ANASAYFA
18 Şubat 2019 Pazartesi
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Erdal AKAS / KONUKLARINIZIN SESİ
KONUKLARINIZIN SESİ 244
Yayın Tarihi: 30 Ocak 2019 Çarşamba, 06:30
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

“Atatürk'ün çevresindekiler, ülke yönetimine katılanlar ne demiş?” i bitirdik. “Atatürk kendisi, değişik konularda ne demiş?” le yazılarımıza son verelim.
İlk konumuz, büyük Osmanlı Padişahları.
“Türk tarihi tetkik olunursa bütün itilâ ve inhitat esbabının (yükselme ve düşme sebeplerinin) bir iktisat meselesinden başka bir şey olmadığı anlaşılır. Efendiler, tarihimizi dolduran bunca muvaffakiyetler, zaferler veyahut mağlubiyetler, izmihlâl (yokoluş) ve felaketler, bunların, kâffesi (tümü); vukua geldikleri devirlerdeki ahvali iktisadiyemizle münasebettar ve alâkadardır. Yeni Türkiyemizi lâyık olduğu mertebeye isal edebilmek (ulaştırabilmek) için, behemehâl iktisadiyatımıza birinci derecede ehemniyet vermek mecburiyetindeyiz. Çünkü zamanımız tamamen bir iktisat devresinden başka bir şey değildir. Efendiler, bir milletin esbabı hayatiyesini (yaşam nedenlerini), refah ve saadetini teşkil eden iktisadiyatla iştigal etmemesi iştigal edememesi nazarı dikkati calib bir keyfiyetti (dikkati çeken bir durumdur). Fakat biz itiraf etmeye mecburuz ki, iktisadiyatımıza lüzumu kadar ehemniyet vermemiş bulunuyoruz. Bir milletin doğrudan doğruya esbabı hayatiyesile iştigal edememesi, o milletin yaşadığı edvar (devirler) ile ve edvarı tespit eden tarihile çok alâkadardır. Binaenaleyh biz de eğer iştigal edememiş isek, esbabı hakikîyesini geçirdiğimiz edvarda ve bilhassa tarihimizde arayabiliriz. Fakat böyle bir tetkik yaptığımız zaman, maatteessüf itirafa mecburuz ki, biz henüz şimdiye kadar hakikî, ilmî, müspet mânasile millî bir devir yaşayamadık. Binaenaleyh millî bir tarihe malik olamadık. Bu noktayı biraz izah edebilmiş olmak için hep beraber Osmanlı tarihini hatırlayalım. Osmanlı tarihinde bütün gayretler, bütün mesai, milletin arzusu, âmâli ve ihtiyacatı hakikîyesi (gerçek emel ve gereksinimleri) noktai nazarından değil, belki şunun bunun âmâli mahsusasını, ihtirasatını tatmin noktai nazarından vukubulmuştur. Meselâ Fatih İstanbul'u zaptettikten sonra, yani Selçuk saltanatile Şarkî Roma İmparatorluğu'na tevarüs eyledikten (mirasına konduktan) sonra, Garbî Roma İmparatorluğu'nu da zaptederek azametli bir saltanat kurmak istedi. Böyle vâsi (geniş) bir emel takip eyledi. Böyle bir emeli takip ve tatbik edebilmek için bütün milleti, unsuru asliyi (asıl unsuru) arkasından bu hedefe doğru sevketti. Meselâ Yavuz Sultan Selim, Fatih'in açtığı garp cephesini tespit etmekle beraber bütün Asya'yı birleştirerek büyük bir İslam imparatorluğu vücude getirmek üzere böyle bir mesleki siyasi takip etti. Unsurı asliyi bunun arkasından dolaştırdı. Kanunî Süleyman her iki cepheyi âzami (en üst) derecede tevsi etmek (genişletmek), bütün Bahri Sefid'i (Akdeniz'i) bir Osmanlı havuzu haline getirmek, Hindistan üzerinde nufuzunu tesis eylemek gibi çok azametli, şahane bir siyaset takip etti. Bu siyasetin tatbiki için unsuru asliyi kullandı.
