ANASAYFA
17 Eylül 2019 Salı
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
İsraf -1
Yayın Tarihi: 11 Eylül 2019 Çarşamba, 06:16
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna oturan Ekrem İmamoğlu, ayağının tozuyla halkın siyasete bakış açısını farklılaştırdı. Sinik bir seçmenden, talepkâr seçmene geçişin önünü açtı.

 

İyi analiz edilmesi, anlaşılması gereken bir dönüşümden söz ediyoruz.

 

Hiç kuşku yok ki, ülkede siyasetin işlevi, siyasetçiye duyulan güven noktasında halkın yaklaşımı genelde olumsuzdur.

 

Siyasetçiye, ülke kaynaklarını verimli kullanmayan, hatta bireysel amaçları öne çıkaran, haksız zenginleşen kişi gözüyle bakılır. Amiyane tabirle: “çalan çırpan kişi”...

 

Evet, genel kanı budur ve elbette yanlış bir yaklaşımdır.

Yanlış bir yaklaşımdır, çünkü siyasetin içindeki herkesi aynı kefeye koymaktadır, genellemedir.

 

Ülkemizde dürüst siyasetçiler de çokça var ve belki de ağırlık o kesimde.

 

Diğer taraftan, seçmen ile devlet arasında, toplumsal faaliyetler içinde köprüdür siyasetçi.

Gerek devlet katında, gerekse sosyal hayatta vatandaş, sorunlarının çözümü, taleplerinin karşılanması için başvurulacak kişi görür siyasetçiyi. 

 

Ve yine bir genellemeden bahsedecek olursak, himaye edilmek, kayrılmak isteyen vatandaş da çoktur ülkemizde ve öncelikle kendi işinin görülmesinde oldukça da acelecidir.

Evet, pek bireycidir.

 

“Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar” misali bir mugalataya yol verecek değilim.

 

“Bir elin nesi var, iki elin sesi var” durumu ile karşı karşıya olduğumuz ortada.

 

Diğer bir ifadeyle, siyasetçi toplumun aynasıdır,

Evet, mülahazada bulunduğumuz sorunlu alan tek boyutlu değildir, sadece siyasetçinin davranış bozukluklarına indirgenemez.

 

Erk sahibi bir siyasetçi nasıl ki toplumda farklılaşıyor ve itibar görüyorsa (yapay ve geçici olsa da), vatandaş da siyasetçiye yakın durarak imtiyaz/çıkar sağlamaktan, çevresinde ayrıcalıklı kişi muamelesi görmekten hoşlanır.

 

Devşirdiği güç, yarattığı çekim alanı ile iş bitirici role bürünenler, akçeli işlere soyunanlar da işte böylesi ilişkiler yumağından çıkarlar ve sayıları hiç de az değildir.

 

Devlet geleneğimiz nedeniyle, diğer bir deyişle, devletin talim ve terbiyesinden geçen ve dolayısıyla devlet karşısında boynunu kıldan ince gören sade vatandaşların bürokrasi katında yaşadıkları zorlukları aşmak üzere Ankara’da güçlü bir hemşeriye, bölge milletvekiline yaslanarak çözüm aramaları ise, farklı bir boyuttur.

 

Devlet bürokrasisinin “mevzuat” diyerek dayattığı zorluklar karşısında çare arayan bir yurttaş davranışıdır ve siyasi tarihimizin renkli hikâyelerine esin kaynağıdır aynı zamanda.  

 

Şimdi…

 

“Bir elin nesi var, iki elin sesi var” meselesinde baş aktör şüphesiz siyasetçi ve devlet gücünü kullanandır.

 

Dolayısıyla ülkede “temiz siyaset-temiz toplum”  ilkesinin yaşam bulması için siyasetin nitelik kazanması, yani bireysel çıkarlar ve organize işler doğrultusunda yapılmaması önceliklidir.

 

“Temiz toplum” inşası, hesap soran toplum yapısının oluşması, yerleşmesi, yeni bir siyaset anlayışının ülkede kendini göstermesiyle hız kazanabilir ancak.

 

Siyasetçi hakkında geçmişten gelen olumsuz kanı da böyle yıkılabilir ve ülkede Batı standartlarındaki siyasetçi profilinin artmasının yolu açılır. 

 

 

Bilindiği gibi, Batı’da siyaset, toplumsal çıkarları önceleyen bir zeminde kendini gösterir.

En küçük bireysel çıkar, güç istismarı, siyaset sahnesinden silinmekle sonuçlanır.

 

Şüphesiz Batı ülkelerinde de siyasetçinin yer aldığı yolsuzluklar olmuyor değil.

Fakat iyi işleyen bir kontrol mekanizması sayesinde, hukuk devleti normlarının işlevselliği sonucu şaibeli işler kısa zamanda ortaya çıkar.

 

Ve bu öyle iyi işleyen mekanizmadır ki, iktidar partisi ile muhalefet partileri arasındaki hassas terazidir.

 

Yani, iktidarın yanlışlarını ortaya koyan bir muhalefet partisinin gerekçelerinin hem sağlam olması, hem de kendinden şüphe etmemesi, temiz siyaset noktasında açığa düşmemesi gerekir.  

 

Ülkemiz ile bir mukayese yaparsak, temiz siyaset-temiz toplum ilkesinde ilerleme kaydedilmekle beraber daha alınacak çok yolumuz var.

 

Geride bıraktığımız yerel seçimlerin, bu yolun kat edilmesinde ivme kazandırdığını söylemek mümkün. Belki de ilk defa, ödediği verginin israf/çarçur edildiğini, kendi yaşam standardına yansımadığını fark eden ve hesap sormaya başlayan geniş bir toplum kesiti oluştu.

 

Elbette daha önce de böyle bir toplum kesiti vardı, ancak bir artışın, çap genişliğinin ve bilinçlenmenin farkındayız sanırım.

 

Ülkenin içinde bulunduğu olumsuz ekonomik koşulların bu bilinçlenmede etkili olduğu elbette söylenebilir.

 

Ama onun ötesinde de bir şeyler var sanki…

 

Neoliberal kapitalist düzende (liberal olanında görece fark vardır) “kaybedenler kulübü”ne katılanlar kaçınılmaz şekilde arttı.

 

Ve biliyoruz ki, böylesi durumlarda devlet gücü devreye sokulur ve sistemin ürettiği sorunlar sosyal politikalar ile aşılmaya çalışılır.

 

(Neoliberal sistemde devlet, şirketlerin hizmetkârı konumundadır zaten.

Sistemsel sıkışmalar devlet gücüne dayalı düzenlemelerle, yetmediğinde bu gücün toplum üzerinde baskı amaçlı kullanılmasıyla aşılmaya çalışılır.)     

 

Ancak, devlet olanaklarıyla, belediyeler üzerinden herkese iş bulmak mümkün değildir.

 

Diğer bir ifadeyle, herkese iş, aş sunamaz sistem; umurunda da değildir.

Sistemin özü, sermaye odaklıdır, kâr maksimizasyonu yönünde döner çarklar.

Böyledir sistemin rasyonalitesi/aklı.

 

Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullar altında ezilenler, tarif edemedikleri ama yaşayarak gördükleri bir şeyin farkına vardılar kanımca.

 

O da, işsizlik, geçim sıkıntısının kolay kolay aşılamayacağı gerçeğidir ve haliyle gelecek kaygısı yaratmaktadır.

 

İmamoğlu’nun “israf” kavramı üzerinden halka seslenişinin ilgi toplaması, gelecek kaygısı ile ilişkilendirilebilir diye düşünüyorum.

 

Çaresizlik içinde çırpınan yoksul kesimlerin, İmamoğlu’nun “israf önleme politikası”na can simidi gibi sarılmaları belki de bundandır.

 

Kaynakların doğru, halkın yararına kullanılmasıyla yaşadıkları sıkıntıların aşılacağını düşünüyorlar muhtemelen.

 

Dolayısıyla, 23 Haziran’daki 800 bin fark her ne kadar “mağduriyet” temelinde açıklansa da, “israf” kavramı da ciddi ölçüde etkili oldu kanaatindeyim.

 

Ayrıca, muhafazakâr seçmenin kolayca anlayacağı ve sahipleneceği bir kavram bu.

Bilinçli seçildiği aşikar...

 

Son günlerde CHP Umumi Başkanı Kemal Bey de ağzından düşürmüyor, “İsraf haramdır” lafını.

 

CHP’deki bu muhafazakâr kesimden oy almak için izlenen ince politikaya da geleceğiz ama isterseniz şu soruyu sorarak bu haftaki bölümü tamamlayalım.

 

Evet, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki kamuoyuna yansıyan bazı geçmiş dönem harcamalar israf mıdır, yoksa yolsuzluk mudur/ görevi kötüye kullanma mıdır?..    

 

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Göçebe lise!
Rengarenk bağ bozumu!
Okullar iş umudu
Yılın Ahisi İsmail Bodur
Gürkan’dan esnafa uyarı
Hamsiye alternatif: Sardalya!
‘Süslü Kadınlar Bisiklet Turu’
Öğrenci harç kuyruğu
Çağrı: Bazı Rap parçalarının hiçbir anlamı yok
Kupada kura günü
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE