ANASAYFA
22 Temmuz 2018 Pazar
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
24 Haziran sonrası… (2)
Yayın Tarihi: 04 Temmuz 2018 Çarşamba, 06:28
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

İlk bölümde, tek adam yönetimi ve olası sınırları hakkında bir değerlendirmede bulunduk.

 

Tek adama bağlı bir devlet yönetiminin, parti devleti anlayışının ülkenin hayrına olmayacağını düşünenlerdenim.

 

Türkiye’nin kalkınması ve gelişmesinin yolu, tam demokrasiden geçmektedir.

 

Parlamenter rejim, tüm aksaklıklarına rağmen, demokrasinin kurum ve kurallarıyla gelişmesi/yerleşmesi için doğru bir yoldu.

 

Yeni rejimde böyle bir olanak olmadığı gibi, otoriter yönetim tarzının var olan demokratik kazanımları da törpüleyeceğini söylemek yanlış olmasa gerek.

 

İşin ilginç yanı, CHP’yi eleştirmek için tek parti dönemi uygulamalarını temcit pilavı gibi ısıtan AKP, tek adam yönetimi, parti devleti dünyasına dört elle sarılıverdi.

 

Peki niçin böyle oldu,  AKP’ye parlamenter rejim neden yetmedi?

 

Kendi dünya görüşüne uygunluğu bir yana, konjonktür ile de alakalı bir durum söz konusudur.

 

Bizim gibi sözde gelişmekte olan ülkeler için neoliberal düzene uygun bir yönetim biçimidir tek adam rejimi. Bir kişi üzerinden koskoca bir ülkeye hükmetmenin yoludur.  

 

ABD ve AB’den ülkemizdeki rejim değişikliğine dair ciddi bir eleştiri geldiği söylenebilir mi?

 

Bu rejimin demokrasi ile bağdaşmadığına, Türkiye’nin AB’den (Kopenhag kriterlerinden) uzaklaştığına dair altı dolu bir yakınma var mı?

 

Aksine, ifade edemedikleri gizli bir memnuniyet içindeler, işlerine geliyor çünkü.

 

Suyuna tirit raporlarla AKP uygulamalarını eleştirmenin ötesinde bir yaptırım gündeme gelmiyor.

 

Türkiye’yi AB’ye almayacaklarını, kurallarını kendilerinin koydukları bir ticaret ortağı konumunu bize layık gördüklerini daha rahat söylemelerine vesile oluyor Türkiye’nin giderek otoriterleşen devlet yönetimi.

 

Ve, Erdoğan alerjisi üzerinden gündeme geliyor eleştiriler daha çok; ama mülteci meselesi önlerine gelince yelkenleri suya indiriveriyorlar.

 

Geçtiğimiz günlerde Brüksel’de gerçekleşen AB liderler zirvesinde, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar için harcanmak üzere ikinci 3 milyar euroluk mali yardımın serbest bırakılması karara bağlandı.

 

AB’ye gelmek isteyen Suriyelileri ülkenizde tutun, biz de size para verelim.

 

Anlaşmaya bak anlaşmaya…

 

Peki, ne zaman devreye girecek Türkiye vatandaşları için vize serbestisi?

 

İleride inşallah, maşallah…

 

Görüyorsunuz, neoliberal düzenin güçlü ülkelerinin umurunda değil Türkiye’nin otoriter bir devlet ve toplum yönetimine kayması. Varsa yoksa kendi çıkarlarının korunması.

 

Erdoğan karşıtlığı gerektiğinde anında lafta kalabiliyor…

 

Konjonktür dedik ya, AB ülkelerinde de otoriter rüzgârlar esiyor…

 

Hortlayan ırkçılık, yabancı düşmanlığı boşuna mı sanıyorsunuz; neoliberal düzenin kaybeden geniş toplum kesimlerini manipüle etmek, baskılamak için aşırı sağ partiler görev başında ve giderek güçleniyorlar.

 

AB’ye üye devletler arasında aşırı sağ popülist partilere oy veren profilin araştırıldığı bir çalışmanın bulgularına göre, İtalya’da aşırı sağ partilere oy verme oranı 2008 yılında yüzde 8 iken 2018’de yüzde 50’yi buluyor. Polonya’da bu oran yüzde 32’den yüzde 51’e, Fransa’da yüzde 13’ten yüzde 27’ye, Almanya’da yüzde 10’dan yüzde 21’e, Yunanistan’da yüzde 17’den yüzde 54’e ve Macaristan’da yüzde 43’ten yüzde 65’e çıkmış.

 

2008’teki neoliberal finansal kriz, 2015 yılında Avrupa’nın karşı karşıya kaldığı göçmen krizi, aşırı sağ partilerin yükselmelerinin ve koalisyonlarda yer almalarının zemini olarak görülüyor.

 

Avrupa siyasetinde aşırı sağ partilerin ırkçı, İslamofobik ve yabancı düşmanı popülist söylemleri, neoliberal düzende kaybeden Avrupalılar için gerçekleri örten bir şaldır kuşkusuz.

 

Dönelim ülkemize…

 

Neoliberal düzende açlık/yoksulluk sınırında yaşayan kitlenin kontrol altında tutulması, baskılanması ya da devlet yardımlarıyla himaye edilerek pasifleştirilmesi, din üzerinden bu kitleye kanaat etmenin aşılanması ve nihayetinde oy havuzuna dönüştürülen böylesi bir kitle ile iktidarın sürekli kılınması, bir AKP klasiği değil de nedir?

 

İddiamız odur ki, AKP düzeninde Türkiye’nin demokratikleşmesini, ekonomik sorunlarının aşılmasını beklemek abesle iştigaldir.

 

 

CHP büyük sorumluluk altındadır

 

Evet, 24 Haziran’ın kazananı Erdoğan ve onun AKP’sidir ama ülkenin demokratik yönetilmesi, ekonomik sorunlarının aşılması noktasında CHP’nin önemi ve sorumluluğu artmıştır. Referans partidir.

 

Ancak…

 

Kendini bir yerlere seçtirmekten başka derdi olmayan ve bu nedenle parti içi iktidardan öte hedefi bulunmayan yöneticilerin elinden bu partinin kurtarılması gerekmektedir.

 

CHP üyesi ve seçmeni gerek 36’ncı Olağan Kurultay’da gerekse Muharrem İnce’nin cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Kılıçdaroğlu ve oligarklarının gerçek yüzünü çok iyi görmüştür.

 

Gelinen noktada, CHP genel başkanlık koltuğu boştur.

 

Kemal Bey parti komiseri rolündedir artık ve ceketine yapışık koltuk sevdalıları ile statükoyu korumanın peşindedir. 

 

Kemal Bey’in trajikomik halleri      

 

Neden mi trajikomik?

 

Gitmekte hâlâ direndiği ve disiplin sopasını sallayacak kadar kendini kaybettiği için… 

 

“Seçimin kaybedeni AKP’dir” dedi ya, bu da iki…

 

Hâlbuki seçimin tek kaybedeni vardır, o da Kemal Bey’in bizzat kendisidir.

 

Buna rağmen, CHP üyesi ve seçmenini ‘salak’ yerine koyacak kadar da cesaretlidir.

 

“Bu bir özgüven patlamasıdır ya da küstahlık aşamasında bir tutumdur” diye düşünenler de çıkacaktır elbet.

 

Ancak Kılıçdaroğlu’nun bu aşkın ruh hali, kendisini o koltuğa oturtanlara karşı duyduğu sorumlulukla da ilgilidir.

 

Genel müdürlük yapmış bir bürokrat, görev adamıdır ne de olsa…

 

Şimdi mesele nedir biliyor musunuz?

 

Görev değişikliğinin nasıl olacağı?

 

Bu aşamada; olağanüstü bir kurultayda Kılıçdaroğlu’nun görevi Muharrem İnce’ye devretmesinden başka bir alternatif benim aklıma gelmiyor.

 

“Kılıçdaroğlu 9 seçim kaybetti, gitmelidir” diyenler yanılıyor

 

Kemal Bey neden gitmelidir biliyor musunuz?

 

CHP’yi demokratik, saydam dürüst yönetmediği, partilileri oyaladığı, hatta aldattığı için.

 

Aralık 2012’de, “CHP’nin örgüt yapısı sağlıksızdır, kötüdür” diyen Kemal Bey bugün, “Seçimlerden örgüt yapımızı düzeltmeye zaman bulamadık” demektedir.

 

Aradan 6 sene geçmiş, Kemal Bey partisinin örgüt yapısını düzeltmeye vakit bulamadığını söylüyor.

 

Cumhuriyet Halk Partililer arasında buna inanan var mıdır bilemem ama ‘salak’ yerine konulduğunu düşünenler çokça çıkacaktır.

 

O düzeltmeye vakit bulamadığı örgüt yapısını aslında parti içi iktidar odaklı yönetimine malzeme yaptığı apaçık ortada zira.

 

Kemal Bey’in pişkin davranışları ile sayfayı daha fazla işgal etmeyelim.

 

Kendisi tarafından “tıpış tıpış” sandığa çağrılan CHP üyesi/seçmeni bence artık şu aşamadadır: “Paşa paşa git Kılıçdaroğlu!” 

 

Muharrem İnce’yi bekleyen öncelikli görev   

 

Cumhuriyet Halk Partisi’ni üye/kadro/örgüt/program partisi temelinde yeniden yapılandırılmak…

 

Oligarşik, himayeci, yanaşmacı yönetim tarzına son vermek…

 

CHP’yi demokratik, saydam, dürüst yönetilen bir parti haline getirmektir.

 

CHP’yi kontrol altında tutan, dizayn eden güçlere set çekmenin, onu gerçekten halkın partisi yapmanın, iktidara hazırlamanın yolu, bu değişim ve dönüşüm hamlelerini gerçekleştirmekten geçiyor.

 

CHP üyesi ve seçmeni de büyük sorumluluk altındadır!  

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE
xx