ANASAYFA
18 Ekim 2018 Perşembe
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Ziya GÖKERKÜÇÜK / SOLDUYU
KENTLER
Yayın Tarihi: 11 Ocak 2018 Perşembe, 07:05
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Yeni yılın ilk yazısını köye - köylüye yazarken gerçek üretenlere demiştim. Kentliler de üretiyor ama doğal üretimin ilk yeri köylerdir. Araba, çimento, demir benzeri kentsel sanayi üretimi olmasa yaşanır ama gıda olmazsa yaşanmaz. 
Kent tanımı üzerine birkaç söz söylemek gerekirse; ilkçağda Atina örneği ile başlayan kent tanımında demokrasi vardı diye bilsek de, site devletlerinde; kadınlar, köleler, gençler yoktu. Askerler, yöneticiler ve filozoflar kentliyi oluşturuyordu.
Ortaçağda ise kırların organizasyonu söz konusuydu ve derebeyliklerin kendi egemenlik alanlarını belirleyen malikâneler şeklindeki yaşamı, tarımsal üretime uygun düşüyordu.
Sanayi Devrimi'yle burjuvazi ile proletaryanın paylaştığı kentler ortaya çıkmaya başladı. Kentleşmeyi iki döneme ayırabiliriz. Birinci dönem; ortaçağ sonrası kendi doğal kuralları içinde oluşan, sanayi devrimi ile birlikte fabrikalarda fordist üretim ile gelişen kentleşmedir.İkinci dönem ise parça üretim ve esnek çalışma şekline dönüşen üretim sonrası dönemdir. Böylece kentin her alanı üretim merkezi oldu. Bunun sonucunda kentin arsa, yapı ve kültürel üretimi de önem kazandı. 
Sonuçta dünyada yükselen moda; kentleşmedir. Bugün ülkemizde de kentleşme teşvik edilmektedir. Fay hattı belediye meclis kararı ile değiştirilen ülkemizde yasalarla tüm ülke kentli olmaktadır. 1927 yılında nüfusumuzun % 26'sı kentlerde yaşıyor iken bu oran 1965 yılında % 35'e ve 1980 sonrası uygulanan politikalar sonucunda 2010 yılında % 76'ya çıkmıştır. 2016 yılında ise köy ve belde nüfusunun % 8'e kadar gerilediği söylenmektedir. Bu hesaplamada bütünşehir olmaktan kaynaklı durum var mıdır bilemeyiz. Plansız ve öngörüsüz olan bu değişim yüzlerce sorunu da beraberinde getirmiştir.
1980 ve 1990'lar, dünyada kentlerin sermaye tarafından paylaşım yıllarıdır. Reagan, Teacher ve bizde Özallı yıllar bu ilişkilerin kurulmasını sağlamıştır. Yeni kentleşme uygulamalarına vahşi kentleşme der bazı bilim insanları. Merkezi güç yerellere nakit aktarmayı azaltır ve belediyeler rekabetçi düzene girerek kentleri şirket gibi yönetmeye zorlanır. Belediye Meclisleri şirket yönetim kurullarına benzer, hizmetler dışarıdan alınır, kamu hizmet sözleşmeleri ihalelerle yapılır ve genelde en düşük ücreti veren kazanır. Böylece kendi yağıyla geçinmeye çalışan kent yerel idaresi kentliden çok şirketlerin faaliyetleri ile ilgilenmek zorunda bırakılır.
Sermayenin kentler sayesinde krizlerine çare üretmeye başladığı zamandan beri söylem de değişmiştir. Hangi politik özneyi temsil ederse etsin “birlikte yönetim”, “katılımcı demokrasi” gibi söylemler dillerdedir. Kentleri pazarlama, ranta açma görevini yapan yerel yönetimler bile aynı söylemdedir. Sosyalist dilden gelen bu söylem sosyalist siyaseti de çıkmaza itebilmektedir.
Oysa merkezler tarafından zorda bırakılan yerel idareler samimi olup söylemleri gibi davransa kentlilerle birlikte olabileceklerdir. Ki Kent sivil örgütleri de kent yönetimine katılabilse sorunların çözümünde, kentin sahibi olma yolunda önemli güç olabilir. Böylece kent dışındaki ideolojiler tarafından dayatılan sömürü temelli bir şehircilikten, insan türüne uygun bir şehirciliğe giden yolu çizmek, akılcı ideolojinin, kentli ideolojisinin görevi olacaktır.  
