Şehrimizde AKP’li bir yönetici, bir gazeteciyle söyleşi yapmış ve gazeteci de bu yöneticinin tespitlerine köşesinde yer vermiş. Buraya kadar her şey normal ama yazının daha ilk cümlesi sizi öyle bir düşündürüyor ki yazının içeriği hemen ikinci plana düşüveriyor. Yazının ilk cümlesi şu;
“İsminin açıklanmasını istemeyen bir AK Parti yöneticisi…”
Hemen aklımıza doğal olarak şu soru geliyor “Neden?”
Gazetecinin yapacak bir şeyi yok o’na “İsmim açıklanmasın” denmiş o da açıklamamış doğal olarak…
Bu isminin açıklamasını istemeyen kişi iktidar muhalifi olsaydı, iktidar mensuplarını kızdıracak bir şeyler söyleseydi isminin açıklanmamasını belki biraz anlayabilirdim ama bu bey ya da hanım iktidar partisinin yöneticisi, ilginç…
Yazıyı okumaya devam ettikçe bu kişinin partinin Edirne’deki politikalarını eleştirdiğini görüyorum. Haa tamam, işte şimdi anlaşıldı ismini açıklamama nedeni.
Evet tespitler güzel, bir AKP’linin bunları söylemesi ve bazı şeylerin farkına varması da güzel ama o ilk cümle, ah o ilk cümle yok mu okunup geçilecek bir cümle değil çok düşündürücü…
AKP’li yönetici ne demiş biraz da ona bakalım isterseniz. İşte o yöneticinin bazı cümleleri;
“Öyle, afaki vaatlere, bugüne kadar söz verildiği halde yapılmayan işler nedeniyle insanların (iktidar partisi de dahil) güveni zedelenmiştir. Bunlarda ısrar etmek partiye başarı sağlamaz. Bu yönde yapılan boş vaatlere bölge insanının karnı tok. Somut ve gerçekleşebilecek toplumun inanacağı hizmetlerle ilgili vaatler halka anlatılmalı. Bugüne kadar el atılmayan konular gündeme getirilerek, çözüm yöntemiyle birlikte halkın iyice anlayacağı tarzda çözüm önerileri anlatılmalı. Bugüne kadar yapılan çalışmalar yeterli mi derseniz; Kesinlikle yeterli değil. Edirne'nin diğer yörelerden farklı bir siyasi ve beşeri yapıya sahip olduğunu yok sayarak 'Biz iktidarız bundan yararlanmak istiyorsanız bize oy veriniz' diye içi doldurulmayan emrivaki siyasi söylemlerle de başarının gelmediğini kabullenmek zorundayız.”
“Dost acı söyler” misali gerçekten doğru söylemiş bu yönetici, ama ismini açıklayamıyor işte. Geçenlerdeki bir yazımda da anlatmak istediğim tam da buydu aslında.
Bakın CHP’de böyle bir şey olmaz. Herkes istediğini il başkanının da yüzüne söyler, belediye başkanının da ama AKP’de bu olanaksızdır. Tek liste meselesine daha önce değinmiştik zaten… Ama bazıları bunun doğru olduğunu söylüyor hala. Edirne CHP özgürmüş ama birlik yokmuş. Hiç de öyle değil, 22 Temmuz’da, 28 Mart’ta, Baykalcısı da, Haluk Koççusu da, Sarıgülcüsü de Edirne’de altı ok etrafında birleşmedi mi? Hem belediyeyi hem de 2 milletvekilliğini almadı mı CHP? 12 Haziran’da ne oldu? Yine birlik devam etti. Birlik beraberlik sandıkta olur. Tabi ki bu parti tartışacak, sorunlarını irdeleyecek, isteyen istediğini söyleyecek ve kimse isminin gizli tutulmasını istemeyecek.
Parti bir siyaset okuludur çünkü, siyasetçi yetiştirir. Parti içinde demokrasi yoksa kişiler ne kadar demokrat olabilir ki?
Dediğim gibi şimdi herkes CHP’ye yüklenecek yine delege seçimleri var ya... “Gruplaşmalar var, bölünme-parçalanma var” diyecekler. Ama yine ilk seçimde tüm CHP’liler altı okun etrafında birleşecek ve seçimi kazanacaklar. Bu hiç de zor değil…
Tartışmadan, rekabetten, seçimden anladığımız bölünme olmalı bence, biraz demokrasiyi yaşamaya ihtiyacımız var evde, okulda, siyasi partide…