Arkadaşlar, bütün bu etvar (davranışlar) ve harekât, tahkik olunursa (doğruluğu araştırılırsa), görülür ki bu azametli, kudretli padişahlar takip ettikleri siyaseti hariciyede kendi emelleri, hırsları ve arzularına istinat etmişlerdir. Büyük ve şahane arzularına istinat etmekle beraber teşkilâtı dâhiliyelerini siyaseti dâhiliyelerini bu mevlûdı ihtirasat (ihtiraslarından doğmuş) olan siyaseti hariciyelerine göre tanzim etmek mecburiyetinde kalmışlardır. Hâlbuki siyaseti hariciye, teşkilâtı dâhiliye ve siyaseti dâhiliyeye istinat ettirilmek zaruretindedir, yani teşkilâtı dâhiliyesinin tahammül edemeyeceği derecei vüsatte (genişlikte) olmamalıdır. Yoksa hayalî, haricî siyasetler peşinde dolaşanlar, noktai istinatlarını (dayanak noktalarını) kendiliğinden kaybederler. Filhakika Osmanlı hakanları, asıl olan noktayı unuttular. Hissiyatları ve emelleri üzerine bütün harekât ve efali (eylemleri) bina ettiler. Teşkilâtı dâhiliyelerini siyaseti hariciyelerine uydurmak mecburiyetinde kalınca zaptettikleri memalikte bütün anasırı; lisanları, dinleri, ananeleri, her şeyi başka başka olan ve birçok milletlerden ibaret bulunan bu anasırı, olduğu gibi muhafazaya kalkıştılar ve onlara bütün bu şeyleri mahfuz bırakabilecek (koruyabilecek) istisnalar, imtiyazlar bahşettiler. Buna mukabil unsuru asli uzun seferler yapmakla, fütuhat meydanlarında ölmekle, zaptolunan memleketlerin kendisini ve halkını beslemekle ve onlara bekçilik etmekle kendi kendini tahrip ediyordu. Bu itibarla millet, unsuru asli; kendi evinde, kendi yurdunda ve kendi hakikî esbabı hayatiyesini istihsal için çalışmaktan tamamen mahrum bir halde bulunuyordu. Bu tacidarlar (taç sahipleri) , milleti böyle diyar diyar dolaştırmakla, onlara kendi yurtlarını düşünmiye müsaade etmemekle de iktifa etmiyorlardı. Belki fütuhat dairesi dâhiline gelen halkı memnun edebilmek için, sonra ecnebileri memnun edebilmek için doğrudan doğruya, unsuru aslinin hukukundan ve menabii hayatiye ve iktisadiyesinden (yaşamsal ve ekonomik kaynaklarından) birçok şeyleri lûtuf olarak, ihsan olarak, atiyye (bahşiş)  olarak onlara bahşediyorlardı. Meselâ Fatih zamanında Cenevizlilere ve Patrike verilen imtiyazlar ile açılan yol, kendisinden sonra daima tevessü etmiş ve tarsîn edilmiş (genişletilmiş ve sağlamlaştırılmış) bulunuyordu. Bu imtiyaz, bu istisnaiyet, hükûmetin en kuvvetli, en azametli zamanında vuku buluyordu. Mahzâ ve mahzâ (Ancak ve ancak) bir müsaadei şahane, bir ihsanı şahane olmak üzere vuku bulunuyordu. Cümleniz hatırlayabilirsiniz: Kanunî Sultan Süleyman zamanında Venediklilerle ticaret muahedenamesi (antlaşması) yapılmıştı. Fakat padişah Venediklilerle ticaret muahedenamesi yapmayı kendi şerefine ve izzeti nefsine mugayir (aykırı) buldu. Zira onun zihniyetine göre muahede, yekdiğerine müsavi milletler arasında yapılırdı. Hâlbuki Venedik o zaman Osmanlı devletine müsavi olmak şöyle dursun, onun doğrudan doğruya tahtı vesayetinde (koruması altında) idi. Binaenaleyh Zatı Şahane böyle bir hükûmetle muahede yapamazdı. Fakat ona müsaadatta bulunabilirdi. Ve müsaadatta bulundu. İşte bu müsaade kelimesi kapitülâsyonlar kelimesi ile tercüme edilmiştir. Hâlbuki biliyorsunuz, kapitülâsyon kelimesi, bir kale içinde muhasara olunan, esbab ve vesaiti tedafüiyesini (koruma gereçlerini ve vasıtalarını) kullandıktan sonra arzı teslimiyete mecbur (teslim olmak zorunda) olanlar hakkında kullanılan bir kelimedir. İşte böyle bir kelimeyi, padişahların müsaadesini tercüme ederken kullanmış bulundular. Bu ufak tafsilâtı iki noktadan tekrar edeyim: Millet esbabı hayatiyesiyle iştigalden memnu olarak diyar diyar dolaştırılıyor ve bu yeni diyarlar halkı birçok istisnalara, birçok imtiyazlara malik olarak çalışıyordu. Yani fatihler, unsuru asliyi peşine takarak kılıçla fütuhat yaparken, kılıç sallarken zaptolunan memalik ahalisi kazandıkları istisnalar, mümtaziyetlerle sapana yapışıyorlar; toprak üzerinde çalışıyorlardı. Arkadaşlar, kılıç ile fütuhat yapanlar, sapanla fütuhat yapanlara mağlûp olmaya ve binnetice terki mevki etmeye mecburdurlar. Nitekim Osmanlı saltanatı da böyle olmuştur. Bulgarlar, Sırplar, Macarlar Romenler sapanlarına yapışmışlar, muhafazai mevcudiyet etmişler, kuvvetlenmişler; bizim milletimiz de böyle Fatihlerin arkasında serserilik etmiş ve kendi ana yurdunda çalışmamış olmasından naşi (dolayı) bir gün onlara mağlûp olmuştur. Bu bir hakikattir ki, tarihin her devrinde ve cihanın her yerinde aynen vaki olmuştur (gerçekleşmiştir)…” [Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri II  1997  İzmir İktisat Kongresini Açış Söylevi  17. 2. 1923]
Sağlıcakla,

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Çipras'a Edirne'den seslendi
‘Trakya İstanbul olmasın!’
Edirnespor'a ilk defa 1 puan
Pakdemirli Edirne'de
3 organizatör tutuklandı
Renk ve ritmin ahengi
Liselilerden Viyana seferi
Adı üstünde ‘makro’
Soydaş kadının sorunları
Genel İş yine 'Şen' dedi
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE