İnsan insan olalı, doğada karşılaştığı zorluklara önce kendisi karşı koymuş.
Sonra dayanışmayı, yardımlaşmayı icat etti.
En ilkel toplumlardan günümüzdeki en modern toplumlara kadar artık dayanışma ve yardımlaşma olmadan yaşanmıyor.
Ne kadar güçlü olursanız olun, bir yerde tıkanıp kalıyorsunuz.
Toplumdaki dayanışma, yardımlaşma duygusu ne kadar güçlüyse o çevrede yaşayan kişiler ve sivil toplum örgütleri kendini o kadar güvende hisseder.
***
Bizde özellikle köy yaşamında imece var ama bizim kuşak dayanışma kelimesiyle belki de ilk kez pala bıyıklı Polonya işçi lideri Lech Wałesa’nın hemen arkasında yürüdüğü “Solidarność” pankartının o zamanlar haberlerde tercüme edilerek kullanılması sonucunda karşılaştı. Walesa’nın bir yandan Polonya siyasi iktidarına savaş açtığı, bir yandan da Gdansk’taki Lenin Tersanesi’ndeki işçilerin haklarını korumaya çalıştığı gösterilerde hep en önde bu pankart olurdu.
Anlamını bulmak için sözlük aramamıştım hiç. Ya da Türk basınında Walesa’ya ilgili haberleri yazan muhabirlerin bu sözcüğün Türkçe karşılığını yazmalarını da beklememiştim. Şanslıydım. O zaman zaten evlerde televizyon yok. Televizyon tek kanal. Akşam 20.00’deki haberler kahvehanede hep birlikte izleniyor. Çayın bile neredeyse Boşnakça istendiği kahvehanelerde babam yaşındaki Boşnaklar'dan öğrenmiştim solidarnost’un “dayanışma” anlamına geldiğini. Meğer Sırplar ve Boşnaklar da Polonyalılar gibi, İngilizcedeki “solidarity” kelimesini kendilerine uyarlamışlar.
***
Edirne’de bugüne kadar epey zayıf olan dayanışma ve yardımlaşma bilinci yavaş yavaş kendini göstermeye başladı.
Rant çevrelerinin belediye meclis üyelerine ve gazetecilere düzenlediği saldırı karşısında kararlılıkla bir araya gelen Edirne kamuoyu yek vücut olmuştu.
Üstelik saldırıya uğrayan politikacıların mensubu oldukları parti ve onun belediye başkanı ses çıkarmazken.
Üstelik kendisine “basın meslek kuruluşuyum” diyerek bugün orada burada ‘birlik – beraberlik turları’ atan bazı dernekler istiflerini hiç bozmazken. Hatta tersine, sevinçlerini gizleme gereği bile duymazlarken.
***
Arif Kuday CHP Edirne Belediye Meclis Üyesi.
Aynı mahalleden ve aynı partiden yine kendisi gibi belediye meclis üyesi seçilen arkadaşı tarafından ihbar edildi.
Annesine, apartmanın çatısında yaptığı iki oda için deyim yerindeyse çarmıha gerildi.
Edirne halkının aleyhine olan bir çok uygulamaya karşı çıkmanın bedelini ödetiyorlardı Kuday’a. Kuday yargıya başvurdu, yargının vereceği karar bekleniyor.
Sonra başka belediye meclis üyelerinin kaçak katları, inşaatları çıktı ortaya. ‘Tık’ yok, iyi mi?
Anlaşıldı ki bir çifte standart var. Halkın yanındaysan yasalara sana en ağır biçimde uygulanır. Ama halk-malk umurunda değilse, belediye meclisinde önüne getirilen her karara sorgulamadan, itiraz etmeden “evet” diyorsan, kaçak kat yapsan da sana kimse bir şey demez.
Aslında bunları yazmak için değil Kuday’ı bu yazımın bir bölümüne konu etmem.
Dayanışmanın değişik bir şeklinden söz etmek istiyorum.
Kuday’a bu nedenle bir de para cezası kesildi.
Ve duydum ki Kuday’ın dostları “Yeter ki sen gidip boyun eğme, cezayı biz kendi aramızda toplayıp ödeyeceğiz” demişler.
Ne güzel bir dayanışma örneği değil mi?
***
Ve ‘dayanışma’ kısmını pek beceremediğimiz bir örnek.
Meslektaşımız Erdinç Ovatman’ı geçtiğimiz günlerde kaybettik.
Kızı Ayça daha sağlığında baba mesleğini seçmişti.
Başkent gazete ve dergisini önce babasıyla birlikte çıkardı. Şimdi ise hem geçim kapısı olarak gördüğü bu yayınları tek başına çıkarmaya çalışıyor, hem de babasının yokluğuna alışmaya...
Burada yazmak zorunda kaldığım için bağışlayın ama Erdinç Abi’nin ölümünden sonra mesleki anlamda ufak – tefek bir, iki yardımım dokundu Ayça’ya.
Ayça da, içinde bulunduğu duygusallıkla bunu derginin başyazısında bunu yazmış.
Bizim hazımsız hırtapozların söyledikleri ‘Vay sen misin ondan yardım alan?’ yollu sözlerini tehdit mi, kızgınlık mı, yoksa serzeniş olarak mı algılamalıyım bilemedim.
Ama en çok da “Bundan sonra yardıma ihtiyacın olursa yine ona git!” cümlesine takıldım kaldım.
Bu hangi halet-i ruhiye ile söylenir?
Bunu söyleyen hangi insan ve meslektaş kılığındaki şahsiyet hala Erdinç Ovatman’ın kadim dostu geçinebilir?
Bilemedim...