ANASAYFA
16 Temmuz 2019 Salı
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Gönül UYANIKTIR / Günce
O boşluk ben yokum diye mi?
Yayın Tarihi: 28 Mayıs 2019 Salı, 06:35
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Duydum ki, 2'nci Bayezid Külliyesi'ni nasıl değerlendireceğini bilemeyenler, Tabhane (Misafir konaklama odaları) bölümünde Kuran Kursu açmışlar. Hafta içi her gün 11.00 ile 12.00 saatleri arasında İlahiyat Fakültesi'nden hocalar gelip burada Kuran Dersleri veriyormuş.  
Koskoca Trakya Üniversitesi'nin elinin altındaki bu cevheri Sağlık Müzesi benzeri değerlendirememesinin ayıbı bir yana, böyle bir eserin birilerinin makam ve mevki beklentilerine alet edilmesi, kimbilir kime yaranmak için…!?
Edirne'de okuldan çok Kuran Kursu var. İlahiyat Fakültesi ders verecekse memnuniyetle buralarda yapabilir. Siz üniversite olarak bir zahmet kültür turizm bağlamında bu kente ihtiyacı olan bir açılımda bulunun. Bu kentin gelişimine müdahil olun. Aklınızı, altınızdaki koltuğa değil, “Bu kentin gelişimine bilimsel akademik manada ne verebiliriz”e odaklayın biraz da! 
Bunu bizden duymanız ayıp olmaz sanırım!? Külliye'nin 'Tabhane' ( Misafir odaları ve dönemin oteli. Muhtemelen yolcular ve hasta yakınları için) ve semte de adını veren 'İmarethane' (Aşevi, mutfak, yemekhane depo) bölümleri restore edildi ve uzun zamandır atıl durumda. İstanbul'daki bir üniversiteye verilecek dendi, olmadı! Peki siz necisiniz burada? Bu bölümler için hiçbir fikir ve öneri geliştirememiş olmak, sonra da popülizme boğulmak böyle bir şey olsa gerek. Yoksa çok şey mi beklemişiz..!?   
…Bir çocuğun Yeniimaret gibi bir semtte yaşayıp büyümesi bizim zamanımızda değilse de şimdilerde büyük şans..! Belki biz de şanslıydık, pek farkında değildik.
O yıllarda en büyük sıkıntı belediye otobüsleriydi. Belediye otobüsü Üç Şerefeli'nin önünden kalkar, Saraçhane üzerinden Yeniimaret'e, oradan da Bademlik, Yıldırım ve Kapıkule yolu üzerinden Londra asfaltıyla merkeze dönerdi. Bu seferi tamamlaması yarım saat, 45 dakikayı bulurdu. Otobüsler Hindistan'ı aratır derecede dolar, yolcular kapılar açık seyahat ederdi. 
Eğer birkaç arkadaş bir aradaysak kesinlikle otobüs beklemez yürürdük. Hatta saat tutardık. Bayezid Cami önünden Sepetçiler Bakkalı'na 10 dakikayı geçmezdi. 
Ancak okula gidiş gelişlerimiz sıkıntılıydı. Mimar Sinan Orta Okulu belediye otobüsünün ters istikametindeydi. Saraçhane Köprüsünden yürür, keçi patikası bir yoldan tepeyi aşıp arka kapıdan okula giderdik. Okulumu çok sevsem de; sabahları bu eziyet, üstüne ders stresi, tatili iple çekerdim. 
Orta Okul birinci sınıfta iple çektiğim tatil gelmişti gelmesine de, ortada birkaç sorun vardı. Teşekkürü birkaç puanla kaçırmıştım, ailece üzgündük!  Birkaç gün arkadaşlarımla bunun değerlendirmesini yaptık. Suçlu olan ben değildim ki, birkaç puanı çok gören öğretmenlerimdi, benden tembellere bile teşekkür vermişlerdi (!)
Üzüntü kısa sürdü. Esma (Topyan), Süheyla (Uçurtan), Melek (Türe) den oluşan çekirdek oyun gurubumuz normal tatil düzenine geçtik. Resimli cep foto romanlar, Teksas, Tom Miks, Zagor, Tenten ne bulursak getirip ortaya koyuyor. Dönüşümlü okuyorduk. Evcilik, oyuncak bebekler dönemi yavaş yavaş geride kalmıştı.
