Birkaç hafta önce kuzenimle -ismi bende saklı- Edirne'deki onlarca mekandan birine kahvaltıya gittik. Gitmez olaydık!. Ama ben kendim aradım kendim buldum. Buna daha başka bir tabir var ama, hadi abartmayalım diye bu kadarıyla yetiniyorum.
Edirnemizin gerek gündüz gerekse gece gidilebilecek çok nezih, çok düzgün mekanları var. Biz de bunlardan birine gittik, ama kahvaltı mı yedik kahvaltı mı bizi, hiç sormayın. Saat 09.30, belki biraz erken olabilir, ama mekan açılmışsa, müşteriye hizmet vermeye hazır demektir.
Yeni yanmış sobanın yakınında bir masaya oturduk. Kadın garson siparişleri almaya geldikten sonra, yerleri masaları incelemek aklıma geldi. Yerler öyle kirli, masaların üstü de öyle tozluydu ki, kollarımızı koyduğumuz yerlerde izi çıktı. Bu tozlar, sobanın tütmesi ve geri pufkurmasından olabilir diye düşünüp çantamızdan ıslak mendillerimizi çıkarıp masayı bir güzel sildik.
Kahvaltı tabaklarımız geldikten sonra, masanın üstündeki örtünün ve ekmek sepetinin mide bulandıracak kadar kirlenmiş olduğunu fark ettik. Peçeteliğin üstünden söz etmek istemiyorum bile. Çok titiz olan kuzenimin bu durumu fark etmemiş olmasını umuyordum. Sonuçta o'nu oraya ben getirmiştim. O da sağ olsun, insanları gücendirmemek için çiğ tavuk yiyen cinstendi ve kahvaltı boyunca hiç ses etmedi. Benim, gördüklerimi görmemiş olmasını umarak kahvaltımızı bir an evvel sonlandırmaya gayret ettik. Camdan yağan karı izlemenin keyfini bile çıkaramadık. Bir an evvel kalkıp uzaklaşmak istedik.
Hep çoğul konuşuyorum, çünkü kuzen, bana çaktırmasa da benim fark ettiklerimi fark etmiş, bana hissettirmek istememiş. Nasıl fark etmesin ki; hadi mekanın bir iki günlük bakımsızlığını hoş görelim, ama kirlilik öyle bir iki günlük değil ki!?
Şimdi, “Neden olayı mekan çalışanlarına şikayet etmediniz?” diye soruyorsunuzdur. Çünkü mekanın o durumunun öncelikli sorumlusu mekan sahibidir. Çalışanların bir kısmı, “İşim bitsin, paramı alayım gerisine karışmayayım” mantığını güdebilir, istisnalar kaideyi bozmasa da...
"Edirne mekanlarına sahip çık", derken, şayet mekan sahipleri velinimetleri müşterilerine, yetkililer de işyerlerinin halksağlığına uygunluğuna önem verseydi Edirne mekanlarına sahip çıkmış olacaktı. Benim gördüğüm Edirne'de bazılarının adeta sahipsiz olduğudur. 'Sahip' olmak kapısını açıp içine bir işçi koymak değil.
Tıklım tıklım müşteri dolu olan bir mekanda çalışanların, yemek yeyen müşterinin yanında yerleri süpürdüğünü gördüm. Çok gerekliyse toz kaldırmayan ıslak bir bez kullanılabilecekken, bir işçi yerleri süpürüp tozları sizin yemek yediğiniz ortama savuruyor. Üstelik patron da mekanda ve çalışanına, 'sen ne yapıyorsun' bile demiyor. Bilinçsizce çalıştırılan bu tür mekanlar da Edirne'ye hiç mi hiç yakışmıyor.
Esnaflarımız ve işletmeciler önce eğitilmeli sonra sıkı denetlenmeli. İşletme tabelasını asıp, önlük giymekle, işçiyi dükkana oturtmakla olmuyor. Edirne'deki tüm işletmeleri, önce kendi mekanlarına sahip çıkmaya davet ediyorum. Zararın neresinden dönersek kardır...!