ANASAYFA
29 Mayıs 2020 Cuma
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
Kemal Bey'in “Harikalar Diyarı” (2)
Yayın Tarihi: 13 Şubat 2019 Çarşamba, 05:40
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Önceki bölümde; CHP’deki aday belirleme sürecinde yaşanan olumsuzlukların aslında yapıdan/yapısal sorunlardan kaynaklandığını, şişmiş egolar, davranış bozuklukları, çıkar siyaseti, klik/hizip oluşumları vs. üzerinden yürüyen irdemeleri yetersiz bulduğumuzu, sorunların kaynağına da yönelmek gerektiğini dillendirmiştik.

 

Yanı sıra; sadece sonuca odaklı ‘patates baskı saptamalar’, terennüm edilen ezberler gerçeği perdelemekle kalmıyor, teferruata da boğulan partililerin sebep-sonuç ilişkisini gözden kaybetmelerine yol açıyor ve neticede sağlıklı bir durum analizi yapmalarını engelliyor.

 

Daha başka gerekçeler de sayılabilir ama çıktığı kapı aynı olduğu için uzatmayalım.

 

Evet, sorunun kaynağında: güç odaklarının kontrolünde ve yönlendirmesinde bir CHP var ve “kasetle genel başkan yapılan Kemal Bey’in” orkestra şefliğinde idare ediliyor.

 

Diğer bir ifadeyle, partililerin genelde figüran, dolgu malzemesi, konu mankeni görüldüğü bir sisteme dayalı yönetiliyor CHP. Siyasi arenadaki işlevi de parti dışı odaklar tarafından tasarlanıyor, şekillendiriliyor.

 

Bir kısım partilinin/seçmenin, Kemal Bey CHP’sinin muhalefetimsi tutumunu eleştirmelerinin, bunun AKP’nin önünü açtığı serzenişlerinin arkasında yatan gerçek budur; ama her nedense bu konuşulmaz da Kemal Bey’in etrafının sorunlu olduğundan, bireysel hırsların, rant siyasetinin partiyi bu duruma düşürdüğünden bahsedilir.

 

Oysa MYK turnikesinden geçen 100’ü aşkın yönetici var ve bunları istediği gibi koltuğa oturtan, koltuktan kaldıran sanki Kemal Bey değil de başkası.

Dahası, başarısızlıklardan MYK turnikesinden geçenler sorumluymuş gibi bir izlenim yaratmakta da çok mahir CHP’nin Umum Müdürü.

 

Merkez yöneticileri istediği gibi belirleme hakkı kendinde olan bir genel başkanın başarısızlığın suçunu yardımcılarına atmasının taktiksel yanını bir kenara bıraktığımızda ise, elimizde sadece trajikomik bir hikâye kalıyor kuşkusuz.

 

Bir de Kemal Bey’e sadık, hep en yakınında konuşlanmışların çıkışları var şu sıralar ki bu da başka bir mizah konusu.

Akif Hamza Çebi’den söz etmiştik geçen hafta. Sonradan adaylıktan düşen Marmaris Belediye Başkanı Ali Acar’a müjdeli haberi veren MYK üyesi Akif Bey, genel sekreterlikten istifa etti.

 

Ortada dolaşan haberlere göre, istediği kişileri adaylaştıramadığı için kızmış.

Hatırlarsanız kendisini İstanbul’a başkan da görüyordu bu Akif Hamza Bey; ancak hamisi Kemal Bey yol vermedi. Buna da sinirlenmiş olmalı…

 

 

Nitekim daha Maliye bürokratlığından Kemal Bey’in yakın arkadaşı, CHP’de uzun zamandır himaye edilen Akif Hamza Bey, istediği olmadı diye boşaltıverdi genel sekreterlik koltuğunu. Şaka gibi…

 

“İstifa edeceğim” deyip sonradan hizaya sokulan Canan Kaftanoğlu’na “Şımarık” diyen Engin Altay, bu durum karşısında şaşırıp kalmıştır herhalde.

Öyle ya, genel sekreterlik koltuğu bu boru değil; irade ister, ciddiyet ister, sorumluluk ister, özveri ister…

 

Üstelik “devlet terbiyesi”(!) de almış bir siyasi figür Akif Bey; demek ki ihtiras öne geçtiğinde geriye ‘değerler posası’ kalıyor.

 

CHP’deki aday belirleme sürecinde ortaya dökülenler karşısında Gürsel Tekin’in çıkışı da dikkat çekici.

Kemal Bey’in bir dönem has adamıydı Tekin, geri düşmüş olmalı ki partisinin yönetim biçimine kuvvetli eleştiri getirdi geçenlerde.

 

Basına yansıyanlar özetle şöyle…

 

//Üzülerek söylüyorum, adayların objektif kriterlere göre belirlendiğini söylemek mümkün değil... kamuoyu anketlerinde en çok destek bulan arkadaşlar aday gösterilmedi. (...)  

Kişisel, şahsi ölçütler ve keyfilik ne yazık ki maliyetsiz değildir. 31 Mart’ta bu maliyet ile partimizin karşılaşmamasını umut ediyoruz… Liyakat ilkesi bir kenara bırakıldı, şahsi yakınlık ve tutum öne çıkartıldı.

(…)

 Birçok ilde partimize ve vatandaşa başarıyla hizmet eden belediye başkanları yalnızca olağanüstü kurultay talep ettikleri için yeniden aday gösterilmedi.

 

Yine bazı illerde seçimi kazanabilecek seviyede olan halk desteği bulunan arkadaşlarımız da aynı gerekçeyle adaylık dışında bırakıldı. Bu CHP tarihine, kültürüne yakışan bir adım değildir.

(…)

Hiçbir koltuk başarısızlık üzerine kurulamaz… Bugünden itibaren ben de seçim bitene kadar canla, başla CHP’nin her ilçede, her ilde zafer kazanması için çalışacağım. Bütün örgütümüze ve seçmenlerimize de büyük bir heyecanla çalışma çağrısında bulunuyorum//

 

Tekin, CHP yönetiminde etkili bir hizbin varlığına da işaret etmiş bu arada.

Kastettiği 10 Aralık Hareketi’nin önde giden mensupları olsa gerek.

Oğuz Kaan Salıcı, Canan Kaftancıoğlu, Burhan Şenatalar’ın, CHP merkez yönetimini ele geçirdiklerini düşünüyor kanımca.

 

Gürsel Tekin’in göremediği, ya da daha açık konuşmaktan çekindiği için söyleyemediği husus: 10 Aralık Hareketi’nin bazı mensuplarının CHP’ye “operatör” konumunda monte edildiğidir. Çünkü örgüt içinden gelen bir küme değildir bunlar. Hepsi Kemal Bey tarafından himaye edilen ve etkin görevlere getirilen figürlerdir.

CHP’deki varlıkları da, Kemal Bey’in genel başkanlık koltuğuna oturduğu 2010 yılından itibarendir.

 

Örneğin Oğuz Kaan Salıcı’nın milletvekili, İstanbul İl Başkanı, PM/MYK üyesi, örgütlerden sorumlu genel başkan yapılması bir başarı öyküsüne mi dayanmaktadır; yoksa CHP’nin kontrol altında tutulmasında, dizayn edilmesinde görevli taşeronlardan biri olduğu için mi o koltuklar kendisine sunulmuştur?

 

Gürsel Tekin’in bu sorunun cevabını bilmemesi mümkün değil.

Gösterdiği tepkinin ardında aday gösterilmemesi mutlaka var; fakat bugüne kadar köklü eleştiri getirmediği Kemal Bey’in 31 Mart sonrasına tahkimat yaptığı ve merkez yönetimi 10 Aralık Hareketi kadrosuna bırakacağı endişesi de var galiba.

 

Görüyoruz ki, önümüzdeki yerel seçimlere CHP yine kolu kanadı kırık girecek.

Çünkü CHP elitlerinin grupçuklar halindeki bu parti içi iktidar kavgası seçmeni kızdırıyor, karamsarlığa sevk ediyor.

 

Halbuki AKP karşısında en güçlü olacağı bir dönemde CHP.

Ne var ki, enerjisini yine iç çekişmelerde tüketiyor.

Ve bu kısır döngüden bir türlü çıkamıyor.

Haliyle seçmenini de bıktırıyor.

 

Bu durumun, CHP’nin parti dışı odaklar tarafından kontrol altında tutulduğu, yönlendirildiği iddiası ile bir ilişkisi olabilir mi?

Geçmişten gelen sorunlu parti yönetim anlayışının/tarzının günün koşullarına uyarlanarak CHP’nin kontrol edilmesinde, örselenmesinde kullanılması söz konusu olabilir mi?

 

AKP’nin ülkeyi tarumar eden neoliberal ekonomi politikaları karşısında CHP etkili bir muhalefet yapamıyorsa engel nerede?

 

Haftaya buradan başlayalım.

 

(Sosyalist Alper Taş’ın CHP Beyoğlu adaylığı hakkındaki değerlendirmeye gelemedik bu hafta, telafi edeceğiz.)  

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE