CHP’nin Edirne Merkez’de iki bin beş yüz üyesi var, AKP’nin ise bu rakamın iki katı civarında üyeye sahip olduğunu duymuştum, MHP ve diğer partileri de düşünürsek ve ilçeleri de hesaba katarsak ilimizde siyasi partilere üye olan kişi sayısının oldukça fazla olduğunu görüyoruz.
Ancak, her zaman şunu merak etmişimdir. Acaba bu kadar çok sayıda olan üyelerin kaç tanesi üye oldukları partinin programını benimseyip, tüzüğünü okuyup partiye üye olmuşlardır? Hadi onu da geçtim, kaç tanesi eline gerekli evrakları alıp parti binasına gidip üye olma talebinde bulunmuştur? Bence çok azı…
Genelde il başkanı, ilçe başkanı veya yöneticiler evde, kahvede, sokakta insanları üye yapmaya ikna eder, gerektiğinde üye başvuru formunu da doldurur ve parti binasına getirirler. Ardından da diğer işlemler yapılır. Yalnızca bu durum A partisi veya B partisi için değil hepsi için geçerli olan bir durumdur.
İşte bu noktada aklımıza hemen şu soru geliyor. Nicelik mi önemli, yoksa nitelik mi? Nicel olarak fazla olan üyeler nitelikleri itibarı ile partiye ne katıyorlar? Üye demek her zaman genel seçimlerde oy demek de değildir. Son seçimlerde DSP’nin İzmir’de üye sayısından daha az oy aldığını da hepimiz biliyoruz…
Ancak, bir siyasi partinin ufkunda ön seçim varsa işte o zaman üye yapmak ayrı bir önem arz etmiş oluyor. Bu yüzden herkes akrabasını, arkadaşlarını partiye üye yapmaya çalışıyor. Çünkü ön seçimde bir üye bir oy demek…
Nicel olarak fazla olan üye, sadece partiye üye olmak ile yetinince aynı apartmanda bile birbirinden habersiz, aynı partiden birkaç kişi olduğuna şahit olabiliyorsunuz.
Hatta bazen parti içi seçime katılmak bile bazı partililere külfet olarak gelebiliyor. İşte bunların hepsini topladığınızda karşınıza sorunlu bir örgüt yapısı çıkıyor… Elbette ki siyasi partilerin üyeleri sayesinde güçleneceği yadsınamaz bir gerçek ancak bilinçli ve sorumlu üye olunması çok daha güzel ve ayrı bir şey. Üyeler toplanmalı, tartışmalı, iletişim halinde olmalı. Hem üyeler partiye bir şeyler katmalı, hem de üye partiden bir şeyler alabilmeli, sağlıklı bir iletişim ağı kurulmalı, üyeler sormalı, sorgulamalı, çözüm önerileri üretmeli…
Üyelerin partide üye sıfatında bulunan herkesin eşit haklara ve yükümlülüklere sahip olduğunun bilincinde, bazı görevlere sadece belli kişilerin değil her üyenin talip olabileceğinin farkında olmaları gerekir.
Bu yüzden partiye üye kazandırmak, partiye üye yapma yarışına girmek bence parti içi demokrasi adına sakat sonuçlar doğurmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Bırakın insanlar sizin partinizin programını ve ilkelerini benimsiyorsalar, görüşlerine uygun görüyorsalar, kendileri gelip üye olsunlar, görev istesinler, böyle olsun ki hiçbir parti DSP’nin İzmir’de düştüğü duruma düşmesin.
Haa bir de partilerde sorumlu üyelerin sayıları arttıkça, iletişim ağı geliştikçe, toplantıları sıklaştıkça ve üyeler inisiyatif kullanmaya başladıkça da kimse kızmasın, rahatsız olmasın. Herkes ve her parti geleceğin sorumlu ve bilinçli üyelerine hazır olsun.