ANASAYFA
24 Şubat 2018 Cumartesi
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Gönül UYANIKTIR / Günce
Limitleri zorlamak
Yayın Tarihi: 13 Şubat 2018 Salı, 07:17
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Hepimizin şehrimizde, ülkemizde ve dünyada olan bitene ilişkin bir gündemimiz var. Bu eksende pek güzel şeyler yaşanmasa da, kendimizin yön verebildiğimiz bir de kişisel küçük gündemlerimiz mevcut… Zaman zaman, hatta çok zaman ikisi birbiriyle örtüşmeyebiliyor. Bir yandan Suriye sınırımızdan gelen acı haberlerle yüreğimiz yanarken, ama diğer yandan arabamızın kaportasında ufacık bir çizik bırakan sürücüyle tartışabiliyoruz. 


Bir başkası için belki de düşünmeye bile değmez, ufak sorunlarımız, can sıkıntılarımız kendi küçük dünyamızda baş etmeye çalıştığımız kişisel dertlerimiz bir yanda; ülkemiz, geleceğimiz, çocuklarımız, yaşamın devamlılığı adına yüreğimizin pır pır ettiği devasa küresel çıkmazlarla karşı karşıyayız. Çoğumuzun bünyesi bunca girift labirentlerde dolaşabilecek, sonunda da tünelin ucundaki aydınlığa ulaşabilecek güç ve donanımda değil. Bir yerlerde kırılıp dökülmemek, geri basmamak hepimiz için mümkün olamıyor.


Küresel, büyük sorunları ve onların çözümlerini bu işleri kotarmakla sorumlu olanlara, yetkiyi verdiklerimize bırakırsak, kendimizi pek bir rahatlamış hissedebiliyor muyuz!? Başkalarına göre küçük, yaşayanlara göre büyük sorunlarını, bünyesinde çözmeye çalışan biri olarak, bu rahatlamayı çok özlüyorum. Özlüyorum ki, sorunlarla boğuşabilme kotamı sadece kendi kişisel ve küçük gündemime ayırabileyim. Mümkün oluyor mu…? “Evet!” diyebilemiyorum. 


Tüm bu karmaşayı, 'hayat devam ediyor' deyip geçiştiriyoruz. O devam eden hayatı, bazı insanların mutlu, bazılarının mutsuz yaşadığını, mutsuz olanların da en az diğerleri kadar mutlu, güzel, sağlıklı, tok yaşamayı hak ettiklerini çoğu zaman unutuyoruz.


Yaşam, çoğumuz için hiçbir zaman bulamayacağımız 'adalet'i aramakla geçip gidiyor.


O arayıp da bulamadığımız adaletin en gerektiği alanlardan biri, siyaset … Cumhuriyet Halk Partisi'nin 36'ncı olağan genel kurulunun da temalarından biri olan adalet var ya, maalesef o adaletin siyasette de esamesi okunmuyor.  


CHP'de, en az genel başkan seçimi kadar Parti Meclisi seçimi de konuşuldu. Bunlara ilişkin eleştiren, sitem dolu paylaşımları, haberleri okuyunca, genel kurulun teması da olan 'adalet' ve de 'cesaret'i bir kez daha düşündüm. Siyasette adalet yok, ülkemizde siyasetin zaten kendi içinde bir adaleti yok, eyvallah…! Ama maşallah bazılarında çok büyük cesaret var. Hani zaman zaman cahil cesareti diye de tanımladığımız türden… Eminim ki o listeler de böyle cüretkar isimlerle doluydu. 


Siyasette belli makam ve mevkilere gelebilmek için; öğrenmiş, çalışmış, tespit ve öneriler getirmiş, topluma yararlı hizmetler verebileceğini kanıtlamış, yaşamını kamuya adamışlığını samimiyetle ortaya koymuş ve ranttan akçeli işlerden uzak olmak gerekir diye düşünüyorum. Bu hangi parti ve kim olursa olsun, böyle! 


'Çalışmak' derken de 'kamu yararı'nın altını kalın bir çizgiyle çizmek istiyorum. Öyle kapı kapı partilileri, delegeleri dolaşıp, kendisi için oy dilenme ve bunu da 'partim için çalışıyorum' kisvesinde sunmak, benim gözümde çalışma değil, olsa olsa çakallıktır... Keza genel ve yerel seçimler öncesi bu anlayışla yapılan parti çalışmalarını da aynı kefeye koyuyorum… Kapı kapı dolaşmayın efendim, inandırıcı olun, gerçek, samimi işler yapın. Ama sadece seçimde oy almak için değil, daima öyle olduğunuz için… 


İnsanları dört beş yılda bir ziyaret edip, boş vaatlerde bulunmak, atıp tutmak, sırtını sıvazlamak, gibi bir ikiyüzlülük nasıl siyasi çalışma olabiliyorsa…!? Ama bizim ülkemizde bal gibi olabiliyor. Ve her yeni seçilen, “sıkmadık el, çalmadık kapı bırakmayacağız” diyerek bu bayat tiradı tekrarlayıp duruyor… Benim kapımı çalmayın, zaman kaybı olur. Ülkem ve insanlık için yararlı işler yapın kardeşim!


Vakti zamanında bu tür çakallıklarla ilk tanıştığımda, -nedense- kendimden utanmış ve yapmaya niyetlendiğim işten vazgeçmiştim. Milletvekili adaylarının belirlendiği ön seçim öncesi Havsa ilçesinde üyelere buluştuğum sırada, bu tiplerden birisi nefes nefese salona girdi. “Benim çok acil Uzunköprü'deki üyelere yetişmem gerekiyor. Önce ben konuşayım” deyince sıramı ona verdim. Oysa o toplantıya ben de gidecektim. Yarım saat dolu salona kendini anlattıktan sonra da, “Mutlaka oylarınızı istiyorum” deyip çekip gitti… Ben bu sığlıktan şok olmuş bir şekilde, sıkılıp salonu terk eden üyelerin arta kalanına birşeyler kem küm ettim. Yaşlıca bir parti üyesi, “Oy istemeyi unuttun” diye uyardığında da kıpkırmızı kesildim, adeta yerin dibide girdim. 


Kendi iç terazim bana şunu söylemişti,  'Oy istenmez, oy karşınızdaki insanın takdiridir. O'nun takdirini, bakkaldan ekmek alır gibi satın alamazsın, isteyemezsin'… Bunu yapmak sığlıktır, yüzsüzlüktür hatta çakallıktır. Karşınızdaki, “Sen ne yaptın da karşılığında oy istiyorsun?” diye sorduğunda, vereceğin cevap önce seni inandırmalıdır.  


En güzeli, bu durumlarda, “Oy benim takdirimdir, benim takdirimdedir” diyebilmektir. Yoksa siyasette de hayatın başka alanlarında da hiç hak etmediğini, hakkıymış gibi isteyebilen, alamayınca da feryat figan suçlamalarla yandaşlarını ortalığa salan yüzsüz, arsız takımıyla uğraşmak zorunda kalabilirsiniz. 


Tabi bir de ve en önemlisi hak edeni ayırd edebilme mevzusu. Zaten bütün iş de burada. Bu konuda da maalesef akılcı ve bilimsel değil, adam kayırmacı ve duygusalız. Bir işi kimin en iyi yapabileceğine değil, kimin bize getirisi olabileceğine bakıyoruz. Siyasette de yaşamın bütününde de en büyük zafiyetimiz bu. Bu tür kişisel zayıflıklar toplamda ülkelerin başına çok büyük dertler açabiliyor. 


Çok sorunlu dertli bir yazı olduğunun farkındayım. İnsanlık var oldukça sorunlar da hep olacaktır. Ama lütfen ben de dahil- bütün insanlar bir tık daha iyi, daha pozitif, daha paylaşımcı, daha düşünceli olmayı deneyelim. Bencil çakallarla bu hayat çekilmez. 


Geri basmayan, dik durabilen, siyasette kendi değil kamu adına çalışan, bunu da kimsenin gözüne sokmadan yapan  insanlar çoğalmalı. Her yeni gelene 'ağam, paşam' diyen 'yaşa, va rol' diye el etek öpen şakşakçılar için bu yazı vız gelir biliyorum. Ama hata yapmanın da bir limiti olmalı değil mi..!?   

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
Ucuz uçak bileti En ucuz uçak biletleri için arayın,
kıyaslayın ve satın alın
aloucakbileti.net   0850 500 0 737
  ÇOK OKUNANLAR
Basketbol'un oskarı 'Yiğitsoy'a
İndirime hücum!
Alpullu isyanı
Kıraç toprağa lavanta çözümü
Van Gogh’un 'pehlivan' gizemi
Ticaretin çınarlarına plaket
Öğrenciye geri dönüşüm eğitimi
‘Çocuk istismarını kadınlar durduracak’
AK Parti kadınları sandığa
Safir kadroyu güçlendiriyor
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi Zaman Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE