ANASAYFA
25 Haziran 2022 Cumartesi
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
24 Haziran sonrası… (1)
Yayın Tarihi: 27 Haziran 2018 Çarşamba, 06:38
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Seçim sonucuna göre ülke parlamenter rejime veda etti.

 

“Sözde parlamenter rejim” ile yönetilen bir ülkeyiz artık.

 

Tek parti iktidarının yönetimde istikrar getireceğini iddia eden AKP’nin sürdürülebilir olmayan ekonomi politiği sonucu ülkenin krizin eşiğine geldiğini hatta bir parmak da geçtiğini, AKP’nin seçimleri 1,5 yıl öne almasından biliyoruz.

 

Ve bu krizin aşılmasında Batılı finans kurumlarının alacağı pozisyon belirleyici olacaktır.

 

Diğer bir ifadeyle, küresel ekonominin patronları sıcak para musluğunu kısarsa ülkede ekonomik kriz derinleşir ve sarsıcı etkileri gündelik yaşamın bir parçası olur.

 

Peki,  Erdoğan’ın tabiriyle, “Faiz Lobisi” bunu yapar mı?

 

Erdoğan fobisinden dolayı “yapabilir” diyenler çıkacaktır ama Batı dünyasının duygusallığa itibar etmediği ve çıkarlarına baktığı da yaygın bilinen bir gerçektir.

 

Erdoğan’ı tebrik eden Batı ülkeleri liderlerinin ihtiyatlı ifadeleri gözden kaçmıyor.

 

Herhalde, “ne yapalım seninle yürümek zorundayız” diyorlar.  

 

Peki, bu kabullenişin arkasında yatan gerçek demokrasiye bağlılık ile açıklanabilir mi?

 

Batı’nın bizim gibi gelişmekte olan ülkelere layık gördüğü demokrasi, elma şekeri gibidir, gerçekleri elimizde kalan sap sayesinde anlarız hep.

 

Yani…

 

Bu yıl ekonominin çarklarının dönebilmesi için dışarıdan temin edilmesi gereken döviz, 220 milyar dolardır. Türkiye’nin bu dövizi üretme imkânı yoktur; borcun borçla döndürülmesi ve bu paranın dışarıdan temin edilmesi mecburidir.

 

Sapın boyunu da, tekrar cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan’a karşı Batı’nın alacağı tutumdaki esneklik belirleyecektir.

 

Batı’nın alacağı pozisyonda “Erdoğan fobisi”nin rolü elbette olacaktır ama beş yıl Türkiye’yi yönetecek Başkan’ı yok sayacak halleri de yoktur.

 

Eninde sonunda bir ara yol bulunacaktır çünkü belirleyici olan Batı kapitalizmine göbeğinden bağlı Türkiye’nin krizle boğuşması değil, “artı değer” üretmesi ve bunun da önemli bir kısmının Batılı ülkelerin refahına katkı yapmak üzere dışarıya aktarılmasıdır.

 

Batılı finans kurumlarının Türkiye’ye akıttığı 450 milyar doların garanti altına alınması kadar kurulu düzenin devamı da önemlidir.

 

Zira 80 milyonluk Türkiye’nin tükettikleri üzerinden merkez ülkelere kayan milyar dolarlar var ve dolayısıyla küresel şirketler süt veren bir varlığı yaşatmak isteyeceklerdir.

 

Ve biliyoruz ki, Türkiye’de doğrudan varlık gösteren yabancı şirketler AKP döneminde çok artmıştır ve sanayiden ticarete, finans kuruluşlarından hizmet sektörüne kadar yabancıların ağırlığı apaçık ortadadır.

 

Evet, ülke ekonomisinde artık yabancılar söz sahibidir ve ekonominin gidişatı hakkında önümüzdeki dönemde de karar verecek onlardır.

 

Örneğin döviz kuru, söylendiği gibi, kutsanan serbest piyasa ekonomisi şartlarında şekillenmeyecektir.

 

Batılı finans kuruluşlarına ödeyeceğimiz faiz oranı belirleyici olacaktır.

 

Şöyle de ifade edebiliriz: ülkeyi kaosa sürüklemeyecek ama küresel finans kuruluşlarının kabaran iştahını da yatıştıracak bir faiz oranı ile ancak borç bulabileceğiz.

 

Bununla kalmayan bir kaynak aktarımı da, Batı’dan yüksek faiz ödeyerek aldığımız borcun önemli miktarının yabancı malların tüketimine harcanmasıyla gerçekleşmektedir. Evet, Batı’ya çifte kavrulmuş bir kazanç sunan bir ülkedir Türkiye.

 

Denilebilir ki, onlar da bizim mallarımızı tüketiyorlar; bu, dünya ticareti gerçeğidir.

 

Öyledir de, her yıl 50 milyar dolar cari açık veren ve bu açığı dışarıdan faizle borçlanarak kapatan ülke, bizim ülkemizdir.

 

Kuşkusuz ülkemiz lehine bir durum değildir bu.

 

AKP’nin 16 yıllık tek başına iktidarında “istikrar” diye diye bu noktaya geldik, tek adam yönetiminde daha iyi bir noktaya varacağımızı da kimse beklemesin.

 

Çünkü küresel neoliberal düzenin egemenleri için tek adam yönetimi biçilmiş kaftandır ve onların istikrardan anladıkları da kendi çıkarlarının sürekliliğidir.

 

Borç verdikleri paranın yüksek faiz getirisi ve selametle geri dönmesi,  mallarının da ülkemizde güzelce tüketilmesidir.

 

Yanı sıra, Yap/İşlet/Devret modeline dayalı altyapı yatırımlarından uzun yıllara dayalı yüksek kârlar elde edilecek bir düzenin devlet eliyle sağlanmasıdır.

 

Neden devlet eliyle?

 

Çünkü neoliberal düzende devlet, şirketlerin hizmetinde bir aygıttır.

 

Özal ile başlayan ekonomideki bu yapısal dönüşümün AKP iktidarında kurumsallaştığı ve ahtapotun kolları gibi ülkeyi sardığını artık daha net görebiliyoruz.

 

Bu gerçekler doğrultusunda, neoliberal ekonomik düzende yönetici elitlerin hareket alanının ne denli sınırlı olduğunu belirtmeye gerek yok sanırım. Her şey apaçık ortadadır.

 

Nitekim yeniden cumhurbaşkanı seçilen ve üstelik yeni rejimde tüm yönetim erkini elinde toplayan Erdoğan’a dar alanda kısa paslaşmalardan öte bir oyun alanı kaldığını söylemek, hakikaten zordur.

 

Bu nedenle, yeniden seçilen Erdoğan’ın balkon konuşmasında belirttiği gibi, demokrasinin kazanıp kazanmadığını da pek yakında göreceğiz.

 

Umut verici bir saptamada bulunmadığımın farkındayım.

 

Ancak, bugüne kadar yaşadığımız deneyimlerden çıkardığım sonuç da budur.

 

Ve o deneyimler de gösteriyor ki, önümüzdeki süreçte AKP yine “kültür siyaseti” ekseninde  “oy deposu” toplum kesitini diri tutmaya çalışacaktır.

Bu da alışık olduğumuz, kutuplaştırıcı, ötekileştirici siyaset dilinin sürdürülmesi demektir ki, ne demokrasimizin gelişmesine, ne de birlik ve beraberliğe dayalı bir toplumsal düzenin sağlanmasına faydası vardır.

 

Herkesin cumhurbaşkanı olmak yerine, “kendisinden olan ve olmayan” ayrımcılığını, “dindar ve kindar nesil” projesinin özünü teşkil eden Atatürk Cumhuriyeti düşmanlığını tırmandırmak, ülkede gerilimi artıracağı gibi, öngörülemeyen olumsuz koşullara da yol açabilir.

 

Demokratik, laik hukuk devleti temelinde bir ülke yönetimine, dışa bağımlılığı azaltacak bir ekonomi politiğe odaklanmak kaçınılmazdır.

 

Ülkeyi tek başına yönetecek sayın Cumhurbaşkanı büyük sorumluluk altındadır.

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Aramızdan ayrılanlar
Koman'ın eserine rekor rakam!
Gülen'in yeğeni sınırda yakalandı!
Kupada hasadı Tarım İl Md. yaptı!
TÜ 40 değil 53 yaşında!
Edirne'ye 8 doktor kadrosu
Kamyonetin çarptığı at telef oldu
Üründe 'mor' alternatif
Kaybolan tekneyi radar buldu!
Ihlamurlardan ne istediniz?
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE
Özel Okullar, Özel Okul Fiyatları

Marküteri Parke