ANASAYFA
03 Haziran 2020 Çarşamba
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Gönül UYANIKTIR / Günce
Ronda'dan Edirne'ye Hemigway'den Loti'ye (5)
Yayın Tarihi: 20 Mart 2019 Çarşamba, 05:56
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Edirne'ye 14 Kasım 1922 tarihinde gelen Ernest Hemingway, Gazetesi Toronto Daily Star'da 9 Aralık günü yayınlanan izlenimlerinde Edirne günlerini anlatmaya şöyle devam ediyor. 
“Meriç üzerindeki köprüyü de geçtikten sonra, sağa saptım. «The Star» a bir telgraf çekmek için ara sokaklardan Madam Mari'nin pansiyonuna döndüm. Bütün hatlar kesilmişti. En sonunda bir Müttefik Komisyonu ile birlikte İstanbul'a dönen bir İtalyan albayı buldum. Telgrafımı ertesi gün İstanbul'dan göndereceğine dair söz verdi.
Sıtma nöbeti yine tutmuştu. Madam Mari kininle beraber içmem için bana çok tatlı Trakya şaraplarından bir şişe buldu. Sonra koca gövdesiyle masa başına oturup, çenesini kaşıyarak; «Ben Türklerin ne zaman geleceğine filân aldırmıyorum,» dedi.
«Niçin?»
«Hepsi aynı bunların. Yunanlılar da, Türkler de, Bulgarlar da. Hepsi birbirinin aynı.» Sunduğum bir bardak şarabı kabul etti. «Bu gözler neler gördü, neler…»
«En iyileri hangisi?» diye sordum.
«Hiçbiri. Hepsi aynı. Yunanlı subaylar geldiler, burada kaldılar. Şimdi de Türk subayları gelip yatacak. Bir başka gün bu defa Yunanlı subaylar tekrar geri gelir. Hepsi de paralarını ödüyorlar.» Bardağını yeniden doldurdum.
«Peki, ya dışarda, yolda yürüyen zavallı halk?» O yirmi millik dehşet yürüyüşünü bir türlü belleğimden çıkarıp atamıyordum. O gün de korkunç şeyler görmüştüm. Madam Mari, «Haydi canım, halkın kaderi hep böyle,» diyerek omuz silkti. «Toujours la mâme chose (1).
Bilmem bilir misiniz, Türklerin bir atasözü vardır. Hoş, Türklerin birçok yerine cuk oturmuş atasözü vardır ya; ( Suç yalnız baltada değil, ağaçta da vardır), derler. Bu da onun gibi işte.»
Gerçekten de tam yerindeydi bu atasözü. «Tahtakurusu için özür dilerim mösyö.» Madam Mari şarabın etkisiyle bana diş bilediğini unutmuştu. «Ama başka ne bekliyordunuz burada? Burası Paris değil.» Koca vücuduyla doğrulup kalktı. «Allahaısmarladık mösyö. Evet, biliyorum, burası için yüz drahmi çok para, ama başka otel de yok. Sokakta yatmaktan da daha iyi, değil mi? Ha, ne dersiniz?»…
……………….
Yazarın, Edirne'ye geliş tarihi ile bu mektubu arasındaki 25 günlük süre içinde kentte kalıp kalmadığına dair bir bilgiye ulaşamadım. Eğer bu süre boyunca Edirne'de kaldıysa, neden 25 Kasım Edirne'nin kurtuluşunun ilk günlerine ait bir yazısı bulunmuyor diye merak etmiyor değilim. Savaş ve barış görüşmelerini izleyen bir yazar, böyle önemli bir günü asla kaçırmamalıydı diye düşünüyorum. Edirne'nin kurtuluşundaki halkın coşkusunu bir de böyle ünlü bir yazarın kaleminden okumak iyi olurdu doğrusu!
Öte yandan Hemingway'in aynı tarihlerde (20 Kasım) fiilen başlayan ve 8 ay süren Lozan Konferansını da izlediğini ve İsmet İnönü ile röportaj yaptığını biliyoruz. Ama Lozan'a gidiş tarihine de ulaşamadım. Daha detaylı bilgi için yazarın 'İşgal İstanbul'u'adlı kitabını bulup okumak gerekiyor.
Ancak işin bu kadarlık kısmı bile bize hatırlatıyor ki, Edirne kendi zenginliğinin pek farkında değil. Yüzünü giderek; eğitim, bilim, kültür seviyesi vasatlaşan ikinci sınıf bir kent olmaya çevirmiş. Son yıllarda kenti yönetmekle görevli insanlar da sanki hizmet vermemek adına kurgulanmış. 
“Balkanların merkezi Edirne” lafının içini doldurmak, hafta sekiz, gün dokuz Balkan ülkelerini ziyaretle, oradaki yöneticiler ve üst düzeyle iyi ilişkiler kurmakla bitmiyor. Çünkü gerisi gelmiyor. 
Edirne giderek yaşadığı kenti tanımayan, yabancılaşan, semtini, sokağını, komşusunu sevmeyen, ötekileştikçe değer yargıları da yozlaşan insanların kenti oluyor.
Oysa, 'Bu binanın bana yararı yoksa yıkılsın', 'Bu ağacın yaprakları bahçeme dökülüyorsa kesilsin', 'Bu kuşlar balkonumu kirletiyorsa ölsün' diyen, çöpünü bile ayrıştırmayı beceremeyen, sadece coğrafi konum olarak batıda kalan, betonları üst üste yığmakla modern olunduğunu sanan,  görgüsüzlüğü sadeliğe tercih eden insanların kenti olmamalı.
Vandallık gittiği yeri imar edip geleceğe incelik, zerafet, sanat, kültür, bilim ve hikayeler bırakmak değil; yaşadığı kentin tarihini, geçmişini, eserlerini, öykülerini elbirliği ile yok edip unutmaya ve unutturmaya çalışmaktır diye düşünüyorum. 
Hatırlamak ve hatırlatmak; bunun için de yıkmak değil; tarihini, kültürünü yaşatmak, onarıp ayağa kaldırmak, sevmek ve korumak turizmdir. Turizm öyle günübirlik mavallarla geçiştirilemeyecek kadar çok zor ve derin bir konudur. Ve Edirne'nin geleceği de turizmin her türüdür. (SON)

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
İşletmenize Özel Hosting Seçimi Nasıl Olmalı
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE