ANASAYFA
02 Haziran 2020 Salı
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Gönül UYANIKTIR / Günce
Ronda'dan Edirne'ye Hemigway'den Loti'ye (2)
Yayın Tarihi: 16 Mart 2019 Cumartesi, 06:56
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Ronda'ya dönersek; Bu küçük, sevimli, biblo gibi kent, 1936-39 yılları arasında yaşanan ve 2'nci Dünya Savaşı'nın mini bir provası sayılan İspanyol İç Savaşından çok etkilenmiş. General Franco'nun hükümete karşı başlattığı ve bir milyondan fazla kayıp verilen savaşta Amerikalı yazar Ernest Hemingway, muhabir ve gözlemci olarak görev yapmış. 
1940'ta kaleme aldığı “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” adlı eserinde de bu savaşın küçük bir parçasını anlatmış. Cumhuriyetçilerin kurşun harcamamak için elleri arkalarından bağlı Franco yanlılarını, Yeni Köprü'den Tajo Nehrine atığı sahneler edebiyat ve sinemaseverlerin hafızalarına kazınmış.
Ronda'da El Tajo kanyonunun iki yakasını birbirine Roma Köprüsü, Eski  ve Yeni Köprü olmak üzere üç köprü bağlıyor. Yeni Köprü'nün 1793'te başlayan yapımı 42 yılda tamamlanmış. İspanya'nın en çok fotoğraflanan noktalarından, 98 metre yükseklikteki köprü, heybetli olduğu kadar da ürkütücü. Köprü üzerinde fotoğraf çektirmek için kanatlara yaklaşmak bile cesaret istiyor. Ama bu fotoğrafı çektirmeden de olmuyor.
Ronda İspanya'daki en eski arenaya da sahip. Yeni öğrendiğim bir bilgi; Boğa sembolü ve boğa güreşlerinin tarihi Mezopotamya'ya kadar gidiyormuş. Hatta ilk boğa güreşleri Kütahya'da Frigyalılar zamanında yapılmış. Bu yönde ciddi bulgular varmış. Sonuçta, boğa güreşleri bir Endülüs mirası ve İspanyollar bunu 8'nci yy'da Mağribilerden öğrenmiş. Bildiğimiz anlamda ilk boğa güreşi Endülüs'ün Ronda kasabasında yapılmış ve en ünlü matadorlar Endülüs'ten çıkmış.
Ronda için yollara kafelere isimleri verilen Orson Welles ve Ernest Hemingway önemli iki isim… Hemingway bu kasabada yaşadıklarından iki ünlü eser çıkarmış. Biri 'Çanlar Kimin İçin Çalıyor', diğeri ise 'Öğleden Sonra Ölüm'…  İlk izlediğinde boğa güresinden nefret eden yazar, daha sonra bu güreşe aşık olmuş ve Öğleden Sonra Ölüm'ün ilk notlarını da Ronda'da almaya başlamış.
Uzun süre bu kasabada yaşayan ünlü oyuncu Orson Wells, Antonio Ordonez isimli bir matadora aşık olmuş. Kasaba halkı bu ilişkiyi onaylamadığı için oyuncunun vasiyeti ancak ölümünden iki yıl sonra yerine getirilip külleri Antonio'nun bahçesine gömülmüş. Kasaba ayrıca Fransız Yazar Alexandre Dumas, Alman Şair Rainer Rilke, İngiliz Ressam David Bomberg gibi sanatçılara da ilham olmuş.  
Eski yerleşimi gezerken karşınıza hala mihrabı yerinde olan 13'ncü asır Endülüs Camisi çıkıyor. İslamiyetten önce de ibadethane olarak kullanılan bu yapı bugün 'Santa Maria La Mayor' isimli bir katedral. Az ilerde içinde hala Engizisyonun karanlık ve kirli izlerini taşıyan 'Convento de Santo Domingo' ile 14'ncü asırdan kalma bir Cami Minaresi, 'Minarete San Sebastian' bulunuyor.
Kentin bu kısmında Ronda'nın en muhteşem sivil mimari örneği olan ve bir dönem Ferdinand ve Kraliçe İsabelle'ya ev sahipliği yapan Palacio de Mondragon (Belediye Binası) bulunuyor. (O  İsabella ki İspanya'ya akıl ve medeniyeti getiren Müslümanları ve Yahudileri 1492'de türlü eziyet ve işkencelerle ülkeden kovmuş önceleri sadece kilise hukuku olan engizisyonu devlet kontrolünde işleyen bir din mahkemesi haline getirmiş. Yeni sömürgeler bulması için de 1499'da Kristof Kolomp'a destek vermiş. Papa'yı bile dolandırmasıyla ve yıkanmamasıyla tanınıyor) 
18'nci yy'da Fas Kralı Abul Hasan'ın oğlu Abbel Malik'e ait Casa Del Rey Moro isimli muhteşem bina da burada. Bu binanın yanından 365 basamaklı bir merdivenle el Tajo kanyonuna inebilir ya da günümüzde lüks bir restoran olarak hizmet veren Mağribi Sarayını görebilirsiniz. 13-14'ncü yydan kalma Arap Hamamlarını da unutmamak gerekir.    
Endülüs mimari tarzının en güzel örneklerini barındıran, ama belli ki kimsenin dokunmaya kıyamadığı bir mücevher gibi korunan bir  kent Ronda...! Tarihi eser zenginliği açısından Edirne'nin yanından bile geçemez. Ama bu kentte ben hiç beton görmedim. Bütün binalar Endülüs tarzı. Eskiyenler terkedilmemiş restore edilip kullanılıyor ve müze gibi ziyaret ediliyor. 
Oysa Edirne'nin kalbi Kaleiçi'nde sadece Arca Palas Otel Restoran, Osmanlı Evleri, Mihran Hanım Konağı, restore edilmekte olan Klara'nın Konağı gibi sayıları bir elin parmağı kadar isimleri sayabiliyoruz. Kaleiçi'nden geçmeye insanın yüreği dayanmıyor. Yıkılmaya terk ve teşvik edilen tarihi konakları görmek, her yağmur ve fırtınadan sonra biraz da ufalmalarını izlemek ruhumu öldürüyor.
İşin kötüsü herkes yıkılmalarını, kalıntılarının temizlenip yerlerine araç park edebilmeyi bekliyor. Çok az insan buradaki yaşanmışlıkların hatırlanıp hatırlatılmasının ne büyük bir hazine olduğunun farkında değil. Kaleiçi'nin korunup yaşatılması için Edirneliler değil bir vakıf; dernek bile kurmuyor hatta parmağını bile oynatmıyor. 
Bunun farkında ve öncü olması gerekenler de günübirlik işlerle, günübirlik siyasi aldatmacalarla ve çokça da lafla geçiştiriyor. Kimse uzun vadeli, meşakkatli, birlik ve beraberlik gerektiren konulara el atmıyor. Oysa tek bir taş gerekli, tek bir taşı hareket ettirmek, sonrası domino etkisi. Ama en büyük eksik o taşı hareket ettirecek olan el. O kadın veya adam öyle biri olmalı ki, koşulsuz güven duyulsun, arkasından gidilebilir olsun. 

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE