Bugün 24 Ocak…
Yine soğuk, yine ayaz, 1993’te olduğu gibi…
****
Bugün yine Uğur Mumcu Anıtı’nda olacağız, on sekiz yıldır olduğu gibi... O’nu unutmadığımızı, unutmayacağımızı göstereceğiz yine…
Bugün yine hüzünleneceğiz, efkarlanacağız, karanfil bırakacağız anıtının önüne, zalimlere lanet okuyacağız, yani bugün bizler Uğur Mumcu’yu bir kez daha anacağız ama yetmez…
Anmak, unutmamak yetmez Uğur Mumcu’yu, anlamamız gerek onu, hayatını, gazeteciliğini, yazılarını ve ölümünü…
Maalesef pek anlayamadık Uğur Mumcu’yu, on sekiz sene sadece andık, anlamadık o'nu. Evet, ısrarla söylüyorum anlayamadık. Anlasaydık çünkü bugün bazı yazarlarımız böyle olmazdı. Sabah kalktıklarında 'bugün kimi pohpohlayayım' diye düşünmezlerdi. Anlasaydık o'nu eğer; bugün gazetecilerden hala gazeteci kimliğini kullanarak kişisel çıkar elde etmek isteyenler olmazdı, yanlışı alkışlayanlar olmazdı, sırf gücün yanında olmak için haksızın tarafını tutanlar olmazdı…
Uğur Mumcu’yu anlasaydık eğer, bu kadar korkak olmazdık. Bizler arkadaşımızla bile sohbet ederken 'yerin kulağı vardır' diye tedbirli davranırken; o senelerce bizlerin birbirimize bile söyleyemediğimiz şeyleri köşesinden haykırırken, hiç kimseden çekinmedi, korkmadı…
Biz Uğur Mumcu’yu anlamadık dostlar anlasaydık eğer, doğrunun peşinde koşardık yılmadan, haksızlıklara karşı sesimizi yükseltirdik. O'nun “Bir kişiye yapılan haksızlık, bütün topluma karşı işlenmiş bir suçtur. Bu bilinci paylaşmak ve bu sorumluluğu yerleştirmek zorundayız” sözünü ilke edinirdik kendimize, ama biz “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demeyi tercih ettik…
Uğur Mumcu, çok zengin biri olabilirdi, milletvekili, bakan da olabilirdi, en önemlisi bugün hala yaşıyor da olabilirdi ama o doğruları söyleme ödevinden asla vazgeçmedi, topluma karşı sorumlu hissetti kendini hep, “Uygarca paylaşılan sorumluluk bilinci, özgürlüğün de, demokrasinin de tek güvencesidir” dedi. Tehdit edildi birçok kez ama cesaretinden taviz vermedi, başına gelebilecekleri tahmin edebiliyordu ama geri adım atmadı, O'nun şiiri şu cümle oldu hep; “Unutmayalım ki ‘cesur bir kez, korkak bin kez ölür’. Önemli olan, insanın böyle bir toplumda 'mezar taşı' gibi suskunluk simgesi olmamasıdır."
Biz o'nu anlayamadık maalesef yoksa bugün bu kadar suskun olmazdık, konuşmaya korkmazdık, geri adım atmazdık… O dik duruşun simgesiydi. O doğruluğun, cesaretin simgesiydi. Ne de olsa o Uğur Mumcu’ydu. O bir kez ölenlerden ve unutulmayanlardan oldu…
Kendisi için öldüğünü bilen pamuk tarlasındaki işçi unutmadı o'nu, yoksul köylüler unutmadı o'nu, fabrikadaki emekçi, dairedeki memur unutmadı o'nu… O öldüğünde kundakta bebek olan gençler, öldükten sonra doğanlar da unutmadı o'nu. Çünkü o'nu okudular, tanıdılar, sevdiler ve o'na imrendiler…
Yazının başında belirttiğim gibi bugün yine ecelsiz öldürülen, Uğur Mumcu’muzu unutmadığımızı gösterip o'nu anacağız. Ama asıl unutmamız gereken şey o'nu sadece anmak değil o’nu anlamaya çalışmak olmalıdır. Evet o’nu anlayalım ve herkese anlatalım…