ANASAYFA
22 Haziran 2018 Cuma
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
Ekonomiden anlamak?-2
Yayın Tarihi: 06 Haziran 2018 Çarşamba, 06:44
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Osmanlı devletinin dönüşümü, kapitalist dünya ekonomisine entegre oluşu, önceki bölümde değindiğimiz Balta Limanı Antlaşması ve bunun devamı niteliğindeki Tanzimat Fermanı ile başlamıştır.

 

1838’de imzalanan Balta Limanı Antlaşması ticaretin serbestleşmesini,

 

Tanzimat Fermanı (1839) ise açık pazar şartlarının gerektirdiği yönetsel, mali ve benzeri reformları getirmiştir.

 

Balta Limanı Antlaşması’nda olduğu gibi Tanzimat reformları da İngiltere tarafından empoze edilmiştir.

 

Osmanlı devletinin gelişmekte olan kapitalist dünya düzenine eklemlenmesi, daha doğrusu sömürgeleştirilmesi, 1923’te modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla son bulmuştur.

 

Sürecin yeniden başlaması, 50’li yıllardaki Demokrat Parti icraatları sonucudur.

 

Türkiye dünya kapitalist düzenine bu kez çevre ülke konumunda eklemlenme yoluna girmiştir.

 

Keza, 2'nci Dünya Savaşı’nın yarattığı olumsuz koşullar nedeniyle Batı ekonomik düzeni ve toplumsal yeniden yapılanma sürecini ifade eden refah devleti şartlarının, tam istihdama dayalı kalkınma modelinin, 60’lı, 70’li yıllar Türkiye ekonomisine de yansımaları vardır. 

 

İthal ikameci/planlı ekonomi, ulusal kalkınmacı ekonomi politik Türkiye’de de kendini gösterirken, dünya kapitalizmine eklemlenme süreci de tıkır tıkır işlemiş, ülkemizde komprodor burjuvazi de gelişmiş, serpilmiştir.

 

1945 sonrası Batı’da sanayileşme ile birlikte işçi sendikalarının güçlenmesi, gelişen sosyalist hareketler, kalkınma politikalarının akamete uğramasını (sermaye birikiminin de) istemeyen sermaye kesiminin birtakım haklara yol vermesi, refah devletinin temelini oluşturmaktadır.

 

Sosyal devlet ile paralellik arz eden refah devletini, gelişen sosyalizmden endişe duyan ve tedbire yönelen sermaye kesiminin mecburi bir açılımı şeklinde okumak da mümkündür.

 

2'nci Dünya Savaşı’nın halklar üzerinde yarattığı tedirginlik, mutsuzluk nedeniyle ‘vahşi kapitalizm’e dayalı bir ekonominin işleyemeyeceğini fark eden sermayenin, Avrupa’nın yeniden inşasında “refah devleti/sosyal devlet” modeline yöneldiğine dair bir saptama da yapılabilir.

 

Vatandaşların konut, eğitim, sağlık, adalet gibi temel gereksinimleri temel haklar olarak gören ve bu hakların sağlanmasını gözeten bir devlet anlayışının yanı sıra serbest piyasa düzenini de tanımlar “refah devleti” kavramı.

 

Diğer taraftan, bu sistemin kapitalizm açısından sürdürülemez, eşyanın tabiatına aykırı olduğunun ve bu sistemin değişmesi gerektiğinin elbet bilincindeydi sermaye cenahı.

 

Nitekim neoliberalizmin, diğer bir ifadeyle finansal kapitalizmin küresel ölçekte boy göstermesi, sermaye birikiminin, kapitalizmin rasyonel işleyişinin sekteye uğramasının sonucudur ve 70’lerin ikinci yarısından itibaren bariz şekilde sahaya inmiştir.

 

ABD’de Reagan, İngiltere’de Thatcher, Almanya’da Kohl, küresel kapitalizme yön veren üç ülkenin başındaki siyasi aktörler konumunda üzerlerine düşeni layıkıyla yapmışlar, neoliberal düzene geçişin temel taşlarını dünya ölçeğinde döşemişlerdir.

 

Ülkemizde ise kanlı bir dönüşüm söz konusudur ve Kenan Evren diktatörlüğünde, süngü gücüyle gerçekleştirilmiştir.

 

24 Ocak 1980 programının uygulayıcısı Turgut Özal ise, süngüye geçirilen sivil eldivendir ve gerekli yapısal dönüşümlerin baş mimarıdır.

 

Ancak neoliberal küresel düzende çevre ülke Türkiye’nin, taa 1838’de 2'nci Mahmut ve İngiltere Kraliçesi Viktorya arasında imzalanan Balta Limanı Antlaşması ile başlayan sürecin çeşitli evrelerini yaşayıp ama her defasında dışarıdan daha fazla kaynak gerektiren bir borçlanma ile karşı karşıya kaldığı da ortadadır.

 

Süleyman Demirel’in 1977’de dillendirdiği 70 sente muhtaç Türkiye, 12 Eylül darbesi, ‘Turgut Özal reformlarıyla’ güya batmaktan kurtarılmıştır.

 

Gelin görün ki, Özal döneminde de yani neoliberal dönüşümün kuvvetle kendini gösterdiği dönemde de kamu borçlanmasının önü alınamamış ve Ecevit Hükümeti 1999’da IMF programına tabi olmuştur.

 

Bu da yetmemiş, 2001 krizinin baş göstermesiyle Kemal Derviş sahneye çağrılmıştır.

 

Ülkenin çöken finans sistemi 50 milyar dolar dış kaynakla güya kurtarılmış, yanında da ‘bonus olarak 15 Derviş yasası’ yürürlüğe girmiştir.

 

Neoliberal ikinci dalganın yol haritası bu 15 yasanın uygulanması ve geliştirilmesinde AKP’nin iktidara geldiği 2002’den beri üzerine düşeni büyük bir istekle yerine getirdiği bilinen bir gerçek.   

 

Ancak, IMF kontrolünde 2008’e kadar devam eden bu süreç sonrasında ülke ekonomisinin iyiye gittiği söylenemez.

 

Ilık ılık akan yabancı sıcak para Türkiye ekonomisini yönetenleri sarhoş etmiş olmalı ki, ülke ekonomisinin kötüye gittiğini hiç duymadık kendilerinden.  

 

 

2001 krizini 50 milyar dolar gibi bir dış kaynakla atlatmıştı Türkiye.

 

Bugün ise sadece cari açığı karşılamak için yılda 50 milyar dolar dış kaynaklı sıcak para gerekiyor.

 

Evet, ekonomi büyüdü de büyüdü, büyümekten helâk oldu ama ne dış borçlar azaldı, ne de ülke ekonomisi düzlüğe çıktı.

 

Önümüzde duran: Özal ve sonrasında Derviş imzalı neoliberal ekonomi politikaları iştahla ileriye taşıyan AKP’nin, dışa bağımlılığı, daha fazla borçlanma ihtiyacını makus talih haline getirdiği Türkiye tablosudur.

 

Tıkanan sistemin açılmasının uluslararası sermayeye daha yüksek faiz ödemekten geçtiğini ise, Erdoğan’ın Kraliçe Elizabeth ziyareti vasıtasıyla öğrenmiş bulunmaktayız.

 

Hakeza, kalbi Londra’da atan finans piyasalarında yetişmiş Mehmet Şimşek’in devreye girmesiyle Erdoğan’ın direnmekten vazgeçmesi ve Merkez Bankası’nın faizleri artırması da öğretici...

 

II. Mahmut ile başlayan sürecin 2018’teki izdüşümünü,

 

Osmanlı’ya öykünen AKP yönetici elitlerinin ülke ekonomisini getirdiği durum yeterince yansıtıyor sanırım.

 

İngiliz Kraliçesi’nin huzuruna, uluslararası ilişkiler kapsamında nezaket ziyareti amaçlı çıkmaktır Türkiye’ye yakışan.

 

Mustafa Kemal Atatürk’ün bu millete gösterdiği gibi...

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
7 asırlık gelenek
Aramızdan ayrılanlar
Tatil magandaları!
‘Dertleri Edirne değil’
Her okul çevresinde bir avukat
Sıkılmadık el bırakmıyor
Ayşekadın'da kaptan acısı
‘Seçimde hileye 10 yıla kadar hapis’
Gurbetteki Atatürk aşkı!
Emre Yayla yuvaya döndü
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE
xx