Hafta sonu olduğunda, çalışan her insan, bacaklarını uzatıp tatilin keyfini çıkarmak ister. Tabi dışarıda değil de, evde çalışanlar için bu sözüm. Onlar hafta arası 5 gün çalışan eşe ve çocuklara saygıdan, haftanın 2 günü ev işlerinden feragat edip zorunlu tatil yaparlar. Çok karmaşık oldu değil mi? Ama olsun, çünkü konumuz tatil değil zaten. Konumuz Türk kadınının o umutsuz değişimi.
Konuyu hafta sonuna bağlayacak olursak, malum hafta sonları magazin içerikli programlar ekranda olduğundan daha onlar izleniyor. Ama gelin görün ki, hiç mi hiç ders alınmıyor. “Ne dersi?” diyorsunuz siz şimdi. Elbette Türk kadınının değişimi üzerine alınması beklenen ders. Söz konusu değişim dış görünüşle alakalı. Konu ettiğim programlar ise, kendini bırakmış kadınları hayata küskünlüklerinden sıyırıp özgüven kazandırmayı amaçlıyor...
Örneğin, programa bir kadın müracat eder ve baştan aşağı - dış görünümü - yeniden yapılandırılır, yeni bir tarz oluşturulur. “Çirkin insan yoktur bakımsız insan vardır” deriz hep!. (Günlük hayatta nice güzel ve bakımlı genç insanla karşılaşıyoruz. Yanlarına yaklaştığınızda sigara, yemek ve ter kokusu karışımından mideniz döner. Yani iş, dış görünüşte de bitmiyor.) Dış görünüşünde değişiklik isteyen bu kadınlarımız "genelde" eş a da sevgiliden ayrılmış ve bilinçaltında onlara, "günlerini göstermek" egosu nasırlaşmış olduğundan görünüşlerinde farklılık ister, bunun da olduklarından farklı olmaktan yani, daha bakımlı görünmekten geçeceği inancındadırlar. Kısmen, doğrudur da.
Programa başvuran kadın; diş doktoruna, cilt bakımına, spor salonuna, kuaföre ve elbise seçimi için bir butiğe götürülür, gerekli işlemler yapılır. Eski eş ya da sevgilinin beğendiği gibi saçlar uzatılır veya kısaltılır, renk değiştirilir. Eski eşin beğenmediği noktalar farklılaştırılır. Çünkü hep ego, eski eş ya da sevgiliye doğru çalıştığından, onun beğenilerine hitap etmek bilinçaltında gizlidir.. Etap sonunda, kadın öyle bir değişmiştir ki, eski eş gelse ayrıldığı karısını manken sanır.
İnsanlar genleri gereği birbirlerinden bazı fiziklel farklarla yaratılmıştır. Örneğin zencilerin kendilerine has bir beden yapıları var. Veya çerkezler, dar omuzlu ince belli geniş kalçalı olurlar genelde. Örneğin Arnavutlar genelde beyaz tenli, kalın kemikli iri yapılı kuvvetli görünüşlüdür. Ama bu arada atalarınından gelen olası farklı kültürlerin karışımıyla istisnalar da oluşabilir. Bu yüzden de genelde diyorum zaten, umarım kimse alınmaz.
Türkler, genelde buğday, esmer tenli, tombul ve alçak boylu insanlar. Bugün bu genetik mirası unutup, biraz tombul birini gördüğümüzde, sanki ezelden beri fidanmışız gibi, alaya alıyoruz. Bence hiç kimse kasmasın kendini, çünkü genlerimiz buna müsait. Yediğin içtiğine bir iki hafta dikkat etme beş kilo alırsın haberin bile olmaz. (Sürecek)