Annem, 'sen erkek misin, bunları neden okuyorsun?' diye söylenince ben de kitap, defter, Atlas arasına koyup okumaya başladım. Ama anne bu, sahtekarlığımı keşfetmesi kısa sürdü ve gidip bana kapağı pırıl pırıl parlayan yepyeni bir eski Türkçe  Kuran aldı.  
Ondan sonrası tatilim adına çok vahimdi. Babam öğle yemeğine geldiği bir gün motosikletin arkasında beni Eski Cami'ye götürdü. Kapının önünde 10-12 yaşlarında kızlı erkekli bir grup çocuk bekleşiyordu. Babam camiye girdi ve çıktığında da, “Onlarla birlikte içeriye girersin, ders bitince de amcanın yanına git” diye tembihledi. 
Bu durumdan hiç memnun olmadım ama karşı çıkmak ne mümkün! Babam o zaman şimdiki gibi pamuk şekeri değil, sert bir adamdı. Yaz tatilim, mahallede oyun arkadaşlarım aklıma geldi. “Birkaç günde öğrenir bir daha gelmem” diye düşünüp kendimi teselli ettim.
Öğle namazı sonrası cami boşalınca orta yaşlı, göbeklice, beyaz takkeli bir imam çıkıp, “Çocuklar sessizce içeri girin ayakkabılarınızı elinize alıp ayakkabılığa bırakın” dedi. Dediklerini yaptık. O da bu sırada Kadınlar Mahfelinin alt katındaki sundurmaya geçip oturdu. El hareketiyle bizi yanına çağırdı. Bir müezzin gelip hepimize tahta birer rahle verdi. 
Bize Kuran öğretecek hocanın adı İbrahim'di. Öğretmen değildi ama, babacan bir adamdı. Hiç sesini yükseltmiyor, arada kıkırdaşan çocukları, başını kitaptan kaldırmadan el hareketiyle uyarıyordu. Bir süre sonra bize ders arası gibi kısa molalar vermeye başladı. Bu 10-15 dakika içinde camide saklambaç oynuyor, o mükemmel akustiği test edercesine eşarplarımızın hışırtısını ayak seslerini dinliyorduk. Minicik sesler nasıl da büyüyüp devasa oluyordu. Hem bu, hem de dışarısı kavrulurken caminin limonata gibi serin olması bizi adeta büyülüyordu. İbrahim Hocayı da sevmiştik. O da hiç çocukları olmadığı için 'Türkan ablanız gönderdi' diye çaktırmadan bize ders aralarında verdiği şekerleme ve lokumla şımartıyordu. 
Çoğunluğu kız yirmiden fazla çocuktuk. Kızların bir kısmı ilkokulu bitirmiş, orta okula gitmiyordu. Kısa sürede kaynaşıp arkadaş olduk. Aralarında hala görüşüp konuştuklarım  var. 
Tabi ben Kuran okumayı öğrendim, ama öyle birkaç günde değil! Yaz tatili boyunca öğleden sonra cami, ders bitince amcamın Bedesten dışındaki oto parçacı dükkanı arasında mekik dokudum.  Mahallede çocuk mu yok, arkadaşlarım önce bana kızmış, sonra da yeni bir oyun grubu kurmuştu. 
… İstanbul Üniversitesinde öğrenciliğimde, Gazeteci merhum Ertum Öcal Hocamın steno derslerinde sık sık İbrahim Hocayı anımsardım. İkisi de kargacık burgacık yazıları okuyup yazmayı öğretiyordu.  Ama bir süre sonra ikisinin öğrettiklerini de unuttum. 
…Yeniimaret'te yaşayan çocuklar şimdi bizden daha mı şanslı, bunu bir daha gözden geçirmem gerekir.  Komşuluk var, arkadaşlık var, ulaşım çok kolay, teknolojik imkanlar desen o da mevcut... Ama sanki bir yerlerde tarif edemediğim bir boşluk var. Belki de o boşluk ben o çocukların arasında olamadığım içindir… 

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Gramla bamya!
Transferde Edirne plakası: 22
Günenç sinema oyuncusu!
Gel de Ergene'ye atla!
Kapıkule'de sabah ve öğle
'Has bahçe' yaşamalı
Şehitler dualarla anıldı
Ertürk ve Övgü'nün mutlu günü
Potada şampiyon DSİ
U11'de 'Şükrüpaşa' farkı
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE