ANASAYFA
05 Haziran 2020 Cuma
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Gönül UYANIKTIR / Günce
Batıdan doğunun en batılısına (19)
Yayın Tarihi: 23 Şubat 2019 Cumartesi, 06:43
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Rehberimiz Tuzluca'ya ulaşmadan önce, “Mağarada bulunduğumuz sırada derin derin nefes alın. İçerde parçalanmış tuz kütleleri göreceğiz. Onların en beyaz olanlarından torbanıza birkaç parça alın. Gece yattığınız yerde başucunuzda bulundurursanız nefes almanız rahatlar, mis gibi uyursunuz” diye öğütledi. 
Meğer mağarada ayak bastığımız elimizi dokunduğumuz her yer tuzmuş. Gözümüz karanlığa alışınca yerlerde cam gibi parlayan beyaz tuz kütlelerini de seçmeye başladık. Daha sonra Ahmey bey bizi, az önce fünyeyle hafif dozda patlatılmış bir tuz tepeciğinin yanına getirdi. “Mümkün olduğunca beyazları seçin. Tam beyaz olmayanlar karışık olabilir” diye uyardı. O kadar çoktular ki gözüme beyaz görünen toplamı 1 kg civarında dört parça yumruyu seçtim. 
Dehlizler çok ilginç ve ürkütücü görünüyordu. Işıklı bir dehlizde bir bank ve bankın altında bir torba dolusu ayçiçeği kabuğu gördük. İşçiler molada çitlemiş diye düşündüm. 
İçinde bulunduğumuz doğal bir oyuk değildi, tuz alına alına oluşturulmuş ve giderek de büyüyen devasa bir mağaraydı. Ancak üzerimizde bulunan binlerce ton ağırlıktaki kütlenin çökmemesi için belli mesafelerde 4-5 metre çapında fil ayakları bırakılmıştı. Biz bunları düşünürken ve her gün biraz daha büyüyen mağaranın içinde dolaşırken hiçbir işçiye rastlamadık. Belli bir mesafeden çalışan bir makinenin sesi ile dehlize girip çıkan kamyonların homurtusu duyuluyordu. 
Rehberimiz bizi biraz daha yürüttü ve yeni açılmakta olan bir dehlize girdik. İçerde duvarın önünde bir adam delik açmaya çalışıyordu. Rehberimiz, “Kolay gelsin Ali, biz bakıp çıkacağız” dedi. İşçi duvarda açtığı oyuğa bir fünye yerleştirecek, sonra da patlatacakmış. Ancak bu hafif bir patlama olacağı için sarsıntı yaratmayacakmış.
Korku tüneli gibi, ama ucunda ışığın göründüğü bir galerinin önünde durduk. Rehberimiz bu galerinin nefes darlığı çeken hastaların yürüyüş güzergahı olduğunu beirterek, tuz mağarasının sağlık turizmi açısından önemini hatırlattı. Türkiye'nin, hatta dünyanın çeşitli yerlerinden gelen hastaların Tuzluca'da birkaç hafta konakladığını ve her gün bu güzergahta içerde kalma süresini 5'er dakika artırarak derin nefesler alarak yürüdüklerini ve kür yaptıklarını belirtti. 
Öte yandan Iğdır Üniversitesi de, Tuz Mağarası'nın, koah, astım, nefes darlığı, alerji ve cilt hastalıklarının tedavisinde kullanılması için çalışma başlatmış. Üniversite, Tuz Mağarasını sağlık turizmine kazandırarak, Türkiye'den yurt dışına giden hastalar adına biran önce faaliyete geçmesi için kolları sıvamış. 
Yetkililer, Azerbaycan'ın Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nde bulunan tuz mağarası ve terapi merkezini ziyaret ettiklerinde, dünyanın birçok yerinden koah ve astım hastalarının bu mağarada kısa sürede tedavi olup döndüklerine tanık olunca bu konuya ağırlık vermişler.  
Tuz mağarasında park ettiğimiz otobüsümüze  ellerimizde tuz torbalarıyla binip istikametimizi Doğubeyazıt'a çevirdik. Burası o kadar ilginç bir coğrafya ki, gerçekten bayıldım. Sonra da kendi kendime, “Sen sıcak bir otobüsle, anayolda, sıcak mekanlara girip çıkıyorsun, bakalım burada yaşayan insanlar da senin gibi mi düşünüyor!?” diye bir soru sordum. 
Sonra da bu soruyu aramızdaki tek Karslı olan ve her zaman da bununla gurur duyduğunu bildiğimiz Esat Şuekinci'ye sorduk. Esat bey, “Ben buralardan gidince gittim, tuttunuz beni geri getirdiniz, bir de soruyorsunuz”  diye öyle esprili bir cevap verdi ki, hepimiz gülmekten öldük. Ve de O'na inanmadık tabii… 
Saat öğlene yaklaşıyordu ve öğle yemeğini Ağrı ilinin en büyük ve zengin ilçesi olan Doğubeyazıt'ta Ararat Restoranda yiyecektik. Hatta gün önceden bu yöreye özgü bir yemek olan Abdigor köfte siparişi vermiştik. 
Türkiye-İran sınırındaki Gürbulak'a 35 km mesafedeki yaklaşık 100 bin nüfuslu Doğubeyazıt'ta güneş dağları öyle parlatıyordu ki uzaktan İshak Paşa Sarayı pembe bir leke gibi görünüyordu. Hemen o görüntünün altında bulunan restoranın önüne park ettik. Oldukça  düzgün bir yerdi ve herkes Abdigor'u (Kör Abdi) merak ediyordu. Ben hariç..! ( SÜRECEK )  
 

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Kredi Kullanırken Hayat Sigortası Yaptırmak Zorunlu Mu?
Zevke Uygun Kol Saatleri
Forexi Öğrenmek Ücretli mi?
Aramızdan ayrılanlar
T.C. EDİRNE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNDEN
54 MKNZ.P.TUG MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI MSB BAĞLILARI
T.C. EDİRNE 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNDEN
Bunun adı: vicdansızlık!
Roman sorunları 'ısırgan' gibi
Çilek Trakya'da da zam şampiyonu
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE