ANASAYFA
17 Kasım 2018 Cumartesi
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Gönül UYANIKTIR / Günce
Ölü çocuklar ülkesi
Yayın Tarihi: 06 Temmuz 2018 Cuma, 06:32
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Toplum olarak delirmiş olduğumuzu sanıyorum. Hayvanlara eziyet, tecavüz yetmez gibi, küçük çocukların kaçırılmaları, günlerce aranıp umutla beklemelerin ardından kaçınılmaz son gibi vahşice katledilmiş bedenlerin bulunması… Bu acıların tarifi yapılabilir mi, evlatlarını kaybeden insanlar herhangi bir şekilde teselli edilebilir mi!? 
Dilim varmıyor demeye, insan kılığındaki bazıları kötülükte sınır tanımıyor. Her türlü vahşeti  en son sınırına kadar yapma hakkını kendilerinde görüyor. Çocuklukta kediyle köpekle, kuşla balıkla, çiçekle böcekle başlıyor, tedavi ve rehabilite edilmezse sapkınlık boyutu insana zarar vermeye doğru evriliyor. 


Birbiri peşisıra kaybolan ve birkaç gün ara ile cesetleri bulunan iki minik kız çocuğu, Eylül ve Leyla, ülkenin gündemini bir anda siyasetten  vahşete döndürdü. Pek hayırlı bir sonuç çıkmayacağını bile bile hepimiz umutla bir mucizeyi bekledik. Ama o mucize maalesef gerçekleşmedi.  Her iki çocuğun da büyük acılar çeken minik bedenleri bu dünyadan göçüp gitti. Eylül ve Leyla ne ilk ne de son… Halen kayıp olan kaç çocuğun daha umutla evlerine dönmesinin beklendiğini  bilemiyoruz bile.


Bazıları sanıyor ki, bu canileri asar kesersek bir daha kimse böyle sapkınlıklara cesaret edemez. Unuttuğumuz, bu insanların 'normal' olmadıkları. Normal insanlar gibi aramızda dolaşan, hatta yöremizde yakınımızda olan canileri nasıl ayırt edebiliriz ki!? Köyümüzde mahallemizde bu tür eğilimleri olan insanları bilebiliriz, ancak bilemediğimiz, kendini gizleyen sapkın ve caniler hiç de az değil... Bunlardan biri -kızlarını taciz eden sapık baba- ile birkaç yüz metre mesafede yaşadığımızı öğrenmek bile bir travmaydı mesela. Keza geçtiğimiz ay merkeze yakın bir köyde komşularının engelli oğlunu taciz ederken suçüstü yakalanan, babası ve dedesi yaşındaki adamlar az mı mide bulandırıcıydı?


Bu insan müsveddelerini idam etmek; aklımıza bundan başka bir yöntem gelmiyor. Ama aslında doğumdan ölüme bu tür sorunları ancak eğitimle aşabiliriz. Asmak, kesmek, taşlamak gibi şeriat hükümlerini uygulamakla ne bu vahşet ve vandallıklar son bulur, ne de hukuk hükümleri yerine getirilmiş olur. Eğitmezseniz, geri bıraktığınız toplumlarda bu tür vahşetler sıradanlaşır, peşinden de canı yanan insanlar hukuk yerine şeriat hükümlerine sarılır. Eğitimsiz geri bırakılmış toplumlarda bu tür suçların artışını, kadına ve çocuğa yönelik saldırganlıkların vahşileşerek çeşitlenmesini  izlemek aslında çok kötü bir gidişatın da habercisidir.


Çocuklarının bu tür saldırgan eğilimleri ve sorunları olduğunun ilk farkına varması gerekenler anne babalardır. Sorunlu çocuklarını gizleyip saklayarak, tedavi ettirmeyip, koruyup kollayarak en büyük kötülüğü onlara yapıyorlar. Oysa  sevgiyle büyütürken, başka insanları, hayvanları hatta bitkileri sevmeyi de öğretseler, herhangi bir rahatsızlıkları varsa tedavi ettirseler en azından kayıt altında ve göz önünde olurlar.  


Eğitimsiz; başkalarının haklarına saygısı, insana, hayvana, bitkiye sevgisi, duyarlığı olmayan, okuyup yazmayan, kendisini hiçbir şekilde geliştirmeyen, kötülüklerle beslenen insanlardan olumlu ve iyi şeyler beklemek ne kadar imkansız değil mi? Bir de bu tür hastalıklı beyinlerin, “9 yaşında kızla evlenilir” türünden  telkinlere maruz kaldığını düşünün. Zaten sorunlu bir kafa, kapalı bir çevre, uçlarda gidip gelen duygularla her tür kötülüğü yapmanın zemini hazır. İnsani duygulardan yoksun hastalıklı beyinler neler yapmaz ki!?  


Bu insanlara; tüm canlıları sevmeyi, başkasına saygı duymayı öğretmez, gerektiğinde tedavi ettirmez ve eğitimsiz bırakırsanız, sorunu öyle idamla da çözemezsiniz. Hem sonra kimi idam edeceksiniz? Kötülüğü yapanı mı, kötülüğe teşvik edeni mi, kötülüğü önleyemeyeni mi!?  Hangisini idam edersek, sizce daha adil davranmış oluruz…!!!???


Toplum olarak önce kendimize bir bakalım, nerelerde hata yaptık ve hala bu hataların üzerine neleri ekliyoruz. Bunca kötülüğü nasıl besledik, büyüttük, başımıza bela ettik.  Bu kötüleri kutsal kitabımızda yeri olmayan sapkın telkinlerle nasıl besledik, nasıl görmezden gelip, sırtlarını sıvazladık. Şimdi kalkmış hangi yüzle idam diyoruz.
Çocukluğum, bir kaçırılma travmasının izlerini taşır. 9 Ekim 1961, evinden bakkala giden ve bir daha izine raslanmayan 6 yaşındaki Ayla Özakar'ı ülkenin en bilinen çocuğu yapan olayın yaşandığı gündür. Aradan geçen 57-58 yıla karşın bir türlü aydınlatılamayan olay, yıllarca Türk halkı tarafından gazeteler ve radyodan büyük bir merak ve heyecanla izlendi. Her bir ihbarla ümitlenen insanlar yıllarca kayıp Ayla'yı gündemlerinde tuttu.  Romanları, şiirleri yazıldı, filmleri yapıldı. Ama Ayla olayı bir türlü aydınlatılamadı.


Yaşıtım Ayla'nın başına gelenler; ben ve arkadaşlarımın, ürkek, özgüvensiz ve de güvensiz yetişme nedenlerimizden biridir. Her attığımız adımda, 'ya Ayla gibi olursa!' diye geri basma refleksi edindik. Büyüklerimiz bu örneği öne sürerek yaramazlık yapmamızı, koşup oynamamızı, bir sokak  öteye hatta bakkala gitmemizi engelledi. Geceleri rüyamızda Ayla'nun bulunduğunu görüp sevinçle uyandık. 


O yılların birkaç gazete ve bir radyolu ortamında, köyde kentte kırsalda yaşayan herkesin Ayla'dan haberi vardı. Oysa bırakın saniyede dünyayı ayağa kaldırabilen sosyal medyayı, ortalıkta bir televizyon kanalı bile yoktu. Sanırım o yıllarda insanlar çok daha eğitimli, görgülü, sevgi doluydu ve haliyle bu kadar çok sapkın yoktu. Nüfusumuz arttıkça maalesef eğitimsiz, görgüsüz, cahil insanlarla vahşet ve vandallıklar da tavan yaptı.   
Ötekileştirilmiş insanlar, hayvanlara taciz ve tecavüzlerin videoları, kaçırılan binbir işkenceyle katledilen bebekler çocuklar…

 

Ölü çocuklar, ölü gençler ülkesi haline gelmemiz, sadece aileler için değil toplumsal değerlerimiz, ortak paydalarımız için de ne büyük bir yıkım, bugün artık herşeyin farkında olan yaşıtları için ne büyük travma…  
Ölü çocuklar konuşamaz, ağlayamaz, koşamaz, gülemez, sevinemez, sarılamaz, öpemez. Ölü çocuklar suçlayamaz, ölü çocuklar umut edemez, geleceğimiz, umudumuz olamaz. Ölü çocuklar yitip giden yarınlarımız, artan kaygılarımız, korkularımız, utancımız, günahımız… Ölü çocuklar onlara hiçbir zaman ödeyemeyeceğimiz borcumuz… 

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Trakya'ya ilk kar!
Kuvvetli yağış geliyor!
Kalıpçinden'e son görev
MHP Edirne'de 'Kozan' gibi
Tarlada 21 kaçak
Rektörden kitap gerçeği!
Çavuşoğlu'na vize sorusu
Enez grevinde pes yok!
‘Diyanet itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor’
Komşuda Trakya Birlik fırtınası
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE