Başlık çok kısa oldu ama olsun.
Kemal Unakıtan’ın Maliye Bakanlığı döneminde 6 sıfır atılarak önce YTL, ardından da TL olan para birimimizin kuruşları bile vardı.
Edirne’di insanlar 1 TL’ye minibüse binemiyor.
Oysa İzmir Dikili Belediyesi 1 TL ile çok şey başarmış.
Belediye “suyun yaşamsal önemi vardır, parayla satılamaz” demiş, önceleri 10 ton suyu herkese bedava vermiş.
Belediye Başkanı Osman Nuri Özgüven’i “Sen halka nasıl bedava su verirsin” diyerek mahkemeye vermişler. Belediye suyu bedavaya veremezmiş.
Adamın canına ‘tak’ etmiş. Siz misiniz suyu parayla satmamı isteyen deyip 10 ton suyu halka 1 kuruşa vermeyi kararlaştırmış meclisiyle birlikte.
Paraysa para; 1 kuruş!
“1 kuruşluk sembolik ücret mi olur” demişler, “Görürsünüz siz” deyip bu kez 13 tonunu 1 TL yapmış. Bildiğiniz, çoğunuzun yerde görse eğilip almayacağı 1 TL.
***
Edirne Belediyesi 31 Aralık 2011 tarihine kadar vatandaşa suyun ilk 10 tonunu 1,30 TL’ye veriyordu. 10 tondan sonrası ise 2,60 TL’ydi. Ne düşündülerse, yılbaşından itibaren bu uygulamayı kaldırdılar. Bu yetmemiş, indirimsiz olan fiyata da yüzde 10 civarı bir zam yaptılar. Yani artık bir ton da harcasan 2,86 TL ödüyorsun.
Ortalama bir aileye ayda 10 ton su yetiyor.
Yani sıradan bir aileyseniz sizin suyunuza yüzde 110 zam geldi.
Türkçe ‘meali’ böyle.
***
İki belediye başkanını karşılaştırdım.
İkisi de CHP’li.
İkisi de inşaat mühendisi.
Osman Nuri Özgüven bıyıklı, Hamdi Sedefçi bıyıksız.
Bir de Osman Nuri, Sedefçi’den 3-4 yaş küçük.
Ben de gençliğine verdim zaten.
Millete bedava su, hadi olmadı 10 tonu 1 kuruşa, olmadı 13 tonu 1 TL’ye su vermek senin neyine?
Millete kötü örnek olmasana kardeşim!
***
Edirne Belediyesi ve Sedefçi’den laf açılmışken;
Sedefçi’nin basın toplantılarına çağrıldığım halde gitmiyorum.
Gittiğim zaman kimyası bozuluyor.
“Acaba ters bir şey sorar mı?” diye düşünüp toplantı boyunca tedirgin oluyor.
Edirne’nin en önemli konusunu sorsam da “Böyle önemsiz konuları bırakın” diyor umursamaz bir tavır takınarak.
Kendisini huzursuz etmenin alemi yok.
Oturup öylece dinleyen, soru sormayan basın mensuplarıyla yapsın basın toplantılarını.
Biz gitmeyince kimse bir şey sormuyor, ya da kendi yandaşları çanak sorular soruyor, Sedefçi’de pası alıp topu doksana çakıyor.
Maç, pardon basın toplantısı böyle devam edip bir süre sonra bitiyor.
Geçen günkü toplantıdaki durum da yukarıdakine benzeyecekmiş de Edirne basınının onurunu Yenigün Gazetesi’nden Ercan Bitti kurtarmış.
Ercan “Arif Kuday’ın kaçak katına ceza verdiniz. Peki açıklanan diğer kaçak yapılara işlem yaptınız mı?” diye soruvermiş.
Cevap yok tabii...
Suya yüzde 110 zam konusu da gündeme gelecek olmuş ama, o konuda da elle tutulur bir açıklama yok.
Ama bana (isim vermeden), bazı belediye meclis üyelerine ve Edirne Halk Meclisi’ne vermiş veriştirmiş. Yandaşları da pası almış ya, ballandıra ballandıra yazmışlar.
Basın toplantısında anlatılan bir hizmet yok. Olsa yandaşları icraatları ballandıra ballandıra yazarlardı kuşkusuz.
Basın toplantısında cevaplamaktan kaçtığın soruyu buradan bir de ben sorayım:
Kuday’ın çatı katı kaçak ve cezasını çeksin.
İyi ama sonra o kadar çok kaçak inşaat, kaçak kat çıktı ki, bunlarla ilgili belediye ne yaptı?
Aralarında belediye meclis üyelerinin binaları da olduğu ileri sürülüyor.
Onları cezalandırmayacaksan bu çifte standart olmaz mı?
Vatandaşın cevabını beklediği sorular bunlardır.
***
Edirne’de sorun, yolsuzluk, arsızlık bitmiyor.
Mecburen hep bunları yazıyoruz, güzel şeylere sıra gelmiyor.
Edirne’de güzel şeyler de olmuyor değil.
Edirne Halk Eğitim Merkezi bir çok dalda kurs açmış.
Bazılarında kişisel becerilerinizi geliştiriyorsunuz. Bazılarında yabancı dil öğreniyorsunuz. Bazılarında mesleki eğitim alıyorsunuz.
Ben birkaç hafta emlak danışmanlığı derslerini takip ettim.
Genelde çalışanlar emekliliklerinde emlakçılık yapma düşüncesiyle bu eğitime katılıyor.
Arada gençler ve aslında fiilen emlak sektöründe çalışıp bir sertifika almak isteyenler de var.
Ortam sıcak, dersler keyifli, hocalar yetkin insanlar, cana yakın.
Kursiyerlerde bittiğim yönler de yok değil.
Örneğin koltukta yayılmış bir vaziyette ders dinlerken yatsı ezanı okunduğunda herkes bir hazırola geçiyor.
Yaşlı başlı, çoluk çocuk sahibi olanların çoğu, “sınavdan düşük not alırsam evdeki çocuğum benle dalga geçer” diye korkuyor ve sürekli olarak hocalara “sınavda ne tür sorular çıkacak?” diye soruyor.
Ama bir de, ders arası vermiş bir kurstan çıkanların gürültüleriyle derste olanları rahatsız etmesi de var. Buna da bir çözüm bulurlar umarım.
***
Salı günkü yazımda buluşmak üzere, okuyucularıma iyi bir hafta sonu diliyorum.