ANASAYFA
11 Aralık 2018 Salı
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
2019’a ne kaldı ki? - 2
Yayın Tarihi: 04 Nisan 2018 Çarşamba, 07:03
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

“Kültür savaşı”na getirmiştik meseleyi geçen hafta. Hatırlarsanız, “AKP’nin kültür-sanatla dansı” başlığı altında dört bölümden oluşan bir yazı dizisi ile konunun ehemmiyetine değinmiştik daha önce.

 

Ancak, giderek gündelik yaşamda kendini daha fazla hissettiren “AKP’nin kültür savaşı”nı yakından takip etmekte fayda görüyorum çünkü uzun soluklu ve toplumsal gerilim üreten/üretecek bir süreç söz konusudur.

 

Ve bu süreçte AKP istediği yönde yol kat edemeyeceği için, negatif enerji üretimini artırmak zorunda kalacak ve bu da haliyle toplumsal gerilim hattını aşırı yükleyecektir.

 

Evet, toplumdaki kutuplaşmanın “kültür savaşı” ekseninde derinleşmesi, ülke yararına değildir.

 

AKP Genel Başkanı Erdoğan, Ayasofya Müzesi’nde düzenlenen Yeditepe Bienali’nin açılış konuşmasında “kültür savaşı”nı bakın ne de güzel özetlemiş…

 

“İstediğiniz kadar bağırın, çatlayın, patlayın, AKM’yi yıktık. Aynı şeyi Ankara’da yaptık.”

 

Türkiye’nin uzun yıllar sanat, kültür ve tarih deyince sadece belli bir dönemi, belli bir kalıbı esas alan kısır ve dar bir bakış açısının eseri olduğunu savunan Erdoğan, “Bizans’tan çok Bizanscı, Batı’dan ziyade Batıcı ama her halükârda milletin değerleriyle kavgalı bu zihniyet, ecdadın bize bıraktığı mirasın kıymetini de ne yazık ki bilememiştir. (…)

Bu tepeden inmeci, baskıcı, jakoben anlayışın bugün sözüm ona sanat çevrelerinde devam ettiğine şahit oluyoruz. Kendi ideolojilerini paylaşamayan, bunların diktasında boyun eğmeyen sanatçılarımıza yönelik en şiddetli saldırılar bunlardan geliyor. (…)

 

Bunların lümpen mahalle kabadayılarından inanın hiçbir farkı yoktur. Bunlar zihniyet itibarıyla modern bedevilerdir. (…) Şimdi Atatürk Kültür Merkezi’ni Türkiye’nin bir numaralı opera binası olarak yapıyoruz. Buna da çok bağırdı o Geziciler. İstediğiniz kadar bağırın. Çatlayın, patlayın bak yıktık. On yıllar boyunca kültür ve sanat alanında hâkim olan adeta burayı kendi arka bahçeleri gibi gören zümrenin tahakkümüne son verdik. Aynı şeyi Ankara’da yaptık. Cumhuriyet tarihi boyunca bir tane eser ortaya koyun ya! Bir tane fiziki mekân ortaya koyun be! Bir tane fiziki mekân ortaya koyamadınız…” (Cumhuriyet, 1 Nisan 2018)

 

Yok, 1 Nisan şakası filan değil, okuduğunuz açıklama gerçek…

 

Üslup üzerinde durmaya hiç gerek yok; ne denmek istendiği de apaçık ortada…

 

Ama hemen belirtmeliyim ki, Sayın Erdoğan’ın hezeyanı çok anlaşılır bir başka durumu da tasvir ediyor.

 

O da şudur: Erdoğan’a artık siyasi iktidar yeterli gelmiyor. Toplumun tümü üzerinde kendini kabul ettirmesinin mümkün olmadığını gördü ve bundan çok rahatsız.

 

İstediği kadar birtakım sanatçı ve akademisyenleri yanına alarak geziler düzenlesin, onları arkasına alarak popülaritesini yükseltmeye çalışsın, toplumun an az yarısında Erdoğan kültünün karşılığı yok.  

 

Diğer yarısı ise kültür ve sanat anlayışı bakımından sınırları belli bir alana sıkışmıştır. Kendilerine “öz” ya da “milli kültür” zemininin temsilcisi Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek, Cemil Meriç, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi isimler sunulur genellikle; ama bu isimlerin okuyucu kitlesi muhafazakâr elitlerle sınırlıdır.

 

AKP’nin merkeze taşıdığı iddia edilen “çevre” ise daha çok Kur’an, tefsir, hadis vb dini kitaplardan beslenen bir kültüre aşinadır. Dini cemaatlerin hâkim olduğu bu tabanın ‘kültür üreticileri’ ise cemaat liderleri, vaizler, popüler tarihçilerdir. Genelde dini vakıflar, dernekler ve ev sohbetleri üzerinden yürüyen bu ‘kültür üretim ve aktarım’ faaliyetleri kendine hastır. Bilgi, birikim, beğeni bakımından ‘kapalı bir kültür’ alanıdır.

 

Bu alanın evrensel kültür ve sanat alanında bir iddia taşıması zaten mümkün değildir de, kendine özgü bir kültür anlayışına hapsolmuş bu düzlemde “çevre”nin, AKP’yi taşıyan tabanın diri tutulmasında, ona heyecan katılmasında yetersiz kalındığı da apaçık ortadadır.

 

“Payitaht Abdülhamit”, “Diriliş Ertuğrul”, “Mehmet Bir Cihan Fatihi” dizilerinin devreye sokulması tam da bu nedenledir. Muhafazakâr mahalle görsel ve işitsel alanda geri kalmışlığını bu formattaki dizilerle, tarihi yeniden üreterek telâfi edeceğini düşünüyor anlaşılan. Ama yetmez, kifayetsizdir; AKP’nin kültür ve sanat alanında egemen güç olma sevdasına katkı sağlamayacaktır. Diğer televizyon dizilerinde olduğu gibi kitleleri oyalamaktan öte bir işlevden söz edilemeyeceği kanaatindeyim.              

 

Aslında hegemonik güç olma isteğindeki AKP’nin önündeki temel handikap, İslâm’ın modernite karşısında kendi varoluş ve yaşama dair iddialarını kaybetmiş olmasıdır.

 

AKP elitleri elbette bunun bilincindedirler ve fakat İslâmcı dünya görüşünün muteber görmediği insan hakları, demokrasi, laiklik, seküler sosyal-kültürel yaşam alanı karşıtı muhafazakâr politikaları üretmek ve uygulamaktan da geri durmamaktadırlar.

 

Ancak iktidarda kalmanın aracı gördükleri İslamcı, muhafazakâr dünya görüşü ile kültür ve sanat alanında ön almanın mümkün olamayacağı da ortadadır. AKP bu sayede tabanını diri tutabilir, tahkim edebilir ama modern dünyanın kültür ve sanat anlayışına ayar vermesi söz konusu dahi olamaz. Eşyanın tabiatına aykırıdır. 

 

AKP’nin “kültür savaşı”nın temelinde işte bu baş edemediği paradoks, çelişki yatmaktadır.

 

Siyasal erki, devleti tamamen kontrolüne almış AKP, rızaya dayalı toplumsal iktidarını inşa edebilmek için siyasal ve iktisadi gücün yeterli gelmediğini, kültürel hegemonyanın gerekliliğini fena halde fark etmiş durumdadır.

 

Sayın Erdoğan birilerine “çatlasanız da, patlasanız da” derken aslında Aydınlanmanın değerlerine, çağdaş kültür ve sanata duyduğu öfkeyi dışa vurmaktadır ve gayet tabii ki anlaşılır bir ruh halidir.           

 

Ve biliyoruz ki, kültür-sanat üretimi fiziki mekân ortaya koymaya indirgenemeyecek bir faaliyet alanıdır. Özgür insan, eleştirel düşünce, yeniliklere açıklık, estetik kaygı gerektirir…

 

Yıkılan AKM kültür ve sanatta çağdaş Türkiye’nin yüzüydü. Yeni binanın içini dolduracak olan yine müzik, tiyatro, opera, bale, sinema… alanlarındaki çağdaş kültür ve sanat ürünleridir. Fiziki mekân sadece çerçevedir…  

 

AKP’nin “kültür savaşı”,  2019 yolunda kültürel iktidar ya da hegemonya mücadelesi, dikkatle izlemeyi gerektiriyor değil mi?..

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Lalapaşa'ya kadın aday adayı
Aramızdan ayrılanlar
‘Gönül belediyeciliği yapacağız’
Uzunköprü'de 'hava' tehlikesi
‘İşimiz Edirne’
Ford'dan 'anahtar teslim' eğitim
‘İddialıyız, kazanacağız’
Komşu otelleri doldurdu!
‘OSB’ler turizme katkı sağlar’
'Taklit ürün' savaşı
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE