ANASAYFA
03 Haziran 2020 Çarşamba
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
Mazbata (2)
Yayın Tarihi: 01 Mayıs 2019 Çarşamba, 06:22
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Ekrem İmamoğlu mazbatasını alarak göreve başladı fakat belirsizlik devam ediyor.

 

AKP’nin üst üste verdiği itiraz dilekçeleri ise toplumu hem geriyor hem yoruyor. 

 

YSK’dan İstanbul seçiminin tekrarı yönünde çıkacak bir karar, çuvala sığmayan mızrak gibi görülecektir. İktidar baskısına bağlanacak, toplum vicdanına sığmayacaktır.

 

Yanı sıra, ülkede zaten sandığa indirgenmiş demokrasiden de eser kalmadığı tescillenecek, demokrasinin yerini otoriter bir rejime bıraktığı yönündeki iddialar güç kazanacaktır. Uluslararası ölçekte Türkiye, melez rejimden otoriter rejime fiilen geçmiş sayılacaktır.  

 

Ne demek mi istiyorum?

Kısaca şu melez rejim meselesine girelim, 167 bağımsız devleti ve tüm dünya nüfusunu kapsayan bir araştırmaya yer verelim…

 

Araştırma, ülkeleri sınıflamada beş ölçütü temel alıyor.

 

Seçim sistemi ve çoğulculuk.

 

Yönetimde etkinlik, şeffaflık. 

 

Siyasal katılım: oy verme, siyasi parti üyeliği.

 

Siyasal kültür.

 

Temel hak ve özgürlükler.

 

Bu ölçütler üzerinden dünya devletleri 4 kategoriye ayrılmış: 

 

Tam demokrasiler.

 

Kusurlu demokrasiler. 

 

Melez rejimler.

 

Otoriter rejimler. 

 

 

Melez rejimlerin tanımlaması şöyle:  

 

Seçimler genellikle özgür ve adil değidir.

 

Genellikle muhalefet partileri ve adaylar üzerinde iktidar baskısı vardır. 

 

Siyasal kültür, hükümetin fonksiyonları, siyasal katılımda ciddi eksikler vardır. 

 

Hukuk devleti zayıftır.  

 

Sivil toplum zayıftır.   

                                                                                           

Gazeteciler üzerinde baskı vardır.

 

Adalet bağımsız değildir.

 

 

The Economist dergisinin “2010 Yılı Demokrasi Endeksi” araştırmasına göre Türkiye melez rejimler kategorisinde yer alıyor, yani üçüncü sınıfta.

 

Peki bugün nerede? Öyle iddia edildiği gibi bir alt kategoride mi, yani otoriter rejimler sınıfında mı?

 

10 yıl içinde ve özellikle tek adam rejimine geçişle birlikte ülke yönetiminin otoriterleştiği yönündeki iddiaların arttığını biliyoruz.

 

İşte bu nedenle YSK kararı önemlidir. İstanbul seçiminin iptaline dönük verilecek bir karar, Türkiye’nin dünya liginde otoriter rejimler kategorisinde değerlendirilmesini kuvvetlendirir.

 

Çünkü melez rejimlerin tarifinde yer alan ölçütlerde “genelde” nitelemesi “kesinlikle” şeklinde değişmiş demektir.

 

Böylesi bir durumun ülke yönetimi açısından ek sorunlar doğuracağı tartışma götürmez.

AKP iktidarlarının çıktısı siyasi, ekonomik, sosyal sorunların aşılması daha da zorlaşır.

 

Örneğin, muhalefeti zillet/illet ittifakı gibi usdışı nitelendirmelere layık gören, toplumun yarısını ötekileştiren/aşağılayan siyaset dilinden sonra “Türkiye ittifakı” gibi bir öneri ile gelmek, elbette yadırganacak ve inandırıcılıktan yoksun bulunacaktır.

 

Açıktır ki zevahiri kurtarma amaçlı zahiri bir öneridir bu ve toplumun ‘öteki yarısı’nda karşılığı yoktur.

 

AKP’nin elini kolunu bağlayan dış kaynak tıkanıklığını aşmak için IMF mecburiyetini makul gösterme, muhalefeti de oyuna dahil ederek bagajı hafifletme çabasıdır bu.

 

Dahası, ülkede bir beka sorunu varsa ve bu da dışarıdan gelen tehditlerle ilişkilendiriliyorsa, küresel finans sisteminin jandarması IMF’nin gündeme gelmesi, küresel finans piyasalarından kaynak arayışı da ne ola ki?

 

Yani, terör saldırılarının arkasında gösterilen küresel güçlerden sağlanacak dış kaynak ile Türkiye ancak düzlüğe çıkar, muhalefetin iktidarın yanında yer alması da bu işi kolaylaştırır mı deniyor, mesaj bu mudur?

 

Hey gidi günler hey; “Büyük Türkiye”, “Güçlü Türkiye” yakıştırmalarından, “IMF’ye borç verdik” böbürlenmelerinden nerelere geldik değil mi?

 

AKP’nin bu taktiksel, kendi içinde çelişkili hamlelerle vaziyeti kurtarma şansı bulunmadığı açıktır; zira sorunların kaynağına eğilmek esastır.

Evet, AKP’nin devlet ve toplum yönetim anlayışından kaynaklanan siyasal/ekonomik/sosyal sorunlarımıza köklü çözümler gerektiği gün gibi ortadadır.

 

Geçen hafta sözünü ettiğimiz, Davutoğlu’nun teferruatlı saptamaları da bu gerçeği vurguluyor.

 

İşte dikkat çekici bazı noktalar…

 

“Cumhurbaşkanlığı ile parti genel başkanlığı görevlerinin bir arada yürütülmesinin doğurduğu sakıncalar giderilmelidir.”

 

“Kuvvetler ayrılığını garantiye almak üzere, yasama erki yürütme ve yargı erkleri karşısında dengeleyici bir otonomiye sahip kılınmalıdır. Bu çerçevede seçim sistemi ve siyasi partiler kanunu da tekrar gözden geçirilerek tek tek milletvekillerinin temsil gücü tahkim edilmeli ve yasama süreci içindeki etkinliği güçlendirilmelidir.”

 

“Kamu ihalelerinin toplumun bilgisi olmadan gerçekleşmesi, ihale kanunundaki, istisnaların kanunun kendisini fiilen işlemez hale getirmesi, kamuoyunda devlet bütçesi ile yapılan işlerin sürekli aynı şirketlere verilmesi gibi yolsuzluk algısına yol açan olgular da acilen yüzleşilmesi ve gereğinin yapılması gereken hususlardır.”

 

“Yaşadığımız ekonomik krizin temelinde bir yönetim krizi yatmaktadır.”

 

“FETÖ ile tavizsiz verilmesi gereken mücadelede farklı kişilere farklı kriterler uygulanması, yürütülen mücadeleye zarar vermektedir.”

 

“ Özgür düşüncenin, eleştirinin temel unsuru olan ve gelişmiş demokrasilerde dördüncü kuvvet olarak nitelendirilen basın ise tek elden yönetilen bir propaganda aracı haline gelmiştir. Gerçek basın özgürlüğü demokrasimizin bağışıklık sistemidir. Bunu yok etmek, usulsüz ve baskıcı metotlarla basında tekelleşmeye yönelmek Türkiye’nin zihni kapasitesini daraltmaktadır.”

 

Evet, içeriden bir ses, bir dönem başbakanlık görevi üstlenmiş Davutoğlu’nun partisine yönelik eleştirileri dikkat çekici.

Ayrıca, AKP’nin İslamcı/muhafazakâr/neoliberal eksendeki politikaları ile ülkenin içinde bulunduğu siyasal/ekonomik/sosyal sorunların aşılamayacağını da ortaya koyuyor bence.

 

Ülkenin gereksinim duyduğu yeni siyaset tarzı, devlet ve toplum yönetimi,  yerel yönetim kapsamı hakkında Ekrem İmamoğlu’nun ‘Maltepe açılımı’, tam da bu noktada yerinde bir irdeleme olacak.

 

Önümüzdeki haftanın konusudur. 

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
İşletmenize Özel Hosting Seçimi Nasıl Olmalı
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE