birincilik, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü'nün açtığı yarışmada da 'Türk Dili Özel Ödülü' aldım. (Yerel ödüllerimin sayısını hatırlamıyorum) Televizyon haberlerinde (o zaman sadece TRT var) hem gazetemin hem de kendi adımı duyduğumda yaşadığım mutluluğun ise tarifi mümkün değildi. 

 

İşte boynuz ve kulak sözcüklerinin benim meslek yaşamımla ilişkisi… Yazmaktan vazgeçmek üzereyken Rahmetli Ali Rıza Ataktürk'ün, Murat Turgu'ya  söylediği o söz, aynı gün Rahmetli Cenap Ağaoğulları'nın telefonu… 


 

Ali Rıza Ataktürk ile büroda her sabah karşılaşırdık, okumaya bıkmayan derya gibi, canayakın örnek alınacak bir adamdı. Cenap Bey'le ise hiç karşı karşıya gelmedik. Ama hem kendisi, hem de sevgili eşi Remziye Hanım, ufak ufak notlarıyla, zaman zaman gönderdikleri tebrik ve mektuplarla beni hep desteklediler... Ancak ben, benim mesleki yaşamımdaki bir dönüm noktasında çok önemli bir katkıları olduğunu kendilerine söyleyememenin üzüntüsünü hep yaşadım, yaşıyorum. Keza Cenap Bey'in vefatından birkaç gün önce gönderdiği mektupla, yerel basına ilettiği son vasiyetini yerine getirmiş olmama karşın, gidip kendisini ziyaret edememiş olmamın da… 

 

Eğer, geleneksel Türk Tiyatrosunun 'Kavuk'u gibi bir sembolümüz olsa ve ben bu kavuğun sahibi olsam, O'nu gözüm arkada kalmadan devredebileceğim gençleri yetiştirebilme şansına sahip olduğum için mutluyum. Referanslarını akıl, bilgi ve yüreklerinden alan genç gazeteci arkadaşlarımı tüm önyargılarımdan arınmış olarak destekledim destekliyorum.  Yıllarını bu işe veren Gökhan Tuzladan'ın yeterince yanında olamasak da, mesleğini sürdürmedeki direnişini de saygıyla karşılıyorum.   


Hasbelkader bir gazetenin sahibi olsam da benim gerçek ve en keyif aldığım işim muhabirlik, gazetecilik… Çoğunu gazetelerindeki imzalarından tanıdığım, güç koşullarda çalıştıklarını, geçinmekte zorlandıklarını bildiğim gençlerin, -rağmen- bu meslekte kalıcı olmalarını dilerim. Çünkü gazetecilik dünyanın en 'güzel' işi…

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
Ucuz uçak bileti En ucuz uçak biletleri için arayın,
kıyaslayın ve satın alın
aloucakbileti.net   0850 500 0 737
  ÇOK OKUNANLAR
Kodlama Yapan Yerler Nasıl Çalışır?
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi Zaman Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE