ANASAYFA
16 Ekim 2019 Çarşamba
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
İsraf-2
Yayın Tarihi: 18 Eylül 2019 Çarşamba, 06:31
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

“Evet, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki kamuoyuna yansıyan bazı geçmiş dönem harcamalar israf mıdır, yoksa yolsuzluk mudur/ görevi kötüye kullanma mıdır?.. “ sorusu ile bitirmiştik ilk bölümü.

 

Bu soruya değerli okurlardan,  genelde “Üçü bir arada” şeklinde bir cevap geldi.

 

Doğrudur, genel bakış açısı böyle olabilir.

 

Türk Dil Kurumu sözlüğü, israf kelimesinin karşılığını şöyle vermiş: “Gereksiz yere para, zaman, emek vb.ni harcama, savurganlık.”

 

Muhafazakâr toplum kesitinin dikkatini çekmesi için seçildiği aşikar israf sözcüğünün Kur’an’daki karşılığı ise: malı boş yere harcamaktır.

 

“Yiyiniz içiniz fakat israf etmeyiniz” (el-A’raf7/31) buyurulmuş Kur’an’da.

Resûl-i Ekrem de daima mutedil, ölçülü davranmayı, emretmiş, malın boşa harcanmasını yasaklamıştır.

 

Ayet-i kerimedeki: “Allah israfı sevmez” ikazı, israfın sadece elimizdeki mal mülkü çarçur etmek şeklinde düşünülmemesini, hayatımızın bütün safhalarına taşınmasını buyurmuştur” diyor ilahiyatçılar.

 

TDK seküler bir dil üzerinden israf kelimesini tanımlarken, Kur’an doğası gereği uhrevi bir açıklama, yaşama dair de hem yasakçı hem ikazcı hem de ahlâki bir boyut üzerinden bir tanım sunuyor. 

 

Kelimenin etimolojik kökeni Arapça ve azıtma, taşırma, haddini aşma, boşa harcama anlamına geliyor.

 

Anneannemden sıkça duyardık çocukluk yıllarında, “evladım suyu boşa harcamayın, ışıkları kapatmayı unutmayın…” uyarısını.

Neticede savaş, yokluk görmüş bir neslin haklı uyarısını yapıyordu anneannem ve yerden göğe kadar haklıydı.

 

Gereksiz yere harcama, savurganlık, nihayetinde böylesi davranışları yapan kişiyi bağlar ve bedeli de o kişiye çıkar. Mesela, gereksiz yere harcanan su ve elektriğin faturası ay sonu önünüze gelir, ödersiniz.

 

Kimileri ise, maddi imkânlar elverdiği sürece neleri boşuna harcadığını fark etmez bile.

Fark etme eşiği, değişen koşullar ya da faturanın gözleri fal taşı gibi açması sonucudur genelde.

 

Peki, kamu kaynaklarını kullanan siyasetçilerin, kamu görevlilerin aşırı harcamaları israf sözcüğü ile bağdaştırabilir mi?

 

Bizi bir padişah mı yönetiyor ki hesapsız kitapsız, keyfi harcamaları kabul edelim…

 

Modern devlet yönetiminde yıllık bütçe vardır ve kurumlar o bütçeye göre harcamalarını yaparlar ve hesap verirler. Denetlemeye tabidirler.

 

Türkiye Cumhuriyeti de modern bir hukuk devletidir ve akçeli işlere dair denetleme ilgili kurumlar eliyle yapılır.

 

 

“İsraf haramdır” gibi uhrevi değerler üzerinden bir kavrayış, laik devlet yönetimi kapsamında değildir.

 

Dolayısıyla, kamu kaynaklarını kullanan seçilmiş ve atanmışların kör kuruşun hesabını vermek zorunda olduklarını bilmeli ve buna göre hareket etmelidirler.

 

İşte bu nedenle, Yenikapı’ya dizilen araçları, şişirilmiş yakıt faturalarının kamuoyuna duyurulmasını, “şov” diyerek geçiştirmek yerine, kamu kaynaklarının şeffaf kullanılmasına, harcamaların hesabının verilmesine dair farkındalık yaratma çabası olarak değerlendirmek daha doğrudur.

 

Ayrıca, İmamoğlu’nun seçim kampanyasının ağırlık noktasını, kamu kaynaklarının dürüst, şeffaf, hesap verebilir kullanılmasının teşkil ettiğini biliyoruz.

 

Birinci bölümde belirttiğimiz gibi, sistemin yarattığı olumsuz ekonomik koşulların halkta yarattığı kaygılar da dikkate alınarak kamu yönetiminde yeni bir anlayış gerekliliğinin bilinçli öne çıkarıldığı çok açık.

 

Ha tabii, Umumi Başkan Kemal Bey yönetimindeki CHP, sistemin rasyonel işletilmesine dair bir hassasiyet taşıyor ve nedenleri muhtelif.

 

O nedenle Kemal Derviş’in ekonomi dünyasının CHP’de önde gelen temsilcileri Faik Öztrak ve

Selin Sayek Böke’den sıkça duyarız hukuk devletinin, rasyonel, şeffaf işleyen bir kapitalizmin ülke kalkınması için önemini.

 

Söylediklerinin olabilirliği kapsamlı bir tartışma konusudur da, özde işaret ettikleri devlet ihalelerindeki şeffaflıktır.

 

Ve…

 

Genel bir doğruyu ihtiva eden açıklamalarda bulundukları düşünülse de, özde sermaye birikim sorunu yaşayan bir zümrenin serzenişini dile getirmektedirler.

 

Biraz şifreli gelebilecek bu saptamalar, başka bir yazının konusu olsun.

 

Evet, israf sözcüğü İmamoğlu’nun seçim propaganda döneminde bilinçli dolaşıma sokulmuştur.

 

Muhafazakâr seçmene ulaşmada uygun bir dildir ve ayrıca dini duygulara da hitap eder.

 

Yolsuzluk kavramı üzerinden kendinizi ifade ederseniz, muhafazakâr seçmenin savunmacı bir refleksle hareket etmesine, oy tercihinde değişikliğe gitmemesine yol açabilirsiniz.

Diğer bir ifadeyle, AKP’ye yıllardır oy veren seçmeni kendinize çekmeyi zorlaştırırsınız.  

 

Bu nedenle, İmamoğlu’nun seçim stratejisi muhafazakâr seçmenden oy koparmaya odaklı tasarlanmış ve sahadaki uygulamalarda da kendini göstermiştir.

 

Hepsi bu kadar değil kuşkusuz…

 

350 kişilik bir kadronun oluşturulduğunu ve seçimi yönettiğini, İmamoğlu Kampanya Direktörü Necati Özkan’ın Sosyal Demokrat Dergi Mayıs 2019 sayısında yer alan açıklamalarından biliyoruz.

 

Necati Özkan’ın açıklamalarından bazı saptamaları köşeye taşıyarak devam edelim…

 

//…  seçim kampanyası yönetimi, reklamcılığı kapsayan ama reklamcılığın sınırlarını çok aşan bir strateji ve “Kampanya Makinası” inşa işidir.

(…)

Doğru stratejiye karar verilmesi ve kazanacak bir “kampanya makinasının” kurulabilmesi için, siyaset, tarih, siyasi tarih, toplumsal psikoloji, istatistik, doğrudan iletişim, medya ilişkileri yönetimi, yaratıcılık ve dijital medya alanlarına ilişkin pek çok bilginin, uzmanın, kavramın ve kaynağın harekete geçirilmesi gerekir.

(…)

İmamoğlu’nun dili, kendi kişiliğinden kaynaklanan nefrete karşı sevgi dili, korkuya karşı barış dili oldu.

(…)

İmamoğlu sahada ve medyada negatif hiçbir kelime kullanmadı. Herkesi kucaklayan, her seçmene “seni seviyorum” diyebilen bir dil kullandı. Bu dil, kutuplaşmış toplumda karşılık buldu. Bu dil, İmamoğlu’nun hem muhafazakar mahalleyi bilen özgeçmişi, hem de modernitenin, demokratlığın ve sosyal demokrasinin değerlerini özümsemiş samimi tonuyla birleşince istatistikler değişmeye başladı.

 

Üst üste 4 çeyrektir gerileyen GSMH, son 10 yılın en yüksek enflasyon rakamları ve dizginlenemeyen yabancı para… Tüm bunlar, muhalefet için olası bir zaferin ön koşullarını hazırlamıştı. Muhalif iki partinin kurduğu Millet İttifakı, HDP’nin büyük kentlerde aday çıkarmama politikası ve CHP liderliğinin büyükşehir belediye başkanlıkları için “hikayesi olan”, başarılı ilçe belediye başkanlarını aday gösterme stratejisi… İlave olarak, zamanın ruhu ve Türkiye toplumunun özgürlük ve demokrasi talepleri…

 

Tabii ki iktidarın hataları da İmamoğlu’na çok yardım etti.

 

Öncelikle iktidarın kampanya stratejisi kökten hatalıydı. “Beka stratejisi” dedikleri strateji, tümüyle toplumsal gerçeğe aykırı bir stratejiydi. Kampanya sürecinde farklı şirketlere yaptırılan pek çok araştırma, seçmenlerin en öncelikli sorunları arasında “Beka” kelimesinin ilk 30’da bile olmadığını ortaya koyuyordu. İktidarın domine ettiği ve önemli bir bölümü propaganda makinasına dönüşmüş olan %90’ları aşkın medya gücüne rağmen, seçmen zihninde “Türkiye’de beka sorunu var” diye bir düşünce yer etmemişti. Bu, en önemli stratejik hataydı.//

 

Görüldüğü gibi, İmamoğlu’na seçim kazandıran etkenler çok boyutlu.

 

Ancak, Necati Özkan ve kadrosu eliyle Ekrem İmamoğlu’nun bir ürün gibi pazarlandığı gerçeğini de gözden kaçırmayalım.

 

Seçim kazanmak için her şey mubah anlayışı sonuca ulaştırabilir ama sonrası da önemlidir.

 

Eğer İmamoğlu hâlâ seçim dönemindeymiş gibi tutum ve davranışlar sergiliyorsa, bilin ki yüksek popülaritesini korumak zorunda kaldığı içindir.

 

Oysa İstanbullulara verdiği vaatleri yerine getirmeye odaklanması gereken bir sürece girmiştir artık.

 

İmamoğlu,  yüksek popülaritesinin, halkta yarattığı beklentilerin “bumerang etkisi” yaratma ihtimalini hafife almamalı bence.

 

Belli bir etkinin sonucunda ortaya çıkan tepkinin olumsuz olarak geri dönmesi, siyasal-toplumsal olaylarda “bumerang etkisi” olarak ifade edilir.

 

 

Şöyle başlamıştık…

 

“İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna oturan Ekrem İmamoğlu, ayağının tozuyla halkın siyasete bakış açısını farklılaştırdı. Sinik bir seçmenden, talepkâr seçmene geçişin önünü açtı."

 

Şöyle bitirelim…

 

Yazık olmasın!

 

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Aramızdan ayrılanlar
Altyapısızlık 'altyapı' kurdurdu!
Dubadan döner kavşak!
Çiftçinin kasası ‘tamtakır’
Edirne'de Kadın Futbol Takımı
EDİRNE İCRA DAİRESİ
U-14'te Çarşamba mesaisi
Orhan Çebi güven tazeledi
Köylere Kimlik Panosu
‘Genç nüfus göçü artıyor’
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE