ANASAYFA
15 Ağustos 2022 Pazartesi
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
İYİ Parti doldurur mu? (2)
Yayın Tarihi: 17 Ocak 2018 Çarşamba, 07:09
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Önceki bölümde ortaya attığımız “Akşener'in İYİ Parti'si bir proje midir, proje ise amacı nedir..?” sorusuna, kestirmeden cevap veren okurlar oldu.
Ülke siyasetinin zaten hep kurgulandığını, kafa yoracak bir şey olmadığını düşünenler var.
Tesbitte doğruluk payı elbette yüksek ancak toptancı yaklaşımlar ile nihilizm (hiçlik) arasındaki ince çizgiyi de gözden kaçırmamak lazım.
Yaşam “teslimiyet” kaldırmaz. Dahası, yaşam ile ölüm arasındaki göz kırpmalık zamana rağmen ölümsüz gibi yaşamak ister insanoğlu.
Ve bitmek bilmeyen bir “yaşam mücadelesi” içindedir…

Nazım Hikmet'in “Yaşamaya Dair” şiiri geldi aklıma, 1947'de yazılan ilk bölümü aktarayım… 

// Yaşamak şakaya gelmez, 
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın 
bir sincap gibi mesela, 
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, 
yani bütün işin gücün yaşamak olacak. 
Yaşamayı ciddiye alacaksın, 
yani o derecede, öylesine ki, 
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, 
yahut kocaman gözlüklerin, 
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda 
insanlar için ölebileceksin, 
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, 
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, 
hem de en güzel en gerçek şeyin 
yaşamak olduğunu bildiğin halde. 
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, 
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, 
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, 
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, 
yaşamak yanı ağır bastığından...//

Siyaset, yaşamı şekillendiren, hatta daha iddialı konuşalım, yaşamı belirleyen faktörlerin başında geliyor günümüzde. İstediğiniz kadar apolitik olun, bir şekilde yolunuz siyasetin etki alanlarından biri ile kesişir. Yaşamınıza nüfuz eder siyaset alanında şekillenen koşullar.  
Hele ülkemizde...
Siyasetin yaşam alanlarına etkisi yadsınabilir mi?
Televizyon ve gazetelerde siyasi haberlerin ikinci plana düştüğü çok nadir değil mi?
Ve tarihten biliyoruz ki, 'siyaset dünyası' boyun eğme/başkaldırı ekseninde döner.
Egemenlerin belirlediği koşullara rıza ya da başkaldırı siyasi tarihin ayrılmaz parçasıdır.
Koşulları değiştirmek ise öncelikle nesnel değerlendirmeler gerektirir.
Hem yerleşik hem de konjonktüre bağlı verileri birlikte değerlendirmek, sağlıklı sonuçlara ulaşmada tercih edilen yöntemlerdendir.


Siyasi tarihimizin son 200 yıllık döneminde dış dinamiklerin etkisi elbette yadsınamaz. Osmanlı'nın çöküşünde hangi faktörlerin, dinamiklerin rol oynadığı ortada. 
Ancak iç dinamiğe dayalı bir başkaldırı, Kurtuluş Savaşını örgütleyen Mustafa Kemal Atatürk ve kadrosunun başarısının dünya tarihinde edindiği yer de gözümüzün önünde duruyor ve bu milletin dayatılan koşullara nasıl karşı çıktığına, koşulları değiştirme gücünün potansiyaline de iyi bir örnektir. Ayrıca, ülkenin kalkınması, gelişmesi noktasında rehber niteliğindedir.

Bugün ülke siyasetinin, dolayısıyla ülke yönetiminin yerel ve küresel egemen güçlerin etkisi, yönlendirmesi altında olduğu kanıksanmış bir yaklaşım şeklinde karşımıza çıkıyorsa, bunda 1945 sonrası ABD'nin ülke siyasetini dizayn edici müdahalelerinin payı büyüktür. 
Bu öyle bir müdahaledir ki; bunu “Soğuk Savaş” dönemi ABD-Sovyetler Birliği çekişmesi kapsamında değerlendirmek, Türkiye'yi kalkan ülke gören anlayışın mecburi uygulamaları şeklinde okumak yetersiz kalır. 
Neden mi?
Çünkü ülkenin siyasi, ekonomik, sosyal yaşamına dair tüm dinamikleri kontrol altına alan, ülkeyi öğrenilmiş/öğretilmiş çaresizliğe mahkum eden bir süreçtir bu.
Bu süreçten çıkış için gösterilen tüm çabaların askeri müdahaleler (koşulların yaratılması dahil), aydınların katli, faili meçhul cinayetler ve çeşitli yaptırımlar ile önünün nasıl kesildiği artık yaygın şekilde biliniyor.
Özellikle son dönemde yaşanan ABD'nin vize uygulaması, YPG'yi bize karşı sınır muhafızı yapma girişimi de gösteriyor ki, ABD'nin ülkemiz üzerindeki kontrolü kaybetmeye hiç tahammül yok.
Peki bu noktaya nasıl gelindi?
ABD'nin Türkiye üzerindeki etki alanını yapılandırırken/tahkim ederken kullandığı siyasi damar ve sosyal zemin, yani bugünkü iktidar ve onun öncülleri sayesinde tabii ki...
Evet, sağ muhafazakâr, dinci otoriter dünya görüşünün siyasal varlık göstermesi ve gelişmesinde ABD'nin kurgulayıcı, dizayn edici desteğini ve bunun ülkenin bugün içinde bulunduğu antidemokratik koşullarla ilişkisini iyi anlamalıyız.     
Daha 60'lı yıllarda FETÖ'yü peydahlayan, Komünizimle Mücadele Dernekleri gibi oluşumları ülkenin demokrat, ilerici dinamiklerinin önünü kesmekte kullanan ABD değil miydi?
Peki şimdi ne oldu da AKP birdenbire ABD karşıtı kesildi?
Cevap, herkesin malumu...
AKP'yi iktidara taşıyan koşulları itina ile şekillendiren ABD, FETÖ eliyle kurguladığı yargı oyunları, kumpaslar sonucu TSK'yı hırpalarken, AKP “vesayet siyaseti” ile mücadele ettiğini anlatıyordu topluma.
AKP'nin mutlak güce ulaşma yolunda ABD'nin hatırı sayılır katkıları sonuç verdi ama bu kez de FETÖ ve AKP arasında iktidar paylaşım savaşı kendini gösterdi.
Bu, ABD'nin hiç istemediği bir gelişmeydi. FETÖ üzerinden devlet bürokrasisinde, 
AKP ile de ülke yönetiminde sağladığı etkinlik, ABD'nin müttefik anlayışını yansıtan konforlu ve taviz verilmesi düşünülemez bir pozisyondu çünkü.  
İlk hamleyi 17/25 Aralık'ta yaptı ABD. Bunu ustalıkla savuşturdu AKP ancak FETÖ ile yollar iyice ayrıldı ve muharebe şiddetlendi.
Bu, aynı zamanda, ABD tahakkümüne karşı dolaylı bir savaştı.
ABD, kontrolünden çıkmış AKP'yi hizaya çekmek için öyle bir hamle yaptı ki, ülke bugüne kadar böylesi bir ABD müdahalesi görmemiş, yaşamamıştı.
Bir kısım TSK birlikleri ülkeyi ateşe verdi. AKP'ye ayar vermek için FETÖ maharetiyle düzenlendiği aşikâr15 Temmuz, ABD boyunduruğundaki Türkiye'nin resmiydi adeta.
ABD baskısı halen devam ediyor, Ortadoğu coğrafyasındaki emperyal müdahalenin yansımalarını hem içimizde hem de güney sınırlarımızda hissediyoruz.
Nereye varacağı ise endişe verici.
Tüm bunların halkı tedirgin ettiğini, artan ABD karşıtlığının yanı sıra AKP yönetiminin başımıza açtığı siyasi, ekonomik ve sosyal sıkıntılardan dolayı ülkeyi esenliğe çıkaracak yeni bir siyasi yapı arayışının kendini hissettirdiğini söylemek zor olmasa gerek.
Bu arayıştaki toplum kesiti için, partisini AKP'nin yedek lastiği konumuna sürükleyen Bahçeli'nin, çoktan umut olmaktan çıkmış Kılıçdaroğlu'nun alternetif görülmediği ortada.  
Peki, İyi Parti bu boşluğu doldurur mu?
'Oyun kurucular' boşluk sevmez; alternatif yaratmakta mahirdirler...
Ancak...
Ülke yönetiminde iç dinamiklerin ağır basmasını isteyenler, demokratik, laik, saydam işleyen bir sosyal hukuk devletinin değerini anlayanlar çoğalıyor.     

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Bakım ve onarım işleri yaptırılacak
Kırtasiye malzemesi alınacak
Bakım ve onarım işleri yaptırılacak
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE
Özel Okullar, Özel Okul Fiyatları

Marküteri Parke