Kentler; politik öznedir, üretim merkezleridir. Bu politik öznede biz kentliler kent politi-kalarının belirlenmesinde etkin olmadığımızda, olamadığı-mızda; kentlerimiz sermayenin kendini geliştireceği, kentlilerin ise huzur bulamayacağı kalabalıklar olacaktır.
Bizler kentleri yaşam alanı, özgürleşme meydanları olarak algılarken, kentlere yığılmamızı isteyenler yani kentleşmeyi teşvik edenler; kentleri tuğla, harç, çok katlı binalar ve otobanlar olarak düşünüp krizlerine kaynak, sermaye birikimlerine katkı olarak algılıyor. İnşaatı bir sanayi olarak gören anlayış spekülatif  ilişkilerle toprakları ranta çeviriyor. Bunu kabul ettirmek içinde ideoloji üretiliyor. Bu ideoloji; egemen düzene uyum, yaşatılanların doğal olduğunu, başka seçenek olmadığını kabul etmemiz isteniyor. Bunu Louis Althusser; Devletin İdeoloji Aygıtları olarak tanımlar.  Devlet bu araçları kullanarak ideolojisinin ve yaşayış biçiminin halk tarafından doğal karşılanmasını arzular. Halkı ikna etmeye çalışır. Burada çok önemli nokta bu işlemi yaparken devletin aydınlara, hocalara, gazetecilere ihtiyaç duymasıdır ki sistem içinde hazır olurlar, yazılarıyla, davranışlarıyla, dersleriyle toplumu ikna görevini yaparlar. Bizde buna organik aydın denir. Devletin İdeolojik Aygıtı yetmediğinde Devletin Zor Aygıtı devreye girer ki ülke ve kentler bu sayede birilerinin emrine geçer.
Soru şu: biz kentlerimizi çevresiyle birlikte yaşam alanı olarak görüp sahiplenecek miyiz yoksa seçtiğimiz kadroya güvenip “benim agam yanlış yapmaz” diyerek seçimden seçime oy kullanarak görevini yapmış yurttaş rahatlığına mı ereceğiz. 
Seçimden seçime oy kullanmak dayatılan demokrasidir. Gerçek demokrasi; söylemde değil gerçekte katılımı zorunlu kılar. Bunun için de; kentin yeşil alan kullanımından mimari yapısına, ulaşım politikasından içme suyunun sağlıklı olmasına kadar duyarlı olmamızı gerektirir. Öte yandan kamusal alanların hizmete açılmasından sağlıklı kentlere, kent güvenliğinden kentin hava kirliliğini de düşünmeliyiz. Ayrıca AVM ve yakıt istasyonlarının kent dışına çıkarılmasından esnafın kentli ile bütünleşip kolektif tüketimin örgütlenmesine dair sözümüz de olmalıdır.Evrensel bir hak olan kentli hakları kapsamında örgütlenerek söz hakkımızı kullandığımızda kentler sahiplerinin olacak, iyi ve kötü idareciler açığa çıkacaktır.
İşte o zaman; ortak akıl, birlikte yönetim, katılımcı demokrasi hayata geçer. İşte o zaman; kentteki odalar, sendikalar, esnaf birlikleri ve sivil toplum örgütlerini kentin ortak paydasında buluşturma başarısını sağlayan yerel yönetici kent dayanışması ödülünü kentlinin elinden alır.
Tüm kentlerimiz benzeri durumu yaşamaktadır ki kentimiz de bu dolap içindedir. Kentimize dair özel durumlar başka yazıların konusudur.

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Toplu taşımaya ‘iyileştirme’
Tarımda hukuk zaferi
Gürkan'dan Akmeşe'ye ‘hodri meydan’
Aramızdan ayrılanlar
Askeri servis devrildi: 13 yaralı
Bahri bey 'pul'landı
25 yılda Konya kadar tarım alanı kayıp
Bol likit devri bitti!
Büyükelçiler Edirne'de
Trakya Birlik tüm liglerde
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE
xx