ANASAYFA
06 Haziran 2020 Cumartesi
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Fatih ALTUN / BAKIŞ AÇISI
POPÜLİZM SALGINI!
Yayın Tarihi: 24 Eylül 2019 Salı, 06:09
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

        Sizin de hiç “Adam göz göre göre yalan söylüyor ve milyonlar da ona inanıyor, nasıl oluyor anlamıyorum bir türlü” dediğiniz oluyor mu? Sanırım büyük çoğunluk bu soruya “evet” cevabı verecektir. Peki, günümüzde sosyal medyanın da etkisi ile hiçbir şey gizli kalmazken, doğrular bu kadar aleni iken bu nasıl oluyor?

Çok merak ettiğim bu sorunun cevabını Yalın Alpay’ın  “Yalanın Siyaseti” adlı kitabında buldum. Şimdi bu kitaptan özetlerle, o soruya cevap bulamaya çalışalım.

        1980’lerde neoliberal düzene geçişle, “güvencesiz çalıştırılan, kronik geçici işlere mahkûm, bir işe sahip olmakla, işsizlik arasındaki müphem alanda bulunan” ve adına ‘Prekarya’ denen bir kitle oluştu. Kamu kaynaklarından yeterince yararlanmayan, geleceğe güvenle bakamayan bu kitlenin devlet kurumlarına güveni kalmadı ve kendilerine uzatılan ilk ipe tutunmak durumunda kaldılar. Böylece demokrasiye güven azaldı, popülizm değer kazandı.

        Özellikle 2000’li yıllarda ise popülizm, dünya üzerinde adeta bir salgın haline geldi. Tabii ki popülizmin argümanlarını en iyi kullanan liderler de birer birer ülkelerinin başına geçti.

        Kitapta, yer verilen, popülist liderlerin sıklıkla kullandığı yöntemlerden bazıları şunlar:

Seçkin düşmanlığı, çoğulculuk düşmanlığı, kendi halkını yaratma, mağduriyet edebiyatı, kutuplaştırma, devleti ele geçirme, ayrıcalıklı hukuk yaratma, kendi anayasasını yapma, sivil toplumun bastırılması...

        Bunlara birkaç örnek:

        - Macaristan’da iktidara gelen Viktor Orban’ın yapığı ilk iş, devlet memurları kanununu değiştirerek, tarafsız olması gereken bürokratik pozisyonlara kendi taraftarlarını yerleştirmek olmuştur.

        - Polonya’da ise Jaroslaw Kaczynski yargı bağımsızlığına karşı harekete geçmiş, var olan mahkemelerin prosedürleri değiştirilmiş ve yeni hâkimler atanmıştır.

        - Avusturya’da Jörg Haider, görece yoksul bölgelerde “kendi taraftarlarına” 100 euroluk banknotlar dağıtmıştır. Çünkü Haider için yalnızca bir takım halk “gerçek” halktır ve sahibi oldukları devlet tarafından desteklenmeyi hak eder.

        - Venezuela, Ekvador ve Bolivya‘da popülistler, yeni anayasalar yaparak, yargının gücünü azaltıp, yürütmenin gücünü artırma ya da yargıyı partili kadrolarla doldurma yoluna gitmişlerdir.

        - Rusya’da Putin, Macaristan’da Orban ve Polonya’da Kaczynski sivil toplum kuruluşlarını, dış güçler tarafından kullanılan örgütler ve “yabancı ajanlar” ilan ederek itibarsızlaştırıp baskı altına almaktadırlar.

        Peki, bu uygulamalar size tanıdık geliyor mu?

        Neyse, şimdi biraz da kitleleri bir şeye inandırma ile ilgili olarak kitapta yer verilen yöntemlere göz atalım. Bakalım bu yöntemler de tanıdık gelecek mi?

        -Gerçekleri kanıtlamak için en emin yol doğruları söylemektir.

        - İkinci sırada amacı gerçekleri kanıtlamak değil, yalnızca rakibi susturmak olan diyalektik vardır.

        - Üçüncü sırada retorik gelir. Retorikte düş ve gerçek eşit durumdadır ve kitleye konuşan konuşmacı genel kabul görmüş inançlar aracılığıyla kitleyi ikna etmeye çalışır.

        - Dördüncü sırada şiir yer alır. Dinleyicileri duygusal olarak kışkırtmak ve güdülemek amaçlanırken, kullandığı anlatımın gerçek olmasının önemi yoktur.

        - Beşincisi safsatadır. Dinleyicinin algısının çarpıtılmasını ve yanıltılmasını amaç edinen safsata tüm bunların içinde en sağlıksız anlatımları (yalanları) içerir.

        Bunlardan, birincisi yani gerçeği anlatmak popülistlerin yöntemi değildir. İkincisi olan diyalektik ise karşı tarafla tartışmayı gerektirir ki, popülist liderler bunu da sevmez.  

        Popülistlerin tercih ettikleri yöntem diğer üçüdür.

        Kitleleri ikna etmeye yönelik olan, retorikte dinleyicilerin psikolojilerinin her zaman yüksek tutulması ve hoşnut edilmesi gerekir. Önemli olan konuşmacıya hak vermeleri ve onun tarafına geçmeleridir. Daha eğitimsiz zihinlere sahip olan retorik dinleyicileri, konuşmacıların ustalıkla söyledikleri yalanları, kafalarındaki popüler kavramlarla eşleştirir ve kolaylıkla inanırlar.

Üstüne bir de şiirle desteklenirse kitle tamamen coşar.

Retorikle ele geçirilen gücü, elde tutmaya devam için sonraki aşama olan safsata kullanılır!

        Biraz felsefi anlatım gibi olsa da, özellikle son üç yöntem bize ne kadar da tanıdık geliyor değil mi? Özellikle geçmişe atıflarla düşle gerçeği birlikte sunmak, şiirlerle kitleri coşturup, her türlü yalanları alkışlattırmak ve üst üste seçimler kazanmak!

İşte size baştaki sorunun cevabı!

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE