İletişim fakültelerinde öğrencilere öğrettikleri bir çok ‘basın’ tanımı vardır.
Ama ben basını ayna ile özdeşleştiren tanımları tutmuşumdur hep.
Basın öyle çift taraflı bir ayna olmalıdır ki, yönetenler o aynada okuyucuyu (izleyici) yani halkı görebilmeli.
Bu ayna sayesinde ne istediğini, ne düşündüğünü görüp anlamalı.
Halk da aynı ayna sayesinde yönetim katında ya da kendi dünyaları dışında neler olup bittiğini bu ayna sayesinde bilmelidirler.
Onun dışında basının öğretici olması, eğlendirici olması da gerekir, falan filan.
Ama bunlar sonuçta iletişimcileri ilgilendiren teorik tartışmalar.
Özetle basın; hani şu birer aracın geçebileceği yolların kesiştiği kavşaklara konan ve her iki yönden gelenin birbirini görebileceği aynalar gibidir.
Hadi bazılarının rahatsız olup kırdığı trafik aynaları.
Edirne’de sağlamına rastlamadım.
***
Basını neden trafik aynasına benzettim derseniz; görüntü akışı çift yönlüdür. Yani karşı yönden gelen sizi görüyorsa siz de onu muhakkak görürsünüz.
Basında da bilgi akışı böyle olmalıdır.
Basında bunun istisnaları var.
Mesela sansür.
Mesela, nedeni ne olursa olsun ‘haber saklamak.’
Bunlar bilgi akışını, halkın haber almasını engeller. Özgür haberciliğin baş düşmanıdır.
***
Sansürü biliyorsunuz.
Peki haber nasıl saklanır?
Örneğin, gazetecinin ya da patronun veya sırtını dayadığı çevrelerin işine gelmeyecek, hoşuna gitmeyecek haberleri vermez bazı yayın organları.
Haber değeri olan ve gazetecinin haberliği olduğu bir bilgiyi kasten vermemek haber saklamaktır.
***
Bu kentte ulaşım sorunu her gün daha da derinleşiyorsa, buna karşılık halk bir tekele mecbur ediliyorsa ve o kentin yerel basını her şeyi güllük gülistanlık gibi gösteriyorsa, soruna eğilmiyorsa, bu nedir?
Hatta mahkeme “Burada kamu zararı var” diyerek yürütmeyi durduruyorsa, buna karşılık yerel basın bu haberi Edirneli'ye duyurmuyorsa ya da ‘saklayamadım bari yasak savar bir şekilde vereyim’ diyorsa buna ne diyeceğiz?
Ellerinden minibüs hatlarında çalışabilmeleri için 50’er bin lira bağış alındığı halde yine de bir tekele boğun emek zorunda bırakıldıkları için her şeyini kaybeden minibüsçülerin başlattığı hukuk mücadelesinde kazandıkları zaferi yazmaktan neden korkulur?
Engellilere 10 bin lira bağışta bulunan milletvekilinin aylar geçmesine rağmen bu parayı vermemesini neden yazmazlar? Söz verip hava bastığı halde sonra bu sözünü yerine getirmemek ne kadar ayıpsa, bunu halktan saklamak da o kadar ayıp değil mi?
Belediyenin 10 tona kadarki suya yaptığı yüzde 110’luk zammı yazmayanların, zamları protesto etmek ve zamları geri aldırmak için bütün belediye meclis üyelerine mektup yazarak çağrıda bulunan Edirne Halk Meclisi’ni ve yarın saat 13.30’da Edirne Belediyesi önünde yapacağı basın açıklamasını yazmalarını beklemek çok mu saf kalplilik olur?
Mafyavari saldırılara, imar rantiyelerine hiç değinmeyeceğim bile...
***
Rahmetli “Basın milletin müşterek sesidir” demiş.
Ama eskidenmiş tabi...
Rahmetlinin o söylediği basından eser yok şimdi...