ANASAYFA
19 Eylül 2018 Çarşamba
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
Kemal Bey’in bariz iflası… (5)
Yayın Tarihi: 07 Mart 2018 Çarşamba, 06:57
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Bir okurun kafasına takılmış, Selin Sayek Böke’nin yüksek oyla parti meclisine girişine anlam veremiyor.

 

Aslında değerli okur arızanın farkında ama yerli yerine oturtamadığı hususlar var...

 

Kemal Bey’in “asker delegeleri”nin Sezgin Tanrıkulu ve Mehmet Bekaroğlu’nu  anahtar listede yer almalarına rağmen  diskalifiye etmesi ama SSB’yi yüksek oyla parti meclisine taşıması kafaları karıştırmış.

 

Yardımcı olalım...

 

Günümüz siyasetinde algı operasyonu, medyadaki “gerçek dışı” bilgi bombardımanı öyle yaygın hale geldi ki, düşünme, muhakeme yeteneğimiz gitgide köreliyor.

 

TV’de haber mi yoksa “yorum haber” mi izliyoruz belli değil. Tartışma programlarında bizim için düşünen, sonuç çıkaran uzmanlar var artık. Bir konuyu özde anlamak/kavramak yerine servis edilen malumat üzerinden fikir edinmek yetiyor çoğumuza...

 

Selin Sayek Böke de medyada ismi sürekli parlatılan biri ve dolayısıyla partililerin beyin hücrelerinde dolaşımda olduğu için halen mühim şahsiyet rolünü sürdürebiliyor.

 

Ta ki gerçekler anlaşılana, makyaj dökülene kadar tabii...

 

Sezgin Tanrıkulu, Mehmet Bekaroğlu’da olduğu gibi mesela...

 

Kılıçdaroğlu ’nun himayesinde merkez yönetim koltuklarında yer bulan, milletvekili seçtirilen bu iki şahsiyetin CHP’ye katkısını doğru tarif edebilen kaç Cumhuriyet Halk Partili var bilmiyorum ama ikisinin de parti dışı odakların Kemal Bey’e hediyesidir şeklindeki değerlendirmelere sıkça tanık olduğumu söyleyebilirim.

 

Tanrıkulu’nun CIA ajanı olduğuna dair basında çok yazıldı çizildi. Doğru mu, yanlış mı bilemem; ama şüyuu vukuundan beterdir misali bir etki yaratmış olmalı ki bu kez kurultay delegeleri Tanrıkulu’na geçit vermediler.

 

Yanı sıra, Bekaroğlu’nun CHP’yi mütedeyyin kesime anlatma projesinin kofluğu nihayet anlaşılmış olmalı ki, Kemal Bey’in talimatına rağmen kurultay delegelerinde aklıselim galebe çaldı ve o da merkez yönetime sokulmadı.

 

Öncesi de var tabii...

 

Mehmet Bekaroğlu’na Kemal Bey tarafından bu kadar teveccüh gösterilmesi ne ola ki, demeyin. Artık ayan beyan ortada, CHP’yi dizayn eden, ona AKP karşısında baskı unsuru rolü biçen parti dışı odakların maharetidir.

 

Refah Partisi kökenli Mehmet Bekaroğlu’nun, Fazilet Partisi’nden 1999 yılında Rize milletvekili seçildiğini,  2009 yılında Saadet Partisi İstanbul Belediye Başkanlığı adaylığını, akabinde Ertuğrul Günay ile “Müslüman Sol Parti” kurma çalışmalarını, Ertuğrul Günay kapağı AKP’ye atınca bu kez Numan Kurtulmuş ile HAS Parti’yi kurduğunu, bir müddet sonra Numan Kurtulmuş’un AKP’ye geçip kendini kurtarmasıyla  2014’te Saadet Partisi Rize Belediye Başkan adayı olduğunu ve yine sonuç alamayınca vakit kaybetmeden Kemal Bey’in müstesna davetiyle CHP’ye anlı şanlı giriş yaptığını, parti meclisi, merkez yönetim koltuğu ve İstanbul milletvekilliği ile ödüllendirildiğini biliyorsanız, ortada yadırganacak bir durum yok demektir.

 

Evet, nasıl ki Ekmeleddin Bey CHP seçmenine dayatılmışsa, Mehmet Bekaroğlu da CHP üyesine dayatılmaktadır.

 

Peki ne için?

 

CHP’nin sağ seçmenden oy alması, kendini mütedeyyin kesime şirin göstermesi için...

 

Buz gibi bir toplum mühendisliği çalışması yani...

 

Bunu anladık da, CHP’ye hiç yararı dokunmuş mudur bu ve benzeri sağdan devşirme siyasi aktörlerin?

 

Olmadığı gibi, CHP tabanında ve seçmeninde gerilim yaratmıştır. CHP’nin ekseninin sorgulanır hale gelmesine yol açmıştır.

 

CHP’nin oylarını artırmadığı gibi, AKP oylarının tahkim edilmesine katkı sunmuştur.

 

CHP tabanına ve seçmenine dayatılan iflas etmiş bu projede Kemal Bey’in hâlâ ısrar etmesini anlamakta zorlanıyorsunuz değil mi?

 

Ülke siyasetini dizayn eden odakların gücü ve etkisi üzerinde biraz kafa yoralım o zaman...

 

Çok uzağa gitmeyelim, ülkede 2001 krizinin sonuçlarına bağlı gelişen dönüşümü ve bunun münhasıran CHP’deki etkilerine bir göz atalım...

Dervişin fikri neyse zikri de odur       

 

Kimse Kemal Derviş’e kızıp söylenmesin. Adam ne yapacağını açık açık söylüyor ve yapıyor. Tipik bir Amerikalı.

 

1994, 1999 krizlerinin doruk noktası 2001’de neler olup bittiği unutulacak gibi değil kuşkusuz.

Finas sektöründeki çöküş ve beraberinde getirdiği döviz krizi ülkeyi çıkmaza sokmuştu.

Ecevit çareyi Kemal Derviş’i kurtarıcı sıfatıyla ülkeye çağırmakta buldu.

 

Evet, banka patronlarının kendi bankalarını soymaları sonucu sarsılan finans piyasası başlı başına bir sorundu, ekonominin çarkları dönmüyordu.

 

Peki bunda ülke ekonomisinde belirleyici etkiye sahip IMF’nin hiç suçu yok muydu?

 

Elbette vardı ve daha 1994’ten birikerek gelen sorunlar (sebebi ülkenin koalisyon ile yönetilmesi değildir, yanlış anlaşılmasın) 2001’deki patlamayı tetiklemiştir.

 

Gerek Tansu Çiller gerekse Ecevit hükümetlerinin yaşanan krizlerde rolü büyüktür de,  IMF’nin daha doğrusu küresel güçlerin etkisi gözden kaçmamalıdır. Zira ülkenin krize sürüklenmesine yol açan temel neden, neoliberal sisteminin kökleşmesine yönelik küresel güçlerin ataklarıdır.

 

Öyle sanıldığı gibi Cumhurbaşkanı Sezer’in Anayasa kitapçığını Ecevit’in önüne fırlatması filan değildir. O işin bahanesi, magazin kısmıdır.

 

Bu nedenle Kemal Derviş’in ülkeye çağrılmasından değil, gönderilmesinden söz etmek daha doğrudur.

 

TÜSİAD medyası tarafından nasıl da allanıp pullandı  Derviş değil mi?

 

Yeniköy’de taksicilerle çay simit eşliğinde sohbet eden, Silifke’de Yol-İş Sendikası mensupları ile deniz giren Derviş, dönemin merkez medyası tarafından halka aşılanırken kimin aklına gelirdi (elbette Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, IMF’nin) uygulamaya soktuğu ekonomi politikaların halkın yararına olmadığı?

 

Nereden bilebilirlerdi ki  Bayram Meral ve arkadaşları, Kemal Derviş ile Silifke sahilinde güneşlenirken Türkiye’de sendikaların işlevsizleştirme planının daha o gün başladığını?  

 

Özellikle altını çizmek gerekiyor: sürüklendiğimiz ekonomik krizlerde hükümetlerin payı şüphesiz tartışılmaz. Ancak giderek daha bağımlı hale getirilen ülke ekonomisinde IMF ve küresel finans kuruluşları daha belirleyicidir.

 

Nitekim 2001 krizi, ülkede ikinci neoliberal dalganın (ilki Özal eliyle) başlangıcını teşkil eder. Köşeye sıkıştırılan Türkiye, Derviş eliyle ve üstelik “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”adı altında neoliberal ekonominin kökleşmesini sağlayacak yapısal reformlarla tanıştırılır.

 

Özelleştirmeler, elden çıkarılan kamu varlıkları, neoliberal ideolojinin gereğidir ve Derviş Yasaları diye bilinen o meşhur 15 madde ülkenin hangi yola girdiğinin işaret fişeğidir adeta.

 

Bugün ülke tarımı, hayvancılık çökmüş ise, ilaç sanayi tamamen dışa bağımlı hale gelmişse, milat 2001’dir ve Dünya Bankası/DTÖ/IMF destekli Kemal Derviş eliyle gerçekleşmiştir.

 

Peki 2002 yılında Derviş hangi partiden milletvekili seçilmiştir?

 

CHP’den!

 

Ülke yönetimine AKP’yi hazırlayan odaklar, seçimlerden bir AKP-CHP koalisyonu çıkacağını hesap ediyorlardı.

 

Kemal Derviş de zaten açıklamalarıyla bunu teyit ediyor ve ekonominin çarkını CHP’li bir bakan konumunda tutmaya devam edebileceğini sıkça duyuruyordu.

 

Fakat neoliberal siyasal/ekonomik/ sosyal dönüşümü zevkle üstlenecek AKP’nin tek başına iktidara gelmesi, buna gerek bıraktırmadı. Derviş de CHP milletvekili sıfatıyla Dünya Bankası’nda yeni bir göreve getirildi. Türkiye’deki görevini şimdilik tamamlamış, yuvasına dönmüştü.

 

Bayram Meral’e mi ne oldu? O da ödüllendirildi. 2002’de Derviş ile birlikte CHP’den milletvekili seçtirildi!.

 

Peki bugün Derviş’in fikriyle müsemma “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” ülke ekonomisini güçlendirdi diyebilir miyiz?

 

Ekonomi büyüdü büyüdü büyüdü... ama dış finasmansız çarkları dönemeyecek bir ekonomiye dönüştü.

 

Ülkenin öz üretim gücüne AKP iktidarlarında darbe üstüne darbe vuruldu...

 

AKP iktidarlarında kapatılan şeker fabrikalarına şimdi de yenileri eklenecekmiş.

 

Sebebi belli, küresel ekonominin patronları kendi ürünlerini bize pazarlamak istiyorlar.

 

Mısır şurubu şekerininin yolunu genişletmek amaç.

 

Satışa çıkarılacak şeker fabrikaların çoğuna 10 yıldır yatırım yapılmıyormuş.

 

Nedeni malum: zarar ediyor, satalım ya da kapatalım...

 

2000 yılında 300 bin pancar üretici sayısı 2016’da 67 bine düşmüş. Çiftçi de mağdur.

 

CHP’nin şeker fabrikalarının özelleştirilmelerine karşı çıkması önemli ve yerinde bir hamle.

 

Alpullu Şeker Fabrikası önünde özelleştirmeye karşı çıkan çok sayıda CHP milletvekili ve partilinin protestosu, Trakya’da ses getiren bir eylemdi.

 

Selin Sayek Böke ile Faik Öztrak da katılsalardı bu eyleme ne güzel olurdu değil mi?

 

Lakin yapamazlar, ustaları Derviş’in hiç hoşuna gitmez.

 

Öztrak, 2001 krizinden sonra Hazine Müsteşarı konumunda Derviş Yasaları’nın uygulayıcısı olarak bilinir. 2003’te görevinden ayrılan ve üç dönemdir CHP milletvekilliği ile ödüllendirilen Faik Öztrak, Alpullu Şeker Fabrikası’ndaki özelleştirme karşıtı eyleme katılmadı ama kurucu ortak Mustafa Faik Öztrak’tan dede yadigarı bu fabrikaya karşı duygusal bağını gösterdi. Tekirdağ ve Edirne CHP il başkanlıklarında basın toplantısı düzenleyerek Trakya’daki CHP belediyelerinin Alpullu Şeker Fabrikası’nı satın almalarını önerdi.

 

Satış yerine moderinizasyon önermesini mi beklerdik, diyorsunuz?

 

Neoliberal ekonomiye uygun düşmez efendim!

 

SONUÇ: Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’nin AKP’nin önünü kesecek politikaları üretemediğini , aksine  neoliberal ekonominin yolunu genişleten AKP hamlelerini kolaylaştıran bir muhalefet sergilediğini iddia ediyoruz. Derviş Yasaları’yla kurumsallaşma yoluna giren neoliberal ikinci dalgada muhalefet konumundaki CHP’nin de uyumlu bir yola sokulduğu ve kontrol altında tutulduğu iddialarımız arasındadır.  

 

36’ıncı Kurultay’ın Kemal Bey yönetimindeki CHP için bir milat olduğunu düşünüyoruz.

 

CHP’nin AKP’den farklı yönetilmediği gözler önüne serilmiştir.

 

Bunda Muharrem İnce’nin kurultay konuşmasının, genel başkanlık iddiasının payı büyüktür.

 

Evet, CHP’nin Kemal Bey başkanlığında 2019’a dinamik girmesi, seçmende heyecan ve umut yaratması, “Eleştirel Düşünce” penceresinden bakınca olası görünmüyor.

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Çocuklara en büyük müze
GS'ye otel ayıbı!
‘Trakya Birlik acil ödesin’
Aramızdan ayrılanlar
İYİ Parti Edirne'ye kilitlendi
Saraçlar'da ‘andımız’
Ali Rüzgar'ın mutlu günü
Uzunköprü'de festival zamanı!
Adnan Menderes anıldı
Harekete devam
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE
xx