ANASAYFA
06 Haziran 2020 Cumartesi
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Gönül UYANIKTIR / Günce
Ronda'dan Edirne'ye Hemigway'den Loti'ye (4)
Yayın Tarihi: 19 Mart 2019 Salı, 06:14
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Balkan Savaşı sonuçlarını görmek amacıyla 1913’te Edirne'ye gelen Pierre Loti'den yaklaşık 9 yıl sonra, 1922’de Amerika'nin Nobel ödüllü yazarı Ernest Hemingway savas muhabiri olarak Edirne’ye geldi.
Gazetesi Daily Star adına önce İstanbul'a gelen Hemingway, dönemin İstanbul’unu, sosyal, ekonomik ve savas koşullarını, kentin iyi ve kötü yanlarını gözlemledi ve kaleme aldı. Yazar İstanbul’dan sonra Garp Cehpesi Komutanı İsmet Paşa’nın 38 yaşında büyük bir başarıya imza attığı Mudanya Görüsmeleri'ni izlemeye gitti.     
3-11 Ekim tarihleri arasında devam eden Mudanya Görüşmeleri ile igili olarak Hamingway gazetesine geçtiği metinlerden birinde şöyle diyordu: Mudanya, Marmara kıyısında toz toprak içinde, eciş bücüş yollarıyla, evleri ahşap, sivrisinek yuvası, ikinci sınıf bir kıyı kasabası. İsmet Paşa ile görüşecek müttefik generalleri taşıyan İngiliz Sancak Gemisi ‘Iron Duke’nin kül rengi öldürücü kulelerine karşın, Batılılar buraya, ‘barış’ dilenmeye geliyorlar. Yoksa ‘barış’ istemeye ya da ‘barış’ koşullarını dikte ettirmeye değil.”
Trakya'nın 15 gün içinde boşaltılmasını ve 30 gün içinde de Türk yönetimine devredilmesini de kapsayan Mudanya Görüşmelerinin ardından Ernest Hemingway Edirne’ye geldi. Yunanlıların, Trakya'yı tahliye etmesini izleyen yazar gördügü manzarayı şöyle anlattı: "Doğu Trakya'nın Hristiyan halkı, bitmek bilmeyen, karmasik bir yürüyüş düzeni içinde Makedonya'ya doğru yolları arşınlıyor. Edirne üzerinden Meriç nehrini aşan ana kol, 20 mil uzunluğunda. Öküzlerin çektiği kağnı arabalarından, çamura bulanmış binek hayvanlarından, yorgun insanlardan, kadınlardan ve çocuklardan meydana gelen, yirmi mil uzunluğunda bir kuyruk, yatakları başlarında, yağmur altında, körlemesine yürüyorlar. Arabaların önlerinde ve arkalarında askeri birlikler sürünüyor. Yunanlıların Büyük Askeri Serüveninin sonu bu.”
14 Kasım 1922 tarihinde Edirne'ye gelen ve o dönem henüz 23 yaşında olan Ernest Hemingway "Edirne pek hos bir yer degil” diyerek kentin o günkü halini şöyle anlatıyor:
“Gece saat 11'de trenden indiğimde, asker, denk, karyola, dikis makineleri, bebekler, kırık çocuk arabaları ile dolu bir garla karsılaştım. Hepsi yağmur altında ve çamur içindeydi. Kerozan lambaları sahneyi aydınlatıyordu. Gar şefi o gün, Batı Trakya'ya geri çekilen askerlerin birlikleri ile dolu 57 vagon gönderdiğini söyledi. Telgraf hatları kesik. Hâlâ gelen asker var ve bunları boşaltmak imkânı da yok."
Geceyarısı trenden inen yazarı, bir asker zindan gibi karanlık, diz boyu çamurlu yollardan geçirerek şehirde kalınabilecek tek yer olan Madam Mari'nin pansiyonuna götürüyor. Ancak orada yer bulamayınca Edirne’de ilk gecesini bir otomobilin kusetinde geçirmek zorunda kalıyor. Gece yarısı İstanbul'da yakalandığı sıtma nöbeti ile uyandığını, daha sonra pansiyona geçtigini söyleyen Hemingway, her tarafın tahtakurusuyla dolu oldugunu yazıyor. Yazar Edirne günlerini şöyle anlatıyor.     
“Saat bire doğru İstanbul’da yakalandığım sıtma nöbetiyle titreyerek uyandım. Yüzümün çevresinde uçuşan sivrisinekleri öldürdüm. Nöbetin geçmesini bekledikten sonra, bolca aspirin ve kinin alıp tekrar yattım. Sabaha karşı aynı şeyi bir daha tekrarladım. Sonra beni Shorty uyandırdı. «Hey delikanlı, şu film kutusunun haline bak!» Baktım. Üstünde tahtakuruları kaynaşıyordu. «Bunlar çok aç olmalı. Filmlerime bile göz dikmişler. Vah zavallıcıklar, amma da aç kalmışlar, ha!» Kusetler de tahtakurularıyla vıcır vıcır kaynıyordu. Savaşta başıma çok şey gelmişti, ama Trakya gibisi yoktu.
Nereye baksanız, yürüyen bir tahtakurusu dizisi görülüyordu. «İnsana bir şey yapmaz bunlar,» dedi Shorty. «Mini mini böcekler, işte.»  «Bunlar bir şey değil. Sen Lüleburgaz’dakileri görecektin. Her biri dev gibiydiler.» İri yarı bir Hırvat kadını olan Madam Mari bize kahve ve kara ekmek verdi.
Lâf olsun diye;  «Odanız bir kepazelikti Madam,» dedim. Ellerini iki yana açtı. «Sokakta yatmak daha mı iyi, yani?» diye sordu. «Ha, Mösyö? Sokakta yatmaktan daha iyi değil mi, yani?» «Haklısın,» dedik ve bizi uğurlamaya çıkan Madamla vedalaşıp ayrıldık.”
Dışarda yağmur hâlâ çiseliyordu. Üzerinde bulunduğumuz çamur denizinin sonundaki taş yolda insan sürüleri dursuz duraksız yürümeye devam ediyorlardı. Yol Edirne’den çıkıp Meriç vadisi boyunca ilerliyor, Karaağaç’ta başka kollara bölünüyor ve Batı Trakya’ya, oradan da Makedonya'ya kadar uzanıyordu. Shorty ile arkadaşı İstanbul'a, sonra da Rodos'a döneceklerinden Edirne’yi kesip içinden geçen göçmenlerin yanı sıra, beni taş yola kadar otomobilleriyle bıraktılar. Kağnı arabaları, develer, yolda batıya doğru ağır ağır ilerlerken boş arabalarına binmiş, lime lime elbiseleri yağmurdan sırılsıklam, kırmızı fesleri kirden kararmış Türkler de, akıntıya karşı yönden ilerlemeye çalışıyorlardı. Her Türkün sürdüğü arabanın içinde, tüfeğini bacaklarının arasına kıstırıp oturmuş bir Yunan askeri vardı. Yağmurdan sakınmak için de, kaputlarının yakalarını enselerine kadar kaldırmışlardı. Arabalar Yunanlılar tarafından toplanmıştı ve Trakya içlerine, göçmenleri ve mallarım almaya yardımcı olmak için gönderiliyordu. Sürücü Türkler bitkin ve korkulu görünüyorlardı. Hakları da vardı."
(SÜRECEK)
 

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE