ANASAYFA
19 Mayıs 2022 Perşembe
Açılış Sayfam Yap!
Sık Kullanılanlara Ekle
Matbaa Hizmetleri
Künye
Reklam
İletişim
Siyaset
Ekonomi
Sağlık
Spor
Kültür-Sanat
Güncel
Röportaj
Resmi İlan
Yazarlar
E-Gazete
Video Galeri
Nurhan IŞIKSEREN / Eleştirel Düşünce
İmamoğlu bir proje midir?-1
Yayın Tarihi: 25 Eylül 2019 Çarşamba, 06:15
16 Punto 18 Punto 20 Punto 24 Punto

Gerek yerel seçim sürecinde gerekse seçildikten sonra İmamoğlu’nun bir proje olduğunu sıkça duyduk/duyuyoruz.

 

Yıpratma amaçlı bir algı yaratılmak istendiği hemen anlaşılıyor tabii.

 

Biraz da gizem katılarak ortaya salınan bu iddiaya, İmamoğlu’nun cevabı şöyle oldu:

“Evet ben bir projeyim, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Atatürk Cumhuriyeti’nin bir projesiyim.”  

 

24 Haziran akşamı Beylikdüzü konuşmasında İmamoğlu ilaveten şunları da söyledi:

 

“Biz bu şehirde demokrasi inşa edeceğiz, adaleti inşa edeceğiz. Size söz veriyorum, geleceği inşa edeceğiz. Milli değerlerine her daim sahip çıkan, vatanın bölünmez bütünlüğünü her yerde savunan ama yanı sıra her yerde tam bağımsız Türkiye diyen, biz aynı zamanda gelecek için fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştireceğiz. Size söz veriyoruz, ne sizi aldatacağız ne de aldanacağız. Siyaseti, ahlakla buluşturacağız…”

 

Genel siyasete de atıf bu sözler açıktır ki, AKP iktidarına son verme hedefini dillendirmektedir.

 

Kabaca ele aldığınızda alternatif bir siyaseti tanımlayan, daha önce de değindiğimiz Maltepe konuşması ile örtüşen cümleler bunlar.

 

Elbette ayrıntıda, “… her yerde tam bağımsız Türkiye… Siyaseti ahlakla buluşturacağız…” sözlerinin nasıl hayata geçeceğini de bilmek gerekiyor.

 

İmamoğlu, seçim zaferinin verdiği heyecanla sarf ettiği bu sözlerin karşılığını vermek için neler yapacak göreceğiz. Not etmiş olalım.

 

Şimdi…

 

İmamoğlu’na göre proje nedir anladık da; bu proje kendisine mi aittir, yani durumdan vazife çıkararak siyasi çalışmalarının çerçevesini kendisi mi çizmektedir, yoksa projenin uygulayıcı aktörlerinden midir, üstlendiği rolü beceriyle oynayan siyasi bir aktör müdür? 

 

Senaristler, proje müellifleri arasında yer almakta mıdır İmamoğlu, yoksa nitelikleri sebebiyle seçilmiş bir proje taşıyıcısı mıdır?

 

Bu sorulara cevap aramak lazım; ancak sanılmasın ki İmamoğlu’nu önemsizleştiren, sıradanlaştıran bir bakış açısıyla bu satırlar kaleme alınmıştır.

 

Aksine, İmamoğlu nitelikleri ve çalışkanlığı ile kendini kanıtlamış ve büyük bir başarıya imza atarak kitlelerin sevgisini kazanmış, umut yaratmış bir siyasetçidir.

 

Bu da kendisinden beklentileri öylesine yukarı taşımıştır ki, her zaman dikkatle takip edilecek ve sınanacaktır.

 

Unutulmamalıdır ki, kendisine oy verenlerin tercihleri ağırlıklı olarak bireyseldir.

Nitekim beklenti içindeki yurttaşların eleştirileri gündeme gelmeye başladı bile.

 

Doğaldır; iş, aş meselesi ülkenin can yakıcı sorunlarından…

 

Ancak “sistem” kaynaklı sorunlar bunlar ve geçen haftaki yazıda da belirttiğimiz gibi tamamen çözüme ulaştırılmasını beklemek, ham hayaldir.

 

Örneğin birkaç gün önce İBB Medya A.Ş.’de 13 kişilik bir istihdam için 6 bin kişinin başvurduğunu üzülerek açıkladı İmamoğlu.

 

İş arayanlara teselli olarak da; İBB’de 25 yıl sonra kamu alımları dışında ilk defa iş ilanı ile personel arandığını, objektif davrandıklarını söyledi.

 

Geride kalan 5987 kişi için bu açıklamanın kifayet etmediği, hüsranla karşılandığı çok açık tabi…

 

Yaşama tutunmak/daha iyi şartlarda iş edinmek isteyenler İBB’ye başvururken “Her şey çok güzel olacak” diye umutlanmışlar mıdır bilemem ama gerçeklerle yüzleşmenin soğukluğunu yaşamış olmaları kuvvetle muhtemeldir.

 

“Her şey” dediniz mi çok iddialı, çapı çok geniş bir laf etmiş olursunuz.

Seçimlerde böylesi lafları kullanmak hedefe ulaştırabilir belki ama sonrası baş ağrıtabilir.

 

İmamoğlu da şöyle bir koltuğuna yaslanıp derinden bir “of” çekmiştir herhalde…

 

Seçim kazanmak için her şey mubah anlayışının; diş macunu, yoğurt gibi halka siyasetçi pazarlayan reklam şirketlerine kendini teslim etmenin elbette bedeli olacak.

Bakalım İmamoğlu bu bedeli ne kadar hasarla atlatacak...

 

Proje meselesine, sondaj çalışmalarının açısını genişleterek devam edelim ve şu soruyu ortaya atalım…

 

Babacan ve Davutoğlu partileri bir proje midir?

 

Bu soruya “hayır” diyenler azınlıkta kalacaktır kanaatindeyim.

 

Öyle ya, Babacan bir teknokrat, Davutoğlu da akademisyen; ikisi de Erdoğan sayesinde siyasete girmiş ve varlık göstermiş aktörler.

 

Peki, nasıl oluyor da birdenbire parti kuracak kadar cesaretli adımlar atıyor bunlar.

Hele Davutoğlu…

Erdoğan “Çekil kenara” dediğinde, bunu süklüm püklüm kabullenen Davuoğlu’ndaki bu özgüven patlaması da ne ola ki?

 

Her ikisi için, bir projenin sahaya sürülen siyasi figürleri saptaması çok mu iddialı olur?

Peki, arkalarında bir güç olmasa cesaret edebilirler miydi böylesi bir maceraya?

 

Tabak gibi ortadaki gerçek ise, her ikisinin işlevinin AKP’yi zayıflatmak, başarılabilirlerse iktidardan düşürmek değil de nedir?

 

Önceki yazılardan hatırlayacaksınız, Meral Akşener’in İYİ Parti’si için de aynı iddiaları ileri sürmüştük.

Kimse kusura bakmasın, “kanıtı da ittifak siyaseti oldu” diyorum. 

 

Değerli okurun, “Kılıçdaroğlu neydi ki?” diye sormakta sabırsızlandığını; “Filmi geriye sar, 2010 yılında Kemal Bey’in sahneye çıkışına kadar gel bakalım…” dediğini hisseder gibiyim…

 

İsterseniz zaman tünelinde sıçrama yapmayalım, aheste gidelim ve hem geçmişe hem günümüze ışık tutacak bir yerden devam edelim konuya…

 

Umumi Başkan Kemal Bey dönemi İstanbul il başkanları üzerinden yürüyelim…

 

Kemal Bey’in ilk İstanbul il başkanı ataması, Aydın Doğan Grubu CEO’su

Nebil İlseven’dir. Yönetim kurulunu belirlemede genel merkez müdahalesini kabul etmeyerek 53 gün gibi kısa bir süre sonra görevinden istifa etmiştir.

 

Ardından, CHP hakkında ileri geri laflar ettiği söylenen, “10 Aralıkçı” sıfatlı Oğuz Kaan Salıcı atanmıştır boşalan koltuğa.

2012 tarihli İstanbul il kongresi sonrası, seçilmiş il başkanı konumunda bir müddet daha göreve devam etmiştir(şimdiki pozisyonu: milletvekili, örgütlerden sorumlu genel başkan yardımcısı).

 

Salıcı’dan sonra atama ile Murat Karayalçın’ın İstanbul il başkanı yapıldığını hatırlayacaksınız.

İki sene sonra, o da bu görevi bıraktı. Niçin o göreve getirildiği ve neden gittiği pek anlaşılamadı.

İş Bankası Yönetim Kurulu’nda faydalı olmak istemiş olabilir.

 

Sonrasında Cemal Canpolat ve Canan Kaftancıoğlu, seçilerek göreve geldiler.

 

Tüm bu sürecin karakteristik özelliği, genel merkez iradesinin İstanbul’a yansıması ve belirleyici olmasıdır.

Gayet tabii ki bir plan ve proje çerçevesinde şekillenen bir süreçten bahsediyoruz.

 

“Sebebi nedir?” diye sormakta haklısınız.

 

Cevabını, Kemal Bey’in CHP’nin başına getirilmesi, “İmamoğlu bir proje midir?” sorusu ile bağlantılı ele almak lazım.

 

Önümüzdeki haftanın konusu olsun.

 

Gönder Yorum Yap Yazdır Facebook Twitter FriendFeed Google
  ÇOK OKUNANLAR
Varel ailesinin acı kaybı
6 asırlık hamam satışta!
‘Ustaya yakışır çalışma’
Kırkpınar Spor Lisesi'nde erken bayram
Ulu çınar 165 yaşında!
EDİRNE ve BİSİKLET -9-
Ağırlığınca yağ teslim edildi
CHP'den mitinge davet
EKK'den Mahalle Meclisleri
'Keşan ağlanacak durumda'
  GÜNÜN GAZETE MANŞETLERİ
Akşam Gazetesi Birgün Gazetesi Bugün Gazetesi Cumhuriyet Gazetesi
Dünya Gazetesi Fanatik Gazetesi Fotomac Gazetesi Gunes Gazetesi
Haberturk Gazetesi Hurriyet Gazetesi Milli Gazete Milliyet Gazetesi
Posta Gazetesi Radikal Gazetesi Sabah Gazetesi Sozcu Gazetesi
Star Gazetesi Takvim Gazetesi Taraf Gazetesi Türkiye Gazetesi
Vatan Gazetesi Vakit Gazetesi Yenisafak Gazetesi
Yeni Hudut Gazetecilik ve Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti
Babademirtaş Mah. Üç Şerefeli Camii Arkası No:7 EDİRNE
Özel Okullar, Özel Okul Fiyatları

Marküteri